Ekonomik krizin sorumlusu süt üreticileri mi?

0
361

Siyasetçilerin önemli taktiklerindendir:

Oy getirecek işleri davul zurnayla duyurur, yaparlar. O kadar abartırlar ki sanırsınız Dünya onlar sayesinde dönüyor. Oy kaybettirecek işleri ise toplumun dikkati başka çok önemli bir olaya çevriliyken fark ettirmeden yapmaya çalışırlar.

Yine öyle oldu: Hepimiz, yüreğimiz ağzımızda, “Barış Pınarı Harekâtı” ile meşgulken yerel seçimler öncesinde çiğ süte yapılan prim zammı geçen hafta geri çekildi.

Neye, niçin itiraz ediyorum

Çiğ süte desteğin 10 kuruştan 25 kuruşa çıkarıldığını 22 Aralık 2018’de Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli açıklamıştı. Aradan bir yıl bile geçmeden, bu defa primlerin 10 kuruşa çekildiği ve kararın -geriye dönük olarak- Mayıs ayından itibaren geçerli olduğu haberi geldi.

Sebep?

Bütçede para yok.

İnşaatçıya para var, tekstilciye para var, arabacıya para var, futbol kulüplerine para var… Herkese var, araba saltanatına bile var; süt üreticisine yok.

Oysa yerel seçim öncesinde çiğ süte desteğin 25 kuruşa çıkarıldığı açıklarken Bakan Pakdemirli, gerekçe olarak şunları söylüyordu:

“Tarım ve Orman Bakanlığı olarak süt üreticilerimizin üretim maliyetlerinin düşürülmesi, üretiminde sürdürülebilirliğin ve vatandaşlarımızın ucuz süte ulaşmaların sağlamak, ‘Enflasyonla Topyekûn Mücadele’ kapsamında fiyat artışının tüketimde talep daralması yaratmasının önüne geçmek ve arz/talep dengesinin devam edebilmesi için çiğ süt destekleme fiyatlarında yeniden düzenlenme yapılmıştır.” 

Prim tekrar 10 kuruşa düşürüldüğüne göre, yukarıdaki satırların tersini düşünün. Demek ki 10 kuruş kararıyla çiftçinin üretim maliyetleri artacak, üretimde sürdürülebilirliğe darbe vurulacak, vatandaş sütü daha da pahalı alacak, tüketimde talep daralması olacak, arz/talep dengesi bozulacak.

Bu kararın sadece süt üreticisini vuracağını sananlar çoook yanılıyor. Eti de vuracak. Topyekûn hayvancılığımızı vuracak. En temel gıdamızı vuracak. Çocuklarımızın gelişimini vuracak. Sağlığımızı vuracak. Üretimimizi vuracak. Gıda ithalatında artışa hatta gıdada ithalata tam bağımlılığa ve kayıt dışılığa sebep olarak ekonomimizi vuracak. Sosyal dengeyi bozarak kırsaldan kente göçü daha da arttıracak.

Zaten ödemeler aylarca geriden yapılıyordu.

Daha önemlisi, zaten verilmesi gereken desteğin yarısı veriliyordu çiftçiye.

Bakın, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesi ne diyor:

“Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olamaz.”

Evet, “…yüzde 1’inden az olamaz.” diyor.

Ama olmuş:

Kanun 18 Nisan 2006’da çıkarılmış. İlk uygulanması gereken yıl 2007. 2007’den itibaren 2018 dâhil Kanun’un bağlayıcı hükmü gereği çiftçiye ödenmesi gereken toplam miktar yaklaşık 226,2 milyar TL. Peki, bu paranın ne kadarı ödenmiş? Yaklaşık 116,7 milyar TL’si. Demek ki iktidarın, çiftçiye yaklaşık 109,5 milyar TL borcu var.

Hâl böyleyken yani 12 yıl içinde çiftçiye, ödenmesi gereken desteğin yaklaşık yarısı ödenmişken “seçim kazanmak için” prim 25 kuruşa çıkarılıyor, kaybedince de prim zammı geri alınıyor.

Şöyle bitireyim:

Bu ve bunun gibi kararların üretimimizi vuracağını dolayısıyla gıda ithalatında artışa hatta gıdada ithalata tam bağımlılığa sebep olacağını defaatle yazdım ve söyledim. Yıllar itibarıyla sürece bakılınca gidişatın ne denli tehlike arz ettiği dolayısıyla uyarılarımın haklılığı açıkça görülüyor.

İşte bu yüzden, yıllar önce, Yaşam İçin Gıda’ya yazdığım ilk makalenin başlığını “En önemli mal, gıdadır” koymuş ve en önemli cümle olarak da şöyle demiştim:

Kendi yiyeceğini üretemeyen ülke açtır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Buraya lütfen adınızı yazın