Nükleer başlıklı füze yapabilir miyiz?

0
540

“Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var. Bir tane, iki tane değil… Ama benim elimde nükleer başlıklı füze olmasın! Ben bunu kabul etmiyorum. (…) Şimdi hâle bakın: Onlar nerede, neyin yarışını yapıyor, bize de ne diyorlar? ‘Sakın ha sen yapma.’ diyorlar. Yanı başımızda İsrail. Var mı? Var ve bütün her şeyiyle onunla korkutuyor. Değerli kardeşlerim biz şu anda çalışmamızı yürütüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sivas Kongresi’nin yıldönümü vesilesiyle gittiği Sivas’ta yaptığı konuşmada bunları söyledi. Belli aralıklarla kendisinden füze, nükleer füze, otomobil, uçak, helikopter, gemi, uçak gemisi gibi konularda benzer cümleleri duyuyoruz. Bunların yokluğunu -bir vatandaş olarak- ben de kabul etmiyorum, onun kabul etmesi elbette beklenemez. Çok önemli bir farkla ki seçtiklerimizin kafalarındakini seçimden önce söylemeleri, seçildikten sonra ise yapmaları gerekiyor çünkü seçildikleri andan itibaren artık isteme makamından “yapma makamına” terfi ediyorlar. Dolayısıyla iktidar sahiplerinden, daha önce hiç bir siyasiye nasip olmamış büyük bir halk desteği ve imkânlarla çok uzun yıllardır oturdukları makamın hakkını vermelerini istiyor ve bekliyoruz.

Lafa “Nükleer başlıklı füzeye sahip olmamızı istemeyenler var.” diye başlayacak olanlara, örneğin “Beşşar Esad, İsrail nükleer başlıklı füze yapmaya kalksaydı siz engel olmaz mıydınız?” diye sorarak başlarım ki sorunun asıl cevabı şudur: Hiçbir devlet ve hiçbir devletin vatandaşı, diğer ülkelerin, özellikle “rakip ve düşman” olarak gördüklerinin nükleer başlıklı füzeye sahip olmasını istemez. Sadece nükleer başlıklı füzeye mi? Kendi ülkesine sıkıntı yaratacak hiçbir sahada gelişmesini istemez. Dolayısıyla hiç hazzetmediğim bu mazereti geçelim.

Gereğini yapmak

Ana başlık “Nükleer başlıklı füze yapabilir miyiz?” olmakla birlikte bugünkü yazımızın konusu doğrudan “nükleer füzeler” değil, ama sorunun cevabı da vereceğim örneklerde…

Bugünkü yazımın konusu: Gereğini yapmak.

“Gereğini yapmak” anlaşılması kolay bir kavram ve adeta “kuvveden fiile” geçişteki mecburi istikamet.

Örneğin iyi bir sporcu olmak istiyorsanız, fizikî yeterlilik yanında yeterli teknik ve taktik bilgiler ile zihinsel ve ruhsal yeterliliğe de sahip olmanız gerekir. Bunlardan birine sahip değilsiniz, iyi bir sporcu olamazsınız. Birden fazlasına sahip değilseniz, sporcu da değilsinizdir; olsa olsa sağlık için spor yapıyorsunuzdur. Hatta diyebilirim ki bütün bu özelliklere sahip olsanız bile eğer “idman” yapmıyorsanız yine iyi bir sporcu hatta sporcu bile olamazsınız. “İdman” da yetmez, idmanın da belli bir plan program dâhilinde, bir uzman eşliğinde yapılması gerekir.

Bütün bu saydığımız yeterlilikler bir spor dalında başarılı olmak için yeter mi? Yetmez. Sporcunun, yaptığı spora göre, yeterli ve dengeli beslenmeyle de takviye edilmesi gerekir.  Yeter mi? Yetmez. Uyku düzeni ve yeterliliği de başarıya doğrudan etki eder.

Nükleer füze yapmak işi de böyledir.

Ekonomi politikamız ne?

“Ekonomi politikamız ne?” sorusunu ekonomi ile ilgili çok sayıda makalesi olan biri olarak soruyorum çünkü bu ülkenin ekonomi politikasının ne olduğunu ben hâlâ anlayabilmiş değilim. Bilen varsa ve bana yardımcı olursa gerçekten memnun olurum.

Uzatmadan bu konudaki son örneğe geçeyim:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4 Eylül’de Sivas Kongresi vesilesiyle bulunduğu Sivas’ta yaptığı konuşmada şöyle söyledi:

“2020 ile ilgili ben bir büyüme oranı veriyorum. Ona kilitleneceğiz. Büyümeyi kesinlikle yüzde 5 olarak planlayacak ve bunun üzerinde oynayacağız.”

2020’de yüzde 5 büyüyebilir miyiz?

Büyürüz elbette. Bir iş yerinin veya ülkenin büyütülmesi sanıldığı kadar zor değildir. Önemli olan nasıl büyüdüğünüz ve bunu nasıl sürdüreceğinizdir. Eğer büyürken ayaklarınız yere basmazsa çıktığınız yerden, çıkış hızınızdan çok daha hızı bir şekilde düşersiniz. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ekonomik durumun önemli sebeplerinden biri de budur zaten.

Asıl dikkatinizi çekmek istediğim ise şu:

Hatırlayalım: Yaklaşık bir yıl evvel, 20 Eylül 2018’de Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomi Programı’nı açıkladı. Program 2019, 2020 ve 2021 yıllarını kapsıyordu ve ekonomik krizden çıkış programı olarak ilan edildi. İşte o programda Albayrak, Türkiye’nin 2020 yılında yüzde 3,5 büyümesinin planlandığını söyledi.

Şimdi ise, Yeni Ekonomi Program’ın ilanından bir yıl sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2020 büyümesinin 3,5 değil de 5 olarak planlanacağını söylüyor. Gelirler, giderler, yatırımlar, işsizlik, enflasyon, döviz, ihracat, ithalat, borçlanma, özelleştirmeler vs. 3,5 büyümeye göre planlanmışken dünyada veya Türkiye’de ne değişti de büyüme hedefimiz en az yüzde 5’e çıkarıldı? Bu durumda gelirler, giderler, yatırımlar… ile ilgili planlamanız nasıl ve öngörüleriniz neler?

Belli ki ortada kimsenin henüz bilmediği bir “plan” sorunu var ve geldiğimiz noktada bunun adı “plansızlık”tır. Bu durumda da ister yüzde 5 büyüyelim ister 15, bir müddet sonra çok daha kötü bir ekonomik krizle karşı karşıya kalmamız mukadderdir.

Devlet politikası mı, kişilerin politikası mı?

Tarım Bakanlığımız 17 yılda 6 bakan gördü. Bunlardan birinin başlatıp da diğerinin devam ettirdiği, tarımımızın geleceğine olumlu katkı sağlayacak kaç proje gösterebilirsiniz? Ben size, birinin başlattığı ama diğerinin devam ettirmediği bir sürü proje sıralayabilirim. Üstelik on milyonlarca TL harcanmışken.

Bu bakanlardan bazıları, kendinden öncekileri birilerine taviz vermekle, birilerini korumakla bile suçladılar.

Bir de Millî Eğitim Bakanlığına bakalım:

17. yılda 7. Millî Eğitim Bakanımız iş başında. Bu süre içinde ilk ve orta öğretimde sistem, ders programları, ilk-orta-lise kademeleri arasındaki geçiş sınav sistemi, üniversite sınav sistemi defalarca değişti. O kadar çok değişti ki neredeyse takip etmek mümkün olmayacak hâle geldi.

Yetmedi, tıpkı Tarım Bakanlığında olduğu gibi, her gelen bakan bir önceki bakanın yaptıklarını bazen sözle, bazen yaptıklarıyla yerden yere vurdu.

Sonuç:

Çocuklarımızın uluslararası sınavlarda elde ettikleri sonuçlar çok kötü. Öyle ki başarı sıralamasında en sonlardayız. Çocuklarımızın çoğunluğu okuduklarını anlayabilecek durumda değil. Durum; matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi fen bilimi alanları söz konusu olduğunda çok daha kötü.

Sadece uluslararası sınavlarda değil, kendi yaptığımız sınavlarda da durum aynı. Hem ortaöğretimden liseye geçiş hem de üniversite sınavlarında, doğru cevap oranları diplerde. Sınavlara giren çocuklarımızın dörtte biri, sorulan toplam sorunun yüzde 12,5’ini bile doğru cevaplayamadığı için puanları hesaplanmıyor.

Yetmezmiş gibi, en başarılı gençlerimiz kafileler hâlinde ve geri dönmemek üzere yurt dışına gidiyor.

“Bilim politikası mı?” O da ne!…

Ara başlıkta “Devlet politikası yok.” dedim ama bu durum, “parti politikasının” da olmadığı anlamına geliyor.

Sadece bakanlar mı? Valiler ve kaymakamların uygulamalarına da bakın. Yaşadığınız yere bir vali veya kaymakam atandığında yeni gelen kendi projesiyle birlikte gelir. Örneğin biri tarımla ilgili bir furya başlatır, diğeri turizmle ilgili. Kötü olan ise şudur: Yeni gelenin projesi başladığında eskisininki sürdürülmez, unutulur, çöpe atılır; harcanan paralar da çöpe gider doğal olarak!.. Şehirler büyüdükçe vatandaş bu durumu daha az hisseder belki ama küçük yerleşim yerlerinde hep böyle olur. Araştırın, doğru olduğunu göreceksiniz.

Tarımın gündemi

Bana göre tarımın önümüzdeki üç önemli gündemi şunlar:

Tarımda Millî Birlik Projesi, Yeni Hal Yasası, Tarım Şurası.

Tarımda Millî Birlik Projesi adını ilk defa, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın 10 Nisan 2019’daki Yeni Ekonomi Programı Yapısal Dönüşüm 2019’u açıkladığı toplantıda duyduk. Albayrak, Proje’nin Mayıs ayı içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanacağını söylemişti. Açıklanmadı. Tarım ve Orman Bakanlığı, açıklamanın ertelendiğini duyurdu.

Tarımda Millî Birlik Projesi’nin içeriğini tam olarak bilmesek de basına sızdığı için genel bir kanaat sahibi olduk. Birçok tarım yazarı gibi ben de konuyu ayrı bir makale ile ele aldım. Belki de tartışılsın diye bilerek sızdırıldı. Yine de “Cumhurbaşkanı Mayıs ayı içinde açıklayacak.” gibi net bir açıklama yapıldıktan sonra açıklanmaması, plansızlığın boyutlarını göstermesi bakımından manidar.

Albayrak’ın 10 Nisan’daki açıklamasının üzerinden 14 gün sonra Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli özetle şu açıklamayı yaptı:

“Tarımda Millî Birlik Projesi’ne ilişkin olarak kamuoyuna yansımış bir takım içeriklerden dolayı bu konudaki ilginin daha da arttığını gördük. Projeyi A’dan Z’ye tüm paydaşlarla paylaşmak, tekrar karar vermek ve tüm yol haritasını belirlemek amacıyla Tarım Şurası düzenleyeceğiz. Türkiye’de 2004 yılından beri Tarım Şurası olmadı. ‘Şurayı, Haziran ayına yetiştirebilir miyiz?’ diye baktık ama çok kapsamlı olacak. ‘Sonbahar’a, Eylül ayına yetiştirebiliriz.’ diye düşünüyorum.”

Bunu desteklerim işte. Her ne kadar 14 Ekim 2016’da Başbakan Binali Yıldırım ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik tarafından alay-ı vâlâ ile açıklanan Millî Tarım Projesi’nin nesini beğenmediklerini sorgulamaya devam etsem de bundan bağımsız olarak “Tarım Şurası’nın planlanmasının, Tarımda Millî Birlik Projesi adını verdikleri yeni tarım projelerinin burada tartışmaya açılmasının, çoktan Cumhurbaşkanlığı makamının değerlendirmesine sunulmuş olan Yeni Hal Yasası gibi tarımla doğrudan bağlantılı projelerin Şura sonrasına bırakılmasının” çok doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Şura’nın sonuçlarını ayrıca değerlendireceğim ve Şura’nın tavsiyelerine ne kadar uyulduğunu da yakından takip edeceğim elbette.

Tarım ve Orman Bakanlığının Tarım Şura’sı fikrini ve Şura’ya yaklaşımını doğru bulsam da üzerinden yaklaşık 3 yıl geçmişken “Türkiye’nin geleceğini planlama” iddiasıyla ortaya konan Millî Tarım Projesi’nin niçin çöpe atıldığını, bu projeden hareketle başlatılan projelerin akıbetini, harcanan paraları vs. merak ediyorum ve sorgulamaya da devam edeceğim. Bütün bu olan bitenlerden hareketle, Tarımda Millî Birlik Projesi’nin akıbetini de şimdiden merak etmeye başladım.

(Millî Tarım Projesi’ni, “Tarımın Anayasası” olarak adlandırmış, çok beğenmiş ve desteklemiştim.)

Çiftçi ne diyor?

05 Eylül günü, tarım alanında faaliyet gösteren bilgi ve teknoloji şirketi Doktar tarafından 81 ilde 3 bin 100 çiftçi ile gerçekleştirilen “Çiftçinin Nabzı” araştırmasının sonuçları yayımlandı.

Çiftçilere çok sayıda doğru soru sorulmuş. Cevaplar, tarımımızın bugünü ve geleceği ile ilgili önemli bilgiler içeriyor. Bilgiler içinde iki tanesi var ki tarımımızın geleceğine dair son derece endişe verici buldum:

Sebze, meyve, tahıl ve endüstriyel ürünleri üreten çiftçilerin yüzde 41’i kendilerinden sonra kimsenin üretime devam etmeyeceğini” söylemiş. Yüzde 37’si çocuklarının devam edeceğini söylemişler fakat taktir edersiniz ki bu, aynı zamanda bir tahmin ve temenni. Yüzde 19’u ise “Belli değil.” diyor.

Geçmiş yılların verileri de bu gidişatı destekliyor. TÜİK verilerine göre 2002’deki çiftçi sayımız 7 milyon 458 bin iken 2018 Şubat ayı itibarıyla sayı 4 milyon 983 bine gerilemiş.

Denilebilir ki: “Gelişmiş ülkelerde de tarımla uğraşanların sayısının genel nüfusa oranı benzer şekilde?” Doğrudur ancak karşılaştırmayı çiftçi sayımızdaki azalmanın devam edeceği yanında tarım alanlarımızın sürekli küçüldüğü gerçeğinden hareketle değerlendirdiğimizde durum hemen farklılaşıyor ve bizim bakımımızdan dehşet verici bir hâl alıyor:

Tarım alanımız, 2002’den 2018’e, 26 milyon 579 bin hektardan 23 milyon 379 bin hektara düşmüş durumda. Herkes topraklarını korumak için uğraşırken biz tarım topraklarımızı ve meralarımızı hızla üretimden çıkarıyoruz.

Bütün bu gelişmeleri 2002’den itibaren açıklanan hedeflerle karşılaştırdığımızda konulan hedeflerden uzakta olduğumuzu görüyoruz. Bunun anlamı şudur: Hedefler konulmuştur fakat konulduğu söylenen hedefleri gerçekleştirme sürecinde “gereği yerine getirilmediği için” ülkemiz tarımda ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır. Daha da kötüsü, Çiftçinin Nabzı anketinin sonuçları, gerilemenin hızlanarak devam edeceğini gösteriyor.

Çiftçi borçları

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli’nin açıklamalarına göre 2002 yılında itibaren çiftçilere toplam 133,5 milyar TL nakit hibe desteği verilmiş ama destekler yetersiz kalmış ki çiftçimiz, bankalardan 104 milyar TL borçlanmış. Bugün itibarıyla geri ödenemeyen miktar 4,5 milyar TL’ye ulaşmış ve artmaya da devam ediyor.

104 milyarlık borç miktarının çok yüksek olduğunu söylemek için uzman olmaya gerek yok.

İktidarların planları arasında çiftçinin bankalara bu çapta borçlanması var mıdır? Yoktur elbette. Demek ki planlama doğru yapılmamış, süreç devam ederken hedef ölçümlemesi yapılmamış, dolayısıyla durum kontrol edilemez veya büyük maliyetlerle kontrol edilebilecek bir hâle gelmiş.

(Hibe desteklere AB ve Dünya Bankası tarafından verilen hibeler dâhil midir, bilmiyorum. Bu hibeler yanında çiftçilere çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından çeşitli adlar altında ayni ve nakdî destekler verildiği de biliniyor. Banka borçları bunlara rağmen 104 milyar TL seviyesine ulaşmıştır.)

Desteklenecek öncelikli sektörler

Hatırlayalım:

Tarih, 20 Eylül 2018. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomi Programı’nı açıkladı ve o açıklamada -nihayet- desteklenecek öncelikli yatırım alanlarını sıraladı:  İlaç, kimya, petrokimya, enerji, makine/teçhizat, yazılım.

Albayrak, 23 Mayıs 2019’da İVME Finansman Paketi’ni açıkladığı toplantıda da bu alanları teyit etti.

Aynı toplantıda “Üç kamu bankası aracılığıyla ‘ham madde ve aramalı imalatı, makine imalatı ve tarım alanlarına toplamda 30 milyar liralık finansman sağlanacağını” da duyurdu.

Ardından 29 Ağustos 2019’da Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, “İhracat Ana Planı’nda 17 hedef ülke, 5 hedef sektör belirledik. Sektörler; makine, otomotiv, elektrik-elektronik, kimya ve gıda endüstrisi” dedi.

Açıklanan alanların isabetli olup olmadığı başka bir tartışma konusu. Benim dikkat çekmek istediğim nokta ise 1 yıl içinde iki bakanın ardı ardına yaptığı açıklamalarla destekleneceğini söyledikleri sektörler arasındaki farklar…

2019 ikinci çeyrek büyüme rakamlarını nasıl okumalı?

“Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, II. Çeyrek: Nisan-Haziran, 2019” Bülteni, TÜİK tarafından 02 Eylül’de açıklandı. Doğal olarak bir sürü rakam var. Ben, sizlerle sadece “geleceğimiz bakımından öncelikli öneme sahip olduğunu düşündüğüm rakamları” paylaşacağım (Tamamını merak edenler Bülten başlığını girerek internetten okuyabilirler.):

  • İkinci çeyrekte yatırımlar yüzde 22,8 küçüldü. Önceki çeyrekteki daralma 12,4’tü.
  • İnşaatta daralma yüzde 12,7. Önceki çeyrekte 9,3 idi. Fabrika ve ofis binası inşaatlarındaki daralma ise yüzde 29,2. Önceki çeyrekte 15,6 idi.
  • Makine-teçhizat yatırımlarındaki daralma yüzde 16,5 oldu. Önceki 8,6 idi.
  • Sadece tarımda yüzde 3,4 artış olduğu belirtilmiş ki Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’yı oluşturan faaliyetler bakımından ele alındığında bu artışın iyi mi, yoksa kötü mü olduğu da  tartışılır doğrusu.

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, bu rakamların “kendi hedeflerine” uygun olduğunu, ekonomideki düzelmenin devam ettiğini söyledi.

Hadi “Konutta stok var.” diyelim. Toplam yatırımlarda 22,8, makine-teçhizat yatırımlarında yüzde 16,5 daralan bir ülkenin geleceğine nasıl “her şey yolundaymış” gibi bakılabilir?

Dünya, “Endüstri 4.0” ile robotların üretimi tamamen devralmasını, yapay zekaların gelişimini, üç boyutlu yazıcıların evlere kadar girmesini, sonsuz sayıdaki bilginin hızla değerlendirilip tasnif edilmesi ve daha birçok yenilikle uğraşırken; daha hızlı, daha kaliteli, daha ucuz, daha fazla üretim yapmak için gecesini gündüzüne katarken biz elle mi üretim yapacağız?

Diğer yandan dünya, kendinizle yarıştığınız bir alan da değil… Ne kadar büyüdüğünüz ancak aynı alanda mücadele ettiklerinizin, yarıştıklarınızın ne kadar büyüdükleri ile karşılaştırıldığında anlamlı. Yarışa birlikte başladıklarınız veya arkanızda olanlar bile siz 3 yapmışken 5 yapmışsa kendi yaptığınızla övünmek kendinizi aldatmak değil de nedir! Üstelik büyüme; bir süreç, bir sonuç alma ve bunu sürdürebilme işiyken.

Sonuç:

Örnekler o kadar çok ki…

Şöyle bağlayayım:

Artık günlük yaşamaktan vazgeçip her alanda geleceği planlamamız gerekiyor. Öz eleştiri yapmayı alışkanlık hâline getirmemiz gerekiyor.

Bizim “nükleer başlıklı füze” yapmamız için, önce kafamızı değiştirmemiz gerekiyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Buraya lütfen adınızı yazın