Ali Osman Mola | aomola@hotmail.com

Bu hafta sizlerle iki haber paylaşacağım. Dört haberle yola çıkmıştım fakat baktım ki yazı çok uzayacak iki haberi sonraya bıraktım.

Ambalajlı sular “zehir” mi?

Haber, önce Milliyet gazetesinde Mert İnan imzasıyla yer aldı, sonra neredeyse bütün basında.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Yüzlerce kat fazla çıktı… Duş bile alınmaz! Resmen zehir”

Haberi, hafta içinde, Yaşam İçin Gıda Genel Yayın Yönetmeni Metin Ertunç “Ambalajlı suda kim doğruyu söylüyor?” başlıklı yazısında değerlendirdi.  Benim de soracak sorularım var.

Konunun tarafları şunlar:

Bursa Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümünden dört akademisyen, Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Ali Uğurlu, Sağlık Bakanlığı, Ambalajlı Su Üreticileri, haberi yapan gazeteci Mert Aydın.

Hangisinin/hangilerinin bizimle kafa bulduğuna siz karar verin.

Habere göre dört akademisyen, 43 farklı markanın 250 ml’lik plastik ambalajlı su örneği üzerinde 16 farklı ağır metalin, topladıkları markaların suları içinde ne oranda yer aldığını tespit etmek için analizler gerçekleştirmişler. Analizler sonucunda suların içinde, insan sağlığını tehdit etme sınırının kat be kat üzerinde baryum, kurşun ve stronsiyum tespit etmişler.

Araştırmanın adı “Ambalajlı İçme Suyu Örneklerinde Ağır Metal Analizi ve Risk Değerlendirmesi”.

Haberler ayyuka çıkınca Bursa Teknik Üniversitesinden (BTÜ) bir açıklama yapıldı. Diyorlar ki:

“BTÜ Çevre Mühendisliği akademisyenleri Doç. Dr. Perihan Binnur Kurt ve Dr. Öğr. Üyesi Aşkın Birgül tarafından yürütülen analiz çalışmalarından elde edilen sonuçlar, çeşitli sağlık ve çevre kuruluşları sınırlarına göre karşılaştırılmıştır. Şişe ambalajlı sulardan ölçülen değerler kabul edilebilir limitlerin çok altındadır.”

Hâlbuki haberde, Araştırma Raporu’ndan alıntı yapılmıştı ve şöyle deniliyordu:

“Habere konu Rapor, ambalajlı sularda en yüksek oran olarak baryumda 366,08, kurşunda 0,80 ve stronsiyumda ise 6,01 ppB oranları ölçüldüğünü; içme suyu yoluyla maruz kalma dozunun baryum için en fazla 0,004, kurşun için 0,029 ve stronsiyum için de 0,0012 mikrogram olduğunun belirlendiğini söylüyor.

Araştırmada, kurşun oranlarının ambalajlı içme sularında yetişkinler için 10-6’yı aşan kanserojen indeks aralığı sergilediğine vurgu yapılarak, ‘Ambalajlı içme suyu tüketmenin Pb (kurşun) seviyesine göre kanserojen risk oluşturduğu gözlemlenmektedir. Toplum sağlığının korunması açısından uygun kontrol tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Sularda As, Pb, Mn, Cd, Cu, Hg, Cr gibi ağır metallerin bulunması ciltte incelme, böbrek hasarı, karaciğer sirozu, sinir sisteminde ileti bozuklukları gibi sorunlara yol açabilmektedir.”

Haberleri değerlendiren Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Ali Uğurlu da “kanser riski”nden bahsediyor. “Ambalajlı su sektöründe korkunç derecede denetimsizlik var. Standart dışı firmaların ruhsatları iptal edilmeli.” diyor.

Şimdi tarafların hepsine de ayrı ayrı soralım.

Bursa Teknik Üniversitesine sorularım şunlar:

Milliyet gazetesindeki haber, yalan haber mi? Araştırma Raporu’nda, haberde yer alan “risk olduğu” ifadeleri var mı, yok mu? Varsa niçin yeni yaptığınız açıklamada “Şişe ambalajlı sulardan ölçülen değerler kabul edilebilir limitlerin çok altındadır.” diyorsunuz? Yoksa niçin, “yok” demiyorsunuz?

Rapor’da, araştırma ile elde edilen veriler yazıldıktan sonra, bu verilerin “riskli” olduğu yazmıyorsa niçin böyle bir ifadenin yer almadığını söylemiyorsunuz da sadece yapılan eleştirilerin “yanlış yorum” olduğunu söylüyorsunuz? Araştırmacılarınız “riskli” değerlendirmesi yaptıysa niçin bu değerlendirmelerini inkâr ediyorsunuz?

Mert Aydın, Rapor’da “riskli” değerlendirmesi olmadığı halde varmış gibi haber yaptıysa gazeteye tekzip yolladınız mı ve hukuki süreç başlatmayı düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız neden?

Madem yapılan araştırma basına sızdırıldı, niçin sularını incelediğiniz markaları açıklamıyorsunuz?

(Açıklamalılar çünkü Türkiye’de 349 ruhsatlı ambalajlı su firması var. İşini doğru yapanlara yazık değil mi?)

Araştırma sonuçlarını, markalarla birlikte Sağlık Bakanlığı ile paylaştınız mı? Paylaşmadıysanız niçin paylaşmadınız?

Davranışınız ahlaki mi?

Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Ali Uğurlu’ya sorularım şunlar:

Bahsi geçen Araştırma Raporu’nu gördünüz mü? İstediğiniz halde göndermediler mi, görme ihtiyacı mı hissetmediniz? Değerlendirmelerinizi Rapor üzerinden mi, haber üzerinden mi yaptınız?

Niçin analizi yapılan suların markalarını merak etmediniz? Ettiniz de söylemediler mi, söylemedilerse bu ayrıntıyı niçin kamuoyu ile paylaşmadınız; söyledilerse niçin markaları kamuoyu ile paylaşmadınız?

Davranışınız ahlaki mi?

Gazeteci Mert Aydın’a sorularım şunlar:

Yalan haber mi yaptınız?

Haberiniz doğru ise üniversitenin yalan haber yaptığınıza dair (onlar “Yanlış yorum.” demişler.) haberler karşısında niçin Rapor’un aslını yayımlamıyorsunuz?

Davranışınız ahlaki mi?

Sağlık Bakanlığı yetkililerine sorularım şunlar:

Haber, Milliyet gazetesinde yayımlanır yayımlanmaz, “Ruhsatlandırdığımız tüm su markalarının kurşun ve baryum değerleri mevzuat limitlerine uygun. Söz konusu haberlerde ölçüldüğü belirtilen baryum ve kurşun değerleri mevzuat limitleri içerisinde olup…” şeklinde açıklama yapmışsınız. Bu açıklamayı yapmadan önce üniversiteden markaların adlarını ve analiz sonuçlarını istediniz mi, yoksa basında çıkan değerler üzerinden mi açıklama yaptınız? İstemedinizse niçin istemediniz?

Haberde ve Kimya Mühendisleri Odasının açıklamasında, araştırmada elde edilen miktarların insan sağlığı için kanser başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olabilecek kadar yüksek olduğunun yazılı olduğu bildirildiği halde, siz, aynı miktarların insan sağlığını tehdit etmediğini söylüyorsunuz. Bu durumda Bakanlığınız ve bilim insanları tehlikeli doz sınırı olarak farklı dozları mı ölçü alıyor? Bu durumda tüketiciler kime güvenecek? Niçin bu konuya açıklık getirmiyorsunuz?

Yaptığınız açıklamayı, vatandaşın tedirginliğini giderme bakımından yeterli buluyor musunuz?

Ambalajlı su üreticilerine sorularım şunlar:

Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER), araştırma ve tartışmalarla ilgili tatmin edici bir açıklama yayımlamış. Genelleyerek yapılan haberlere ve değerlendirmelere tepki göstermişler. Haklılar.

Bununla birlikte…

Bu kadar ağır suçlayanlara karşı hukuki bir süreç başlatacak mısınız? Hayır, ise neden?

Analiz sonuçlarını ve markaların listesini üniversiteden istediniz mi? İstemedinizse niçin istemediniz?

Bir tuhaf israf araştırması

2018 Türkiye İsraf Araştırması’nın sonuçlarını Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan açıkladı. Araştırma, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda bir araştırma şirketi (adını niye vermiyorlarsa) ve Hacettepe Üniversitesi akademisyenleri iş birliğiyle 26 ilde, 2 bin 209 tüketici ile görüşülerek yapılmış.

Burası çok önemli:

Araştırma kapsamına giren bireylerin çoğunluğu 18-29 yaş aralığında, bin 405 ve 3 bin lira gelir grubunda, evli ve ücretli çalışanlardan oluşuyormuş.

Araştırmaya katılanların cep telefonu (akıllı telefon) değiştirme sıklığı ortalama 3,7 yılmış.

Otomobil değiştirme sıklığı 8 yıl ve üzeri imiş. Bir önceki yılın sonuçları ile karşılaştırıldığında otomobil sahibi olanların oranının yüzde 27,3’ten yüzde 31,1’e yükseldiği görülmüş.

Araştırmaya katılanlar günde yaklaşık 0,78 adet ekmek tüketiyorlarmış ve haftada ortalama 2 ekmeği de çöpe atıyorlarmış (Günlük tüketimleri üzerinden hesaplandığında haftada üç günlük tüketimlerini çöpe atıyorlar demektir.) Satın aldığı ekmeği tüketemeden çöpe attığını ifade eden bireylerin oranı yüzde 11,7 imiş (Bir kısmı da utanıp söyleyememiştir. Tahminime göre oran en az yüzde 25’tir.)

Sıra araştırmanın bomba sonucunda:

Son 1 yıl içerisinde aylık gelirinin bir bölümünü biriktirerek finansal tasarruf yapanların oranı 2017’de yüzde 13,6 iken, 2018’de yüzde 38,1’e yükselmiş (yaklaşık 3 katı).

“2018 Türkiye İsraf Araştırması’na göre…” başlığından itibaren yazdıklarımı bir de şöyle ifade edeyim:

 Hem 18-29 yaş aralığında olacaksınız, hem geliriniz 1.405 lira ile 3.000 lira arasında olacak (hepsi ücretli) hem evli olacaksınız (bir kısmının çocuğu da vardır doğal olarak) hem ortalama 3,7 yılda bir akıllı telefonunuzu değiştireceksiniz hem 8 yıl ve üzerinde araba değiştireceksiniz hem 7 günde tükettiğiniz ekmeğin 7’de 3’ünü çöpe atacaksınız (Kim bilir başka neleri israf ediyorlar?) hem de iflasların, konkordatoların ilan edildiği, insanların işten çıkarıldığı ve çok daha fazlasının ücretlerinin ödenmediği/ödenemediği bir yılda, bir önceki yıla göre tasarruflarını nakit TL, nakit döviz, altın olarak arttıranların sayısında yaklaşık 3 kat artış olacak!..

Bence…

Hem ankete cevap verenler anketçilerle kafa bulmuş hem de siz (Onlar kendilerini biliyor.) bizimle kafa buluyorsunuz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz