Tarım ve Gıda Etiği

0
1829

Tarım ve gıdayı sıkça söz konusu ediyoruz ama iş etiğe geldiği zaman, işte orası biraz sıkıntılı… İşin bu kısmında, toprağın kullanımından, gıdanın gerçekliğine, adil üretim ve paylaşımdan çevre ve sürdürülebilirliğe kadar pek çok sorunla karşı karşıyayız. 21. Yüzyılda hala açlığı konuşuyor olmamız ise belki işin etiğini de aşan çok daha vahim bir duruma işaret ediyor.

Peki, tarım ve gıda ile etik arasında nasıl bir bağlantı var?

Food Ethics Council üyesi Prof. Richard Norman, “Gıda etiği nedir?” başlıklı yazısında bu bağlantıyı örnekleriyle açıklıyor. Bu örneklerden birinde Prof. Norman; “Daha çok, kahve ve kakao tabanlı yiyecek ve içeceklerin bir kısmının üstünde “adil ticaret” damgası bulunuyor. Bu ürünler yoksul ülkelerde yoksul üreticiler ve tarım işçileri tarafından yetiştiriliyor. Adil ticaret damgası, o ürüne tüketicinin ödediği paradan emeğe adil bir pay ayrıldığını ve yoksul üreticilerin ve işçilerin sömürülmediğini gösteriyor. Alışverişinizde küresel anlamda adil ticareti desteklemek ve dolayısıyla tarımda emek sömürüsüne karşı durmak için adil ticaret damgalı ürünleri tercih ediyorsanız bu etik bir davranıştır.” diyor.

Prof. Norman makalesinde, “Peki, bir tercihi etik tercih yapan nedir?” sorusunun da cevabını üç başlıkta veriyor: Değerlere dayalı olma; Tartışılabilir olma; Sonuçların sorgulanması.

Hafta sonu Ankara’da katıldığım 1. Tarım ve Gıda Etiği Kongresi’nde de konunun uzmanları tarım ve gıda ile etik arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Şu sözler, Kongre Başkanı Prof. Dr. Cemal Taluğ’a ait:

“Tüm insanların yeterli ve güvenli gıdaya sürekli olarak erişmesini sağlayamadığımız bir dünyada yaşıyor ve açlığı hala yenememenin utancını taşıyorsak; istihdam sorunu ve eşitsizlikler uçurumu derinleşiyorsa; kırsal alanlar ıssızlaşıyor, kır kültürleri yok oluyorsa; doğal kaynaklarımızı geri dönülemez bir biçimde tahrip ediyorsak, yanlış giden bir şeyler var demektir. Tarımın bu olumsuzluklardaki rolünü ve yine onun, çözüm için sunabileceği olanakları tartışmaktan kaçınamayız, kaçınmamalıyız. Artık hiç geç kalmadan tarım ve gıda sisteminin tüm katman ve süreçlerindeki insan faaliyetlerini yeni bir bağlamda gerçekleştirmeliyiz.”

Konuşmasında, ilk Tarım ve Gıda Etiği Konferansının Avrupa’da 1999 yılında gerçekleştirildiğini söyleyen Prof. Dr. Taluğ, bu alanda yaklaşık 20 yıl geride kaldığımızı da sözlerine ekledi.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarihi Konferans Salonunda gerçekleştirilen ve iki gün süren (10-11 Mart) kongreye, Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı Prof. Dr. İoanna Kuçuradi; “Tarım Etiği” kavramını dünyada ilk kez kullanan ve bu alanda çok sayıda eseri bulunan Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul B. Thompson; Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Raportörü Prof. Dr. Hilal Elver; Avrupa Tarım ve Gıda Etiği Birliği (EurSafe) Başkanı Prof. Dr. Matthias Kaiser başta  olmak üzere yerli, yabancı pek çok bilim insanı katıldı.

“Bu topraklarda tarıma elveda derken…”

Ne yazık ki ben; kongrenin ikinci günü (11 Mart Cumartesi) sabah düzenlenen paneli takip etmekle yetinmek durumunda kaldım. Ancak ayrılmadan evvel, kongrenin bütün bildirilerinin basılı olduğu 522 sayfalık kongre kitabını almayı da ihmal etmedim.

Takip ettiğim panelin konuşmacıları arasında Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) eski Başkanı Doç. Dr. Gökhan Günaydın da bulunuyordu. “Bu topraklarda tarıma elveda derken…” başlığıyla sunduğu konuşmasında Günaydın, kendi perspektifinden tarımın güncel fotoğrafını değerlendirdi. 2003-2015 döneminde Türkiye’nin, tarım ve gıda ithalatı için 400 milyar TL ödediğini belirten Günaydın, aynı dönemde çiftçiye verilen toplam nakit desteğin 79 milyar TL düzeyinde kaldığını söyledi. Verilen desteğin neredeyse tamamının, yalnızca mazot üzerindeki vergilerle geri alındığını ifade eden Günaydın, üretemeyen, ürettiği para etmeyen çiftçinin kredi ve borç baskısı altında olduğunu vurguladı. Türkiye’nin toplam canlı hayvan varlığının 1980 yılındaki 85 milyondan 53 milyona gerilediğini, 32 milyon azaldığını ancak aynı dönemde nüfusun 34 milyon arttığını kaydetti. Son 5 yılda 4 milyon baş hayvan ithal edildiğini söyleyen Günaydın, canlı hayvan, et ve et ürünleri ithalatına da 4 milyar dolar ödendiğini sözlerine ekledi.

Tarım ve Gıda Etiği Derneği

Kongre, katılımcılar ve sunumlarla ilgili geniş bilgi kongre kitabında yer alıyor. Bu nedenle buraya alamadığım konular hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler, Tarım ve Gıda Etiği Derneği ile iletişime geçerek kongreyle ilgili bilgileri alabilirler. Ben biraz da bu vesileyle Tarım ve Gıda Etiği Derneği’nden söz etmek istiyorum. Öncelikle Dernek, tarım ve gıda etiği alanında ilk sivil toplum kuruluşu olma özelliğini taşıyor. Kurucu üyeleri arasında Prof. Dr. Cemal Taluğ, Prof. Dr. Neyyire Yasemin Yalım, Petek Ataman, Prof. Dr. Koray Haktanır, Şennur Özkaya, Prof. Dr. Tamay Başağaç Gül ve Uzm. Ayşe Kurtoğlu bulunuyor.

Mart 2016’da kurulan Dernek, hemen Nisan ayında “Tarım ve Gıda Etiği Sorun Analizi Atölye Çalışması” gerçekleştirmiş. Bu çalışmanın 24 sayfalık bir raporu var. Türkiye’de tarım ve gıda etiğinin öne çıkan konularını ve temel sorunları belirlemek üzere hazırlanan raporda önemli gördüğüm bazı başlıklar ile yazımı sonlandırmak istiyorum. Zannediyorum, raporda öne çıkan ve 16 başlıkta toplanan tespitler aynı zamanda tarım ve gıda etiğinin ne olduğu, hangi alanlarla uğraştığı konusunda da fikir edinmenizi sağlayacak.

-Tarımda sürdürülebilirliği sağlayacak politikaların uygulanmaması

-Tarımsal ürün üretim ve tüketiminde, kitle iletişim araçlarında yaşanan bilgi kirliliği ve karmaşıklığı

-Bilgi kirliliği (tarımsal üretim, gıda sanayisi, beslenme)

-Görsel medyada gıda ve tarım konusunda uzman olmayan kişilerin tüketicileri yanıltıcı beyanları

-Gıdanın sağlıklı bir üretim sürecinden geçip geçmediği konusunda duyulan tereddütler

-Üreticilerin gıda hakkında tüketicileri doğru bilgilendirmesi

-Gıda içeriklerinin özellikle paket ürünlerde yazılan içeriklerin doğru olup olmadığı hususu

-Üreticinin şeffaf olmaması

-Kalite [problemi] (besin ve gıdada)

-Tarım ve gıda sektörü girdilerinin (GDO, tohum, pestisitler, antibiyotikler, hormonlar, gübreler vs.) ve işlemlerin uzun vadeli etkilerinin bilinmeksizin uygulanmalarına izin verilmesi

-Taklit ve tağşiş vakalarında artış

-Tarımsal üretimde emeğin hakkını alamamak

-Haksız rekabet ve merdiven altı üretim

-Üretimde tekelleşme

-Yeterli olmayan kontrol denetim

-Doğal kaynakların (bitkisel, hayvansal, genetik kaynakları, arazi, su, hava, orman…) hızla ve bilinçsizce tüketilmesi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Buraya lütfen adınızı yazın