Ekonomi, tarım, ezber bozmak, seçimler vs.

0
414

31 Mart akşamından beri yerel seçimler Türkiye gündeminin ilk sırasını işgal ve meşgul ediyor gibi görünüyorsa da aslında özellikle son bir yıldır ekonomik kriz, gündemin en önemli konusu. O kadar ki geldiğimiz noktada seçimlerin sonuçları bile demokrasimizden önce ekonomimizi ilgilendirir hale geldi.

Hatta “Ülkemizde meydana gelen hemen her gelişme ekonomimizi doğrudan ve derinden etkiliyor.” desem yanlış bir değerlendirmede bulunmuş olmam. Tam da “Bin düşün, bir söyle.” sözünün doğrulandığı günler yaşıyoruz.

Net döviz rezervimiz ne kadar?

Merkez Bankasının (MB) net döviz rezervi sorununa ilk olarak 24 Ocak 2014’te dikkat çekmiştim. Bu tarihte dolar 2,33, MB’nin net rezervi 35 milyar dolar, iki yıllık faiz ise yüzde 11 idi.

(O makaleden itibaren gıda fiyatları, döviz, MB rezervi, faiz, borsa, altın, büyüme, işsizlik, şirket iflasları, petrol fiyatları, Çin-ABD ilişkileri, iç politika gibi konuları yeni makalelerle “ekonomi” bağlamında adım adım değerlendirdim, gelecek öngörülerimi lafı dolandırmadan açık açık yazdım. 09 Mayıs 2018’den itibaren yayımlanan makalelerin linklerini bu makalenin sonunda yine paylaşacağım. 09 Mayıs’taki, öncekilerin özeti mahiyetinde. Linkleri paylaşıyorum ki ekonomik krizdeki sebep-sonuç ilişkisi iyi anlaşılsın, hamaseti bırakıp gerçeklerle iş görebilelim.)

Konumuza geri döneyim:

18 Nisan 2019’dan beri MB’nin net döviz rezervi oldukça sert biçimde tartışılıyor.

Bildiğiniz gibi “MB’nin net döviz rezervi”, devletin kendisine ait döviz miktarını ifade ediyor.

MB diyor ki: 26,9 milyar dolarımız var. (On gün önce tartışma başladığında “28,1” dolar deniyordu.)

Ekonomiyi yakından takip edenler de diyor ki: Hayır, yaklaşık 14 milyar dolarınız/dolarımız var. (On gün önce tartışma başladığında yaklaşık 16 milyar dolardı.)

İki tarafın iddiaları arasında, 12 ila 15 milyar dolar arasında gidip gelen anormal bir fark var. Bu miktar, var olduğu söylenen paranın neredeyse yarısına tekabül ediyor.

Peki, fark nereden kaynaklanıyor?

Merkez Bankası, çok kısa vade ile borçlandığı ve takastan aldığı dövizi (örneğin 0-1 ay içinde ödenecek) devletin parasıymış gibi gösteriyor. Oysa bu işlem, -teknik olarak yöntem farklı olmakla birlikte ve en kaba anlatımla- bir kişinin, bir tanıdığından çok kısa süre sonra geri ödemek üzere borç almasına benziyor. Böyle bir alışverişte parayı isteyen kişi nasıl bu parayı kendi parası sayamazsa MB’nin de çok kısa süre sonra iade edeceği dövizi kendi parası saymaması gerekiyor.

Böyleyse MB, niçin böyle bir yola başvuruyor?

Sanıyorum rezervlerin azalmış olmasının paniğe sebep olacağını düşünüyorlar fakat bu bilgi, yanlış olduğu anında ortaya çıkacak bir bilgi. Ortaya çıktığında ise korktuklarından daha fazla olumsuz etki yapacağı kesin. Hatta bir defa yanlış bilgi vermişseniz, üstelik bunu bilinçli olarak yapmışsanız, bu noktadan sonra artık doğru bilgiler verseniz bile insanlar size niçin inansınlar? Bu yüzden yıllardır “güven”in öneminin altını kalın çizgilerle çiziyoruz, “Güven kaybedersek bedelini çok ağır öderiz. Para oyununda güvenden daha önemlisi yoktur.” diyoruz.

Yönetenlerimizin güven kaybına sebep olacak davranışları o kadar yaygın ki:

Örneğin bunu bazen enflasyona esas teşkil eden ürün sepetini veya veri alanlarını değiştirerek, bazen serbest bölge rakamlarını ve yabancılara satılan gayrimenkul bedellerini ihracat rakamlarına ekleyerek, bazen kişi başına millî geliri hesaplama yöntemini değiştirerek, bazen işsizlik oranlarında yapıyorlar.

Söylenenlerin, yapılanların doğrusu ortaya çıktıktan sonra bile ısrarlarından vazgeçmiyorlar. Rezerv tartışmasında da aynı şey oldu: Çıkıp piyasaları sakinleştirecek bir açıklama yapmak yerine ilk söylediklerinde ısrarlarını sürdürdüler. Hükûmet tarafında ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rezervler MB’nin açıkladığının altında.” diyenlere verip veriştirdi.

Peki, bu davranışların tezahürü ne oldu?

İnsanlar gidip döviz aldılar. Bu insanlar bizim insanlarımız, yabancılar değil.

Israr, inkâr veya verip veriştirmek yerine örneğin “Biz toplam rakamı açıkladık. Elbette alınan borçların kısa, orta ve uzun vadeleri vardır. Ortada yanlış bilgilendirme yoktur. İsteyen detayları MB’nin sitesinde öğrenebilir.” şeklinde bir açıklama yapılsa ortam pekâlâ sakinleşebilirdi.

Kriz zamanlarının çok hassas ortamında söylenecek hatta söylenmeyecek her kelimenin büyük önemi var. Bunlar kadar önemli olan bir başka konu ise zamanlama. Madem insanlar panik yapmasın istiyorsunuz, öyleyse “algıyı” iyi yöneteceksiniz.

Başarılı iletişimin “1” numaralı kuralı, “algıyı doğru yönet”tir. Bu yüzden denir ki: “Algı, gerçektir.” İletişim sektörü bu kural üzerine inşa edilmiştir.

Üstelik algı üzerine söylenen en güzel sözlerden birisi de bize aittir: Eskiler “Şüyuu vukuundan beter.” derler. “Bir şeyin dedikodusunun yapılması, onun gerçekleşmesinden daha kötüdür.” anlamına geliyor. Yanlış algı, doğruyu bile tersyüz edebiliyorsa, şu kriz ortamında, yanıltıcı bilginin sebep olacağı algının nelere mal olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

Algı konusunu bilinçli olarak açtım çünkü bu ülkede son bir aydır, sırf bu yüzden de ciddi sorunlar yaşıyoruz.

Örneğimiz yine MB’den olsun ve 25 Nisan’da açıkladığı politika metnine gidelim:

MB, politika faizini -beklendiği gibi- yüzde 24’te bıraktığını duyurdu fakat metin okunduğunda daha önceki metinde olan ve krize karşı MB’nin ana senaryolarından biri kabul edilen “İhtiyaç duyulması halinde ilave parasal sıkılaştırma yapılabilecektir.” ifadesinin olmadığı fark edildi.

Ne olmuş “parasal sıkılaştırma” ifadesi yoksa?

MB, ifadeyi gelecek senaryosundan çıkararak “Faizi düşüreceğim, kontrollü de olsa piyasada TL’nin bollaşmasına müsaade edeceğim.” demiş oldu.

Bakın, “…demiş oldu.” diyorum. Demedi çünkü. Demediği için de insanlar öngörülerini konuşmaya ve buna göre vaziyet almaya başladılar. Ne yaptılar? Gidip döviz aldılar.

Demediği için de bazıları daha da ileri gitti ve dedi ki: “Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardır ‘Faiz sebep, enflasyon neticedir.’ diyordu ve MB’nin faiz artırmasına bu şekilde baskı kurarak engel olmaya çalışıyordu. Şimdi acaba MB, Cumhurbaşkanı’nın baskısıyla temel bir politika değişikliğine mi gidiyor?”

Bu düşüncenin doğuracağı iki tehlike var:

Birincisi “politika değişikliğine gidiliyor olabileceği” algısı, ikincisi ise “MB’nin bağımsızlığının sorgulanıyor olması”.

Buyurun size algı ve sonuçları. Bakın, yine aynı noktaya geldik. MB, niyetini ve planını açıkça paylaşmadığı için dedikodular nereye varıyor. Dolayısıyla insanlar algıları istikametinde tedbir alıyorlar: Ya sokaktaki vatandaş bile dövize hücum ediyor ya da büyük kreditörler Türkiye’ye kredi açarken tereddüt ediyorlar veya faizleri yükseltiyorlar. Nitekim Türkiye’nin risk puanı son günlerde 450 dolayında seyrediyor. Bu çok yüksek bir seviye.

Bunca olan bitenden sonra herkes MB’den bir açıklama bekledi fakat yapılmadı. Önümüzdeki günlerde yapacaklarmış.

İyi de güzel kardeşim, “Göle su gelinceye kadar, kurbağanın gözü patlar.”

Bir örnek daha…

Tarımda Millî Birlik Projesi ertelendi

Bildiğiniz gibi Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 10 Nisan’da “Yeni Ekonomi Programı Yapısal Dönüşüm Adımları 2019″u açıkladı. Açıkladı ama herkes gibi ben de bu açıklamadan geleceğe dair hiçbir bilgi edinememiş ve geçen haftaki uzun değerlendirmemde bu durumu eleştirmiştim.

Bakan Albayrak’ın açıklar gibi yapıp açıklamadıklarının dışında bir de daha sonra ilgili bakanlar tarafından önümüzdeki aylarda açıklanacağı söylenen Dönüşüm Adımları vardı. Hatta bunlardan Tarımda Millî Birlik Projesi’ni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 25 Nisan’da açıklayacağı söylenmişti. Açıklanmadı, ertelendi.

Açıklanmadığı için net olarak değerlendiremeyecek olsam da Proje’nin içeriği ile ilgili basında bir takım bilgiler yer aldı. Bu bilgiler hükûmet tarafından mı, muhalifleri tarafından mı sızdırıldı bilmiyorum fakat aradan haftalar geçmesine rağmen yalanlanmadığına göre bilgileri doğru kabul ediyorum.

Tarımda Millî Birlik Projesi ile ne yapılmaya çalışılıyor?

Madde madde yazıp uzatmayayım. Birkaç örnek konunun anlaşılması sağlayacaktır:

Örneğin Tarım ve Orman Bakanlığının taşra teşkilatları kapatılıyor. Millî Birlik Kooperatifi adıyla bir kooperatif kuruluyor ve taşra teşkilatlarının görevini bu kooperatif devralıyor.

Örneğin Millî Birlik Kooperatifi ile birlikte tarımsal KİT’ler ve özel sektörün de ortak olacağı “Semerat” adı verilen bir holding kurulması düşünülüyor (Belki kurmuşlardır da bizim haberimiz yoktur.).

Bu iki örneği birlikte düşündüğümüzde ortaya şu çıkıyor:

Bakanlık bir şirkete dönüştürülüyor. Bununla da yetinilmiyor, özelleştiriliyor. E şirket olduğuna ve özelleştirildiğine göre yabancılar da ortak olabilecek demektir.

Bitmedi…

“Türkiye 12 bölgeye, bu bölgeler de kendi içlerinde bölgelere bölünecekmiş.” Bölgelerin neye göre bölündüğünü bilmiyoruz. Niçin böyle bir yola gidildiğini de bilmiyoruz.

Deniyor ki: “Bu bölgelerdeki tarımsal üretime ve desteklere bölgelerin ilgilileri karar verecekmiş.” Olacak iş mi? Bir ülkenin toplam ihtiyacı bölgelerden planlanamaz. Öyleyse neler oluyor? “Tarım Bölgeleri” adı altında ülke eyaletlere mi bölünüyor?

Yine aynı noktaya geldik: Kamuoyu doğru bilgilendirilmediği için herkes bir şeyler söylüyor fakat ne Tarım ve Orman Bakanlığından ne Sağlık ve Gıda Kurulundan ne de Cumhurbaşkanı’ndan Proje ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmıyor. Ne yapılacağını açıklamadıkları gibi ortalıkta dolaşan bunca iddiaya, dedikoduya, suçlamaya karşı da bir şey söylemiyorlar.

Onlar söylemedikçe de gıda fiyatları, mevsim ürünleri de dâhil, hızla artmaya devam ediyor.

Ezber bozucu Bakan…

Baştan söyleyeyim:

Ezber bozduğunu söyleyenlerden hiç hazzetmem. Bunlar kerameti kendinden menkul insanlardır. Yenilik yapmakla ezber bozmak aynı şeyler değildir. Birincisinde ciddi bir emek, ortak akıl, plan ve program vardır, ikincisinde ise absürt düşünceler.

Haber, 17 Kasım 2018 tarihli gazetelerden:

“Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, yakında Tarımda Millî Birlik adı altında çok önemli bir proje açıklayacaklarını belirterek ‘Bu proje ezber bozacak bir proje. Tüm paydaşlarla paylaştıktan sonra kamuoyuna duyuracağız.’ dedi.”

Bu açıklamanın üzerinden 5 ay, Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın açıklamasının üzerinden 18 gün geçmesine rağmen hâlâ Proje’nin açıklanmasını bekliyoruz.

Ne demiş Pakdemirli: “Tüm paydaşlarla paylaştıktan sonra…”

Birliklerle paylaşılmış mı? Hayır. Kooperatiflerle paylaşılmış mı? Hayır. Meslek örgütleriyle paylaşılmış mı? Hayır. Nereden biliyorum? Çünkü “Proje.” dedikleri şeyin içeriği basında yer aldığından beri bu paydaşlardan ardı ardına ağır eleştiriler geliyor. Demek ki sorulmamış. Diyelim ki soruldu. O zaman da, ağır eleştiriler yapıldığına göre, demek ki laf olsun diye sorulmuş.

Ezberimin bozulup bozulmadığına gelince:

Tarım ile ilgili düzeltmeye çalıştığınız yanlış, bozduğunuzu söylediğiniz ezber, devamı olduğunuz iktidarların ve bakanların yanlışları ve ezberleri, bizim değil.

Böyle olması, Tarımda Millî Birlik Projesi’ni “reform” olarak adlandırıyor olmanız, yapmayı düşündüklerinizin doğru olduğu anlamına da gelmiyor. Yapmayı düşündükleriniz, 17 yıldır yapılan yanlışları, çok daha büyük yanlışlarla ortadan kaldırmaya çalışmaktan ibaret.

Tarihin sizi nasıl anacağını gerçekten çok merak ediyorum.

İstanbul’un seçimi

İki cümle yeter de artar bile:

Öngörüm, İstanbul Büyükşehir Başkanlığı seçiminin tekrarlanmayacağı yönünde fakat şu aşamada elbette bu düşüncemin temenniden öte bir anlamı yok. Tekrarlanmamasının da demokrasimiz ve ekonomimiz için olumlu bir karar olacağını düşünüyorum.

Sonuç

Yöneticilerimizin beyan ve uygulamalarını bir bütün olarak düşündüğümde ekonomimizin geleceği ile ilgili ne düşündüğümü de merak ediyorsunuz şüphesiz.

Kırk gün sonra yine aynı cümleyi kurmam gerekiyor maalesef:

En kötüsü geride kalmadı.

………………………………………………………………………

Sözünü ettiğim genel ekonomi ile ilgili makalelerim:

09 Mayıs 2018 – https://www.yasamicingida.com/haber/ekonomi/ne-dedim-ne-oldu-ne-olur-2013-2018-ekonomi-ile-ilgili-tahminlerim/

27 Eylül 2018 – https://www.yasamicingida.com/haber/ekonomi/yeni-ekonomi-programi-2019-2021-2/

19 Mart 2019 – https://www.yasamicingida.com/yazarlar/ali-osman-mola/ekonomide-en-kotusu-geride-kaldi-mi/

16 Nisan 2019 – https://www.yasamicingida.com/yazarlar/ali-osman-mola/ekonomide-yapisal-donusum-adimlari-uzerine-bir-degerlendirme/

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Buraya lütfen adınızı yazın