Tarımımız için büyük tehdit: Tarla satışları

0
750

Son üç aydır, özellikle faizlerin düşürülmesi sonrasında neredeyse herkes arsa, özellikle de tarla alma peşinde. Nitekim yayın organları, “tarla ve arsa satışlarında patlama yaşandığı” haberleri ile dolu.

(“Arsa ve tarla alanlara düşük faizli kredi verilmiyor” diyenler olabilir. Zaten onlar da krediyi “Arsa veya tarla alacağız.” diyerek almıyorlar!)

Bana göre bu satış patlaması tarımımız için büyük ve ciddi tehdit oluşturuyor.

Son 16 yılda yaklaşık 3,5 milyon hektar tarım arazisini (yaklaşık Konya ili kadar) tarım dışı amaçlara tahsis etmiş olan bir ülkede, bu virüs hengâmesinde kaybedeceğimiz tarım topraklar için endişelenmek, arsa ve tarla satışlarının tarımımız için büyük ve ciddi tehdit oluşturduğunu söylemek kehanet olmaz herhalde.

Covid 19 sorununun insanları bahçeli, bağımsız konutlarda yaşamaya yönlendirdiği şüphe götürmez bir gerçek. Bu sebeple -fiyatlarındaki hızlı artışa rağmen- arsa ve tarla satışlarındaki artış, beklenmedik bir artış değil.  “Haksız da sayılmazlar, insanlar kendilerini ve ailelerini mümkün olduğunca temastan, dolayısıyla virüsten korumaya çalışıyorlar.” diyeceğim ama sokaklardaki, alışveriş merkezlerindeki, düğünlerdeki, tatil beldelerindeki vs. iç içeliği görünce ancak “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diyebiliyorum.

Arsa satışları üzerinde durmayacağım çünkü onlar zaten “üzerine yapı yapılmak üzere” ayrılmış alanlar. Kurtarmaya çalıştığım “tarlalar”. Uğraşım, tarlaların arsa olmaması için.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının açıklamasından öğrendiğimize göre 2020 yılının ilk yarısında “182 bin 618” tarlanın satış işlemi gerçekleşmiş. Bu miktar 2019’un ilk yarısında satılan tarla miktarından yüzde 19 daha fazla.

En çok tarla satışının yapıldığı iller sırasıyla İstanbul, Antalya, Konya, Ankara ve Bursa. Keşke tarlaların yerlerini de bir harita üzerinde görebilseydik. Örneğin İstanbul’un neresinde 182 bin 618 tarla varmış da el değiştirmiş. Belli ki şehir Trakya’nın mümbit ovalarına doğru genişliyor.

Tarlaların, virüs sebebiyle tarımın önem kazanmasının bir sonucu olarak çoğunlukla tarıma yatırım yapmayı düşünenler tarafından alındığını düşünenler varsa eğer onlara ,”İflah olmaz iyimserlersiniz.” derim.

 Hukuken tarım alanı olmaktan çıkarılmasalar bile, maalesef artık bu tarlalarda tarım yapılmayacak.

Kim ne derse desin, bu tarlalar hızla arsalaşacak ve böyle olacağından en ufak bir şüphem yok. İlk etapta üzerlerine büyük binalar yapılmasa bile, müsaade edilen kadarına lüks villalar veya kulübeler yapılacak. Tarlalar ya yazlık olacak ya hobi bahçelerine dönüşecek ve sayfiye olarak kullanılacak.

Tarlalar ağaçlandırılacak belki, birkaç çeşitten birkaç meyve ağacı ile dekor olsun diye birkaç çam ağacı dikilecek; domates, biber ve başka sebzeler de ekilip dikilecek ama bu uğraşlar hobi olmaktan öteye geçmeyecek. Süs bitkileri ve çimen de unutulmayacak elbette. Meraklısı mevsimlik tavuk hatta koyun bile besleyecek ama “tarım” böyle bir faaliyet değil.

Şehirleri, şehirlerin çevreleri beslemeli

Bana göre esas olan, yerleşim yerlerinin gıda ihtiyaçlarının mümkün olduğunca çevrelerindeki tarım alanlarından karşılanmasıdır. Türkiye’nin coğrafyası bunu gerçekleştirmek için son derece uygun ve bu durum bulunmaz bir nimet.

Örneğimiz yine İstanbul ve Trakya olsun:

Bir tarafta günlük giriş çıkış yapanlarla birlikte Türkiye nüfusunun yaklaşık beşte birinin yaşadığı İstanbul, hemen yanı başında devasa ve mümbit bir tarım alanı olan Trakya. İşte “Bulunmaz nimet!” dediğim tam olarak bu konum.

Hâlen İstanbul’un gıda ihtiyacının önemli bir kısmı Trakya’dan karşılanıyorsa da tarım alanlarının sayfiyeye dönüşmesi İstanbul için gerçek bir tehdit oluşturuyor. Benzer endişelerim diğer iller için de geçerli.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Buraya lütfen adınızı yazın