Patates cumhuriyeti

808

Devlet yöneticilerimizden bazıları, son bir aydır hepimizi meşgul eden “patates fiyatları” sorununu gündeme getirenlere kızıyor, sorunun abartıldığını söylüyorlar.

Ben abarttığımı düşünmüyorum, tersine ciddiyetsiz devlet adamlarını ciddiyete davet ediyorum.

Bu cümledeki “devlet” kelimesinin altını kalın çizgilerle çiziyorum çünkü bu defaki eleştirimiz öncekilerden farklı.

Öncekilerde yanlış tarım ve hayvancılık politikalarını eleştiriyorduk. Bunu yaparken eleştirdiklerimizin devletin yönetim kadrosunda olduğunu unutmuyorduk. Yetersizlikle, beceriksizlikle eleştirdiğimiz de oluyordu ama kelimeleri özenle seçiyorduk.

Son patates hadisesiyle (Soğan da var aslında.) eleştirilecek davranışlara “devlet ciddiyetinden uzaklaşma da eklendi” ki bu defa o kadar özenli olmak gerekmiyor.

Hani bu sayın devlet büyüklerimizin durup durup efelenerek söyledikleri bir söz vardır:

“Biz muz cumhuriyeti değiliz.”

Elbette değiliz de sayenizde “patates cumhuriyeti” olmaya doğru gidiyoruz.

Konuyu detaylandıracağım ama sadece şu olanlar bile ciddiyetsizliğin geldiği noktayı anlatmaya yeter:

Patates ithal ediyoruz ama Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba karar mekanizmasının içinde değil. Patates ithal edileceğini Ekonomi Bakanı açıklıyor ve muhtemelen Bakan Fakıbaba da ithalattan bu şekilde haberdar oluyor.  Ardından ithalat yapılıyor. İthalatı yapan Ekonomi Bakanlığı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB) asli görevinin dışında tutulmuş, etkisiz eleman durumuna düşürülmüş.

Patates sorunu ciddi bir sorundur

Patates sorunu basit bir fiyat artırma ve ithalat sorunu değildir.

Patates tartışması, Haziran ayı başında perakende patates fiyatlarının aşırı yükselmesi ile başladı. Seçim öncesinde tartışmanın alevlenmesi üzerine Bakan Fakıbaba şu açıklamayı yaptı:

“Hayretler içerisindeyim! Bir buçuk iki ay önce Sayın Başbakanımızla Niğde ve Aksaray’daydık. Dediler ki: ‘Patates elimizde, depolarda kaldı; 50 kuruşa alan yok. Bize ihracat desteği verin.’ Biz de bunun üzerine Bakanlar Kurulu’ndan patatese ihracat desteği verdik. Bütün bakanlar imzaladı. Nasıl olur da böyle bir durumda 50 kuruş olan patates 5-6 liraya çıkar anlamış değilim.”

Bu bölümdeki en önemli kısım “Dediler ki…” kısmı. Patates ihracatına teşviği kimler istedi? Önemli çünkü fiyatlar fahiş oranlara çıktığında dönüp bu zatlara, “Ne oluyor kardeşim?” diye sorulması gerekirdi.

Elde ne kadar patates kaldığının söylendiği ise ayrı bir muamma. Bu da önemli.

BloombergHT, Şubat ayı içinde Nevşehir Ziraat Odası Başkanı Salih Çelikbaş’ın beyanatını yayımlamış. Çelikbaş, “Nevşehir ve Niğde’deki depolarda yaklaşık 600 bin ton patatesin bulunduğunu ve kısa sürede ihraç edilmesi gerektiğini” söylüyor.

Ardından Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar, depolardaki patatesin “350 ila 400 bin ton” olduğunu söylüyor.

Biri Oda Başkanı, diğeri odaların bağlı olduğu Birliğin Başkanı. Aralarındaki rakam farkı 200 ila 250 bin ton. Fark çok büyük.

Sadece bazı yetkili devlet adamları değil, sektör temsilcilerinin bazıları da ciddiyetten uzaklaşmış.

Peki, gerçek rakam ne?

Bilmiyoruz çünkü ne GTH Bakanı ne de bir başka yetkili çıkıp da gerçek rakamı söylemiyor.

Yetkili veya yetkililerin kim ve kimler, yetkili kurum ve kuruluşların hangileri olduğu birbirine karışmış olduğundan ben sorumu ortaya sorayım:

Sayın yetkililer, depolarda kaldığı ve 50 kuruşa bile alıcı bulunamadığı iddiasıyla ihracat teşviği verildiği söylenen patates kaç tondu?

Bundan daha önemli birkaç sorum var?

Hani “ihracat desteği verdiğinizi” söylemiştiniz ya…

Bir de şunları söyler misiniz: Kimlere kaç para ihracat desteği verdiniz? Elde kalan patatesler hangi ülkelere, kimler tarafından ve kg’ı kaç paradan satıldı? Bu kapsamda toplam kaç ton patates ihraç edildi ve karşılığında ne kadar gelir elde edildi?

Muhtemelen bu soruların cevabını alamayacağız ama lütfen hep birlikte takip edelim.

Fazla mı şüpheci buldunuz? Sebebini açıklayayım:

Bakan’ın kendilerinden ihracat desteği istendiğini açıkladığı tarihten 2 ay geriye gidince (Bir buçuk iki ay önce istenmiş.) anlıyorum ki elde kalan patatesin devlet desteğiyle ihraç edilmesi talebi Mayıs 2018 başında gelmiş. Yani ihracatın en erken Mayıs ortasından itibaren en fazla bir ay içinde gerçekleşmiş olması gerekir (Böyle bir tahminde bulunuyorum çünkü teşvikin başlangıç tarihini tam olarak yazabilmek ilgili Bakanlar Kurulu kararını aradım fakat bulamadım.).

Tam bu noktada size TÜİK’in “Fasıllara Göre İhracat” tablosundan 7 numaralı “Yenilen sebzeler ve bazı kök yumrular” başlıklı fasıldan yapılan ihracatın parasal değerlerini sunuyorum (Bin ABD doları):

Gözden kaçabilir diye şunu tekrar dikkatinize sunayım: Bu rakam, ihraç ettiğimiz “yenilen sebzeler ve kök yumrular”ın tamamı için. Patates de bunların içinde ve sadece bunlardan biri. İster 600 bin ton ister 350 bin ton ihraç etmiş olalım, rakam, sadece patates ihraç edilmiş olsa bile düşük.
Mayıs ayında yaptığımız 87.421.000 ABD doları ihracatın karşılığı yaklaşık 393.384.000 TL.

İhracat miktarları ve birim değer endeksleri henüz açıklanmadığı için oradaki rakamları bilmiyorum. Takip edeceğim, bakacağım ve yazacağım.

Orada da durum yukarıdaki gibi olursa devlet desteğiyle ihraç edildiği söylenen patateslerin ihraç edilmesiyle ilgili şüpheler iyice artacak.

Patates tarlada 50 kuruş mu?

Tartışmanın diğer tarafında ise patatesin perakende fiyatı 6 TL iken tarla fiyatının 50 kuruş olduğu iddiası var. İddianın sahibi GTH Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba. Diyor ki:

“Onlar görecekler, benim vatandaşıma 50 kuruşluk ürünü 6 liradan yedirenden hesabını soracağız.”

Hemen bilgilendireyim. Patatesin perakende fiyatı 6 TL iken tarla fiyatı 2,5 TL idi. Tarla fiyatı bugün itibarıyla 1,5 TL’nin altına düşmüş de değil (Çok küçük, lekeli ve zedeli olanlar hariç.).

Bu niye önemli?

Birincisi bir bakan bakanlığıyla ilgili bir veriyi yüzde 200 oranında yanlış söyleyemez. İkincisi 50 kuruş zannıyla ihracat kararı alırsanız tarla fiyatı gerçekten 50 kuruşa düşer ki yanlış bilgiye dayalı bu kararın ceremesini üretici çeker ve üretimden çekilir.

Gelelim açıklamanın “En kısa sürede fiyatlar normale dönecek.” kısmına.

29 Haziran Cumartesi günü itibarıyla Ankara Balgat’taki halk pazarında patatesin kilosu 4 TL idi. Buraya inmesinin sebebi ise yapılan ithalat yani yetkililerin aldıkları ithalat tedbiri değil, Nevşehir ve Niğde gibi patatesin merkezi sayılan illerimizde hasadın başlamasıdır.

Zaten son 4 yıldır yılda ortalama 4 milyon 800 bin ton patates üretilen ve geçen yıl bunun 350 bin ila 600 bin tonunun üreticinin elinde kaldığı iddia edilen bir ülkede, 4 bin ton patates ithal edilerek fiyatların aşağı çekilebileceğine inanmak saflık olur. Patatesin Suriye’den ithal edilmesi konusunda ise susma hakkımı kullanıyorum.

Ayrıca TÜİK tarafından “geçen yıl seviyesinde gerçekleşeceği” tahmin edilen patates üretimine dolayısıyla patates bolluğuna rağmen fiyatların -bazı marketlerin değişik mallar için uyguladıkları kısa süreli rutin indirimlerine patatesin dâhil edildiği günler hariç- hâlâ semt pazarlarında bile 4 TL’nin altına düşmemiş olmasının üzerinde de düşünülmelidir. Diğer bir söyleyişle fiyatlar hâlâ normale dönmemiştir.

Patates üretimimiz yeterli mi?

Cevap veriyorum: Yeterli.

2000 yılından itibaren baktım. Daha öncesine gitmeye gerek yok. Her yıl ihtiyacımızın (İhtiyaca ihraç edilen ve tohumluk olarak ayrılan miktar da dâhil.) biraz üzerinde patates üretmişiz.

Patates kıtlığı yoksa fiyatlar niye böyle uçuyor:

Bakan Fakıbaba, “Karanlık eller var.” diyor.

Bu tür açıklamalardan çok sıkıldım artık!

Sayın Bakan,

Size rağmen “karanlık eller” varlıklarını, güçlerini her geçen gün arttırarak sürdürebiliyorsa ve siz “Gardiyanın kötüsü mahkûma dert yanarmış.” sözünü doğrularcasına göreve geldiğiniz günden beri aynı sözü tekrarlayıp duruyor ama sorunlara kalıcı çareler bulamıyorsanız ve dahi artık Bakanlığınızın konusu olan malların ithalatında bile etkisiz durumdaysanız önce bunlar üzerinden bir durum muhasebesi yapmanız gerekmez mi?

Bakanlığın adını değiştirmek sorunlara çare mi?

Bildiğiniz gibi ülkemiz birkaç gün sonra Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile yönetilmeye başlanacak.

Yeni sistemin hızlı karar alma ve uygulama fırsatı vereceği, böylece ülkemizin hızla büyüyeceği, halkın refahının da hızla yükseleceği söyleniyor.

Umarım öyle olur.

Aynı sözler yeni sistemle birlikte bazı bakanlıkların birleştirilme kararını savunmak için de söyleniyor.

Birleştirilecek bakanlıkların içinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı da var. Yetki alanında Gıda, Hayvancılık ve su da olmasına rağmen -herhalde adı fazla uzun olmasın diye- birleşik bakanlığın yeni adı Tarım ve Orman Bakanlığı olacak.

Bunlar görev alanları birbiri ile ilişkili bakanlıklar(mış). Bir araya getirilirlerse görevlerini daha hızlı ve doğru yapabilirler(miş). Buna “etkin koordinasyon” deniliyor(muş).

Şu alıntı cümleyi dikkatinize sunuyorum:

“Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı, ‘Tarım ve Orman Bakanlığı’ çatısı altında bir araya gelecek. Yeni Bakanlık, orman arazilerinin korunarak yedi bölge, dört iklimde, her tarlanın sulandığı, yılda iki ürünün alındığı, tarımda çeşitliliğin ve verimliliğin zirveye ulaştığı, teşviklerin artarak sürdüğü yemyeşil bir Türkiye hedefi için çalışacak.”

Müthiş değil mi?

Demek ki şimdiye kadar bu Bakanlıklar ayrı olduğu için orman arazileri yeterince korunamıyor; yedi bölge, dört iklimde her tarla sulanamıyor, yılda iki ürün alınamıyor, tarımda çeşitlilik ve verimlilik zirveye ulaşamıyormuş.

İtirafın böylesi!..

Şimdi sıkı durun!

26 Ocak 1974’te “Tarım Bakanlığı”nın adı değiştirilerek “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” yapılmış.

14 Aralık 1981’de yani 12 Eylül İhtilalini yapan zevat tarafından -bugünkü gibi- Orman Bakanlığı ile birleştirilerek “Tarım ve Orman Bakanlığı” adı verilmiş.

14 Aralık 1983’te -etkin koordinasyon sağlanacağı düşüncesiyle olsa gerek- Bakanlığın adına “Köyişleri” de eklenmiş ve “Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı” olarak değiştirilmiş.

09 Ağustos 1991’te “Orman Bakanlığı” tekrar ayrılmış. Geriye kalan unvan Bakanlığın adı olmuş: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı.

2002’de iktidara gelen AK Parti 03 Haziran 2011 tarihine kadar Tarım ve Köyişleri Bakanlığı adını muhafaza etmiş. Bu tarihte Bakanlığın adını Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olarak değiştirmiş. Böylece 1974’e geri dönülmüş.

Şimdi ise 12 Eylül İhtilalini yapan zevatla aynı adda birleşiyoruz: Tarım ve Orman Bakanlığı.

Son cümleden rahatsızlık duyanlar olacağını biliyorum.

Maksadım dikkat çekici bir rastlantı üzerinden “bakanlıkları birleştirerek veya ayırarak sorunların ortadan kalkacağına inananların gafletine” dikkat çekmek.

Doğrusu bakanlıkların hangi adla anıldığı veya birleştirilip ayrılmaları beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

Çünkü bakanlıklara yeni adlar vermek veya birleştirip ayırmak maharet değil. Oturur, kağıda yeni adlar yazar, yetkileri dağıtırsınız olur biter.

Asıl maharet makamları yetkin insanlara emanet edebilmekte.

İşte o zaman “Türkiye Cumhuriyeti” oluruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Buraya lütfen adınızı yazın