Recep Konuk: "Üreten kazanamıyor, tüketen kaybediyor."

PANKOBİRLİK Genel Başkanı Recep Konuk: “ Halin, yolun, marketin, tezgâhın hatasını tarladaki üreticiyi döverek düzeltemez, aracıları, komisyoncuları, spekülatörleri çiftçiyi cezalandırarak terbiye edemezsiniz. Çözüm öyle uzakta falan da aranmasın. Çözüm, üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltmakta, aktörleri azaltmakta. Hiç kimse üreticiyi pahalı üretiyor diye suçlayıp ithalattan medet ummaya kalkmasın, rakamlar ortada fiyatları şişiren tarladan sonraki süreçte.”

S.S. Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği’nin (PANKOBİRLİK) 47’nci Olağan Mali Genel Kurulu, Birliğin Ankara’daki merkez binasında gerçekleştirildi. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Pancar Ekicileri Kooperatifleri ve Türk Şeker temsilcilerinin de katıldığı programda konuşan Genel Başkan Recep Konuk, özellikle ülkemizin üzerindeki finansal baskıların artmasına, şartların zorluğuna rağmen PANKOBİRLİK’in ve Pancar Üreticileri Kooperatiflerinin bu faaliyet yılında da çiftçiyi muhannete muhtaç etmediğini belirterek, “Ortaklarımızın girdiye uygun fiyatlar ve şartlarla erişmesini sağlayarak şeker pancarı başta olmak üzere tarladaki, bağdaki, bahçedeki, meradaki, ağıldaki üretimini ele güne muhtaç olmadan devam ettirmesi için yıllardır yaptığımızı geçtiğimiz faaliyet yılında da tekrarladık.

Kooperatiflerimiz için temin veya aracılık ettiğimiz gübre tutarı bir önceki yıla göre %15’in üzerinde arttı. Keza, yemdeki artış %16’yı, tohum, fide, fidandaki %11’i, bitki koruma ürünlerindeki artış %23’ü aştı. Birliğimizin ve kooperatiflerimizin gelir çeşitliliğini arttırmak, faaliyet alanını genişletmek için yıllardır bir çalışma yürütüyorduk. Bizi sınırlayan, daraltan bir uygulama vardı. Kooperatif mağazalarımız üye dışına satış yapamıyor, faaliyet alanı dışında ürün satamıyordu. Bizi daraltan, sınırlayan bu durum yapılan kanuni düzenleme ile değişti. Yani kooperatif mağazalarımız artık herkese, her ürünü satabilecek. Bu, hem gerçek manada tarım marketleri kurabilmek hem de tarım sektörü ile tüketici arasında aracısız satış yapabilmek için önümüze bir fırsat kapısı açtı. Bu değişikliğin yapılmasını sağlayarak birliğimiz ve tüm kooperatiflerin önünü açan Sayın Cumhurbaşkanımıza bu vesileyle bir kez daha şükranlarımızı arz ediyorum. Artık top bizde, bizim yapacaklarımızda. Nitekim PANKOBİRLİK yapacaklarımız, yapabileceklerimiz konusunda yoğun bir çalışma başlattı. İlk etapta, kooperatiflerimize kesintisiz bir gelir kaynağı oluşturmak için Doğrudan Marketler ile ilgili bir çalışmanın startını hemen verdik. İkinci etap ve daha sonrasında yapılabilecekler konusunda özellikle tarımsal ürünlerin pazarlanması hususunda yapılabileceklere arkadaşlarımız çalışıyor.” ifadelerini kullandı.

Yanlış bilgi o kadar çabuk kanaat haline geliyor ki doğrunun hükmü kalmıyor

PANKOBİRLİK’in bahane üretmediğini, işini yaptığını vurgulayan Konuk, “Her yeni faaliyet yılında da işimizi bir önceki yıla göre daha iyi nasıl yaparız diye kafa yoruyoruz. Ancak bizim işimizi iyi yapmamız yetiyor mu? Yetmiyor. Bundan 10 gün önce bir ıspanaktır gitti. 196 kişinin ıspanaktan zehirlendiği söylendi. Mesele medyaya yansıdı. Sabah, öğlen, akşam tüm haber bültenlerinin ya birinci ya ikinci haberi oldu. Siyasi gündemden, Barış Pınarı Harekâtından bile öncelikli haber oldu. Yani bireysel sağlık kaygısı güvenliğin de siyasetin de önüne geçti. Ispanak satışları bıçak gibi kesildi. Ispanağa bir otun karıştığı söylendi. Beypazarı Ziraat Odası Başkanı, arazinin küçük bir parçasında yabani ot var ama o denilen ot bizim buralarda yetişmez dedi. Dinleyen olmadı. Krizin 4-5 günü ıspanağa karıştığı söylenen bitkinin ıspanağın arasına karıştırılacak kadar ucuz olmadığını öğrendik. Bilen bilmeyen herkes konuştu. Sonuç bu sene ıspanak üreticisi kaybetti. Seneye ne üreticisinin kaybedeceği ise belli değil. Sebep, herkesin yüreğini serinletecek bir açıklamanın yapılamaması. Kim serinletecek milletin yüreğini? Çiftçi feryat ediyor. Bildiğiniz ıspanak diyor. Ispanak zehirlemez diyor. Duyan yok. Milletin yüreğini tarlanın dışındakiler serinletecek. Gıdada, tarımda otorite olanlar serinletecek. Tarımı gıdayı yönetenler serinletecek. Yani, tarladaki çiftçiden, çiftçinin işini kolaylaştıran kooperatiflerden başkaları da işini iyi yapacak. O gecikme, birilerinin işini iyi ve zamanında yapmaması iletişim çağında maalesef ıspanağı sanık sandalyesine oturttu, ıspanak üreticisini de idam sehpasına çıkarttı. Bunlar ülkemizde artık çok sık olmaya başladı. Bir sosyal medya hesabındaki yalan yanlış bilgi, şirketleri, üreticiyi töhmet altında bırakıyor. Yanlış o kadar çabuk kanaat haline geliyor ki doğrunun hükmü kalmıyor. Bunlara birilerinin dur demesi lazım, sektördeki otorite boşluğunun doldurulması lazım. Yani işini iyi yapanlara acil ihtiyaç var. Ya işini iyi yapanlar çıkmazsa ne yapacağız? Etkilenen biziz, bizim üreticimiz onu da biz yapacağız. Ortaklarımızın işi, emeği, ürünü onlar adına bize emanet. Onun için hepimiz üreticinin işini ilgilendiren işlerle ilgili hususları layıkıyla bilmek zorundayız. Bilmiyorsak da bilenlerle çalışmak zorundayız. Biz Konya Gıda ve Tarım Üniversitesini bunun için kurduk. Gıdada ve tarımda otorite olsun, yanlış bilgiler kanaat haline gelmeden doğruyu hâkim kılsın ki üretici ve sektör kaybetmesin, her aklı evvel ürünü sanık sandalyesine oturtmasın, üreticiyi idam sehpasına çıkarmasın” şeklinde konuştu.

BİZİM VAZİFEMİZ; DOĞRUYA DOĞRU, EĞRİYE EĞRİ DEMEKTİR

Kooperatifin el ve güç birliği olduğunu aktaran Konuk, kooperatif yöneticilerinin de el ve güç birliği yapanların ortak işini yapan, herkesin işini gücünü büyütmek için kendi işini gücünü bir kenara bırakıp el ve güç birliği yapanlara vaktini ve aklını vakfeden kişiler olduğunu belirtti. Başkan Recep Konuk konuşmasına şöyle devam etti: “Bu salondaki herkes yönetime talip olduğu gün kendisi için kaygılanmayı bir kenara bırakıp, herkes için kaygılanmak gibi bir mesuliyet üstlendi. O nedenle bizim mesuliyetimiz üyelerimize karşıdır. Vazifemiz de işimizi ilgilendiren hususlarda doğruya doğru eğriye eğri demektir.

Önümüzdeki hafta Tarım Şurası sonuç bildirgesi açıklanacak. PANKOBİRLİK olarak biz de çalışmalara katıldık. Görüşlerimizi komisyonlarda paylaştık. Ancak açıklanacak bildirgede bunlar ne kadar dikkate alınacak açıkçası bilmiyoruz. Yani bizden istenen malzemeyi verdik. Yağ, soğan, et, salça, tuz, un, şeker, biber istenen istenmeyen her malzemeyi belki lazım olur diye verdik. Mutfaktan ne çıkacak onu haftaya göreceğiz. Malum ecnebiler yemekten önce dua eder, bizde dua yemekten sonra yapılır. Mutfaktakiler sofraya ne koyacak bakacağız ona göre de ya dolu dolu dua edeceğiz ya da adettendir deyip kısa bir dua ile geçiştireceğiz. Şura ile ilgili beklentimiz, 3-5 gün boyunca tarım sektörümüzün enine boyuna konuşulacağı yüksek katılımlı bir toplantıydı. Metot değişti. Görüşler ağırlıklı olarak yazılı alındı. İnternet ortamından görüş bildirme imkânı sağlanarak katılımın arttırılmasında yeni bir yol denendi. Bu belki de iletişim çağının dinamikleri açısından doğru bir yaklaşımdır. Neşterin nereye vurulacağını, sektördeki yangını söndürmek için doğru adrese gidilip gidilmeyeceğini açıkçası ben bilmiyorum. Onu haftaya anlayacağız. Ancak ben yine de sorunun yaşandığı adresi tarif etmek, naçizane tavsiyelerimi paylaşmak istiyorum.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği periyodik olarak tarla market fiyat farkını açıklıyor. Ekim itibarıyla üretici ve market arasındaki fiyat farkının bazı ürünlerde yüzde 400’lere ulaştığını söylemiş Sayın Bayraktar. Fiyat farkının yüksek olduğu ürünler olarak ilk sıralarda ise yüzde 417 ile domatesin, yüzde 404 ile elmanın ve yüzde 368 ile limonun ilk üçte olduğunu söylemiş. Ne zaman? 2009 Kasım ayı başında. Yani 10 sene önce. Sayın Bayraktar üretici market fiyat farkı araştırmasını son olarak 12 gün önce açıkladı. Ekim 2019’da üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 360,35 ile mandalinada olmuş. TZOB fiyat farkının kuru incirde yüzde 353,59, kuru kayısıda yüzde 307,25, havuçta yüzde 268,17, patlıcanda yüzde 264,44, nohutta yüzde 257,32 olduğunu tespit etmiş. Yani 10 senede üretici market fiyat farkında en yüksek farkla satılan ürünler sıralamasında bazı ürünler o yıl bol veya az olmasına göre yer değiştirmiş ancak işin özü değişmemiş. Tarlada yok pahasına satılan ürün markette kuyumcu vitrininde gibi etiketlenerek satılmış. 10 sene önce de fiyatlar oynayınca dönüp çiftçiye bakılıyordu, bugün de. Fiyatlar yükseldi adres belli, salla parmağı çiftçiye. Avrupa saraylarında prenslerin prenseslerin yanında whipping boy diye yaşıtları görevlendirilirmiş. Ne iş yaparmış bu whipping boylar? Prens ya da prenseslerin hatalarının yaramazlıklarının ceremesini çekerlermiş. İşleri bu. Prens ya da prenses hata mı yaptı, yaramazlık mı yaptı koca prens ya da prensesi dövecek değiller ya bu whipping boyları falakaya yatırırlar, kırbaçlarlarmış. Yani bizdeki adıyla şamar oğlanlığı yaparmış whipping boylar. Umarlarmış ki prens ya da prenses kendisi yüzünden başkasının acı çektiğini gören saraylı bundan üzüntü duyup hatasını tekrarlamayacak. 10 senede bir şey değişmiş mi değişmemiş. Millete karşı hatayı tarlanın ötesindekiler yapmış, dayağı çiftçi yemiş.  Buradan duyurulur çiftçi sistemin şamar oğlanlığından bıktı. Biz artık, nakliyecinin, depocunun, komisyoncunun, pazarcının yaptığı hatanın bedelini ödemek istemiyoruz.”

Enflasyonu düşürmek sadece çiftçinin mesuliyetinde mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a NBŞ kotalarını %10’dan %2,5’a düşürmesi, Kooperatifler Kanunu’nda yapılan değişiklikle kooperatif mağazalarının ortak dışı satış yapmasına imkân tanıyan düzenleme ve pancar tarımının devamını sağlayacak, üreticiyi cesaretlendiren 300 TL’lik pancar fiyatları nedeniyle teşekkür eden Başkan Konuk, “eğer pancara bu fiyat verilmeseydi, önümüzdeki yıl üretimde ciddi düşüş yaşanma riski vardı. Tarımsal üretimin devamı için mamul ürünün fiyatının da maliyetlere göre belirlenmesi gerekir. Yoksa üretici üretmek istese bile ürettirecek bulamaz. Geçtiğimiz sene Türkiye’de fiyatı düşen tek ürün neydi biliyor musunuz? Şeker. Neden? Türkiye’deki şeker fabrikaları pancarı aldı, tam işlemeye başladı. Ürün piyasaya çıkacak, hop depolardaki stoklar piyasaya çıktı. Hem de %20 iskonto ile. Ürettiğimiz şekerin gramına alıcı çıkmadı. Önceki yıllarda kapıda sıraya girenler birden yok oldu. Çiftçinin pancar parası ödenecek, avansı ödenecek, işçinin maaşı ödenecek ben satmak zorundayım. Benim gibi bütün şeker fabrikaları satmak zorunda. Haziran 2019’a kadar şeker 2018 fiyatlarının altında satıldı. Fabrikalarda şeker bitti, şeker fiyatlarına %16 zam geldi. Peki, şekerin ana girdi olduğu, en yüksek maliyet kalemi ya da maliyet kalemlerinden biri olduğu ürünlerde ne oldu? Şu olmuş; değişik markaların kola fiyatları %9,5 ile %18 arasında artmış. Bildiğiniz şeker, su, aroma ve karbondioksit ile üretilen gazoz fiyatlarında artış oranı %33,9’a kadar ulaşmış. Soğuk çayda fiyatını %33 arttıran da var %41 attıran da. Dondurma neyle yapılıyor? Süt ve şeker… Bir de neyli ise onun aroması. Az miktarda kakao, vanilya, çilek, fıstık vesaire. Ana girdi ne? Süt ve şeker. Çeşitlere göre artış %23,5 ile %45 arasında olmuş. Ağırlıklı olarak %35 arasında yığılmış fiyat artışı. Kuruvasan fiyatları %31, reçel fiyatları %27,7 artmış. Enerji içeceklerinde fiyat artışı %99,1. Şeker fiyatları artmamasına rağmen, şekerin ana girdi olarak kullanıldığı ürünlerde ben fiyatı düşen ürün göremedim. Ben buradan soruyorum, buradaki çiftçinin de sormak hakkı, enflasyonu düşürmek sadece çiftçinin ve çiftçi kuruluşlarının mesuliyetinde mi? Patates pahalı parmaklar çiftçiyi gösteriyor. Soğan pahalı kaşlar çiftçiye çatılıyor. Hayat pahalı, şekere yükleniliyor. Enflasyonla topyekûn mücadele diyoruz. Bu topyekûn sadece çiftçiden, çiftçi kuruluşlarından mı ibaret? Gübre sanayicisi, petrol sanayicisi, bankalar, çitçinin ürününden üretilen ürünü işleyen sanayici bu topyekûna dâhil değil mi? Rahmetli babam bize aman oğlum biz işimizi iyi yapalım buğday pahalı olursa ekmeğin fiyatı artar. Fakir fukara alamaz derdi. Bu ülkede yıllarca fakirin fukaranın ekmeğini çiftçi sübvanse etti. Yani fakiri fukarayı yine dar gelirli tarım kesimi destekledi. Fakir fukaranın ekmeği desteklenecekse bunu sanayici yapacak, devlet yapacak.”

Üreten kazanamıyor, tüketen kaybediyor

Başkan Recep Konuk, Genel Kuruldaki konuşmasını şu cümlelerle tamamladı: “TZOB’un rakamları ortada. Bir yanlış var. Üreten kazanamıyor, tüketen kaybediyor. Önümüzde bir fırsat var. Tarım Şurası ile üreticinin de tüketicinin de kaybettiği bu düzene müdahale imkânımız var. Bakanlık bürokratlarımızdan ve Sayın Bakanımızdan istirhamım, yangını söndürmek istiyorlarsa dumanı takip etsinler. Evdeki yangını sokağa su sıkarak söndüremezsiniz. Halin, yolun, marketin, tezgâhın hatasını tarladaki üreticiyi döverek düzeltemez, aracıları, komisyoncuları, spekülatörleri çiftçiyi cezalandırarak terbiye edemezsiniz. Çözüm öyle uzakta falan da aranmasın. Çözüm, üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltmakta, aktörleri azaltmakta. Hiç kimse üreticiyi pahalı üretiyor diye suçlayıp ithalattan medet ummaya kalkmasın, rakamlar ortada fiyatları şişiren tarladan sonraki süreçte. Bunun çaresi ne? Kooperatifçilik. Kooperatifleri pazara, rafa kadar ulaştırmak. PANKOBİRLİK ve Pancar Ekicileri Kooperatifleri olarak bizim yaptığımız yapmaya çalıştığımız budur. İnşallah bizim modelimiz Türkiye’nin artık kronikleşmiş bu meseleye çare bulmasında esin kaynağı olur, reçete olur.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Buraya lütfen adınızı yazın