23.3 C
Ankara
Cumartesi, Mayıs 8, 2021

Çiftçi acil yardım paketi istiyor

Okumalısınız!

Yaşam İçin Gıda
Gıda, yaşamdır! Yaşamınız söz konusu olduğunda efsaneleri bir kenara bırakın!

Hüseyin Demirtaş | TZD Genel Başkanı | Konuk Yazar |

Ülkemizin temel tarım ürünlerinden hububat üretimi açısından son derece kritik bir dönemden geçiyoruz.

Bu dönemde yaşanan sıkıntılar tarım sektörümüzün geleceğini etkileyecek ölçüde yoğunlaşmıştır.

Bu durum, soruna acil müdahale gerektirmektedir. Ancak gelinen noktada “konjonktürel” müdahaleler tek başına bir çözüm getirmeye yetmeyecektir. Sorunu bir bütün olarak ele almanın ve tarım sektörünü kurtarmaya yönelik programın ilk adımı olacak için acil bir “yardım paketi” hazırlamanın zamanı gelmiş bulunmaktadır.

Tarımsal girdiler kıt ve fiyatlar hızla artıyor

Şu günlerde tahıl ürünlerinde alt gübre verme dönemine girilmiş bulunuyor. Önümüzdeki aylarda üst gübre dönemine gireceğiz. Gübre fiyatlarındaki artış nedeniyle üretici tarlasına yeterli gübre atamıyor. Son bir yılda ÜRE gübresinde yüzde 82, sülfat fiyatlarında yüzde 74, DAP gübresinde yüzde 87, taban gübrelerinde ise yüzde 53-55 oranında fiyat artışı oldu.

Üretimin yetersizliği kadar gübreye verilen desteğin yetersizliği de önemli bir sorun. 2016 yılında gübre ve mazot desteği birleştirildi. 2017’de gübre desteği dekar başına 4 lira olarak sabitlendi. Oysa 2015 üretim yılında çiftçi, gübre desteği olarak hububat, yem bitkileri, baklagiller, yumrulu bitkiler, sebze ve meyve alanları için dekara 6 lira 60 kuruş, yağlı tohum ve endüstri bitkilerinde ise dekara 8 lira 25 kuruş destek alıyordu. 2020 ürünü için buğday, arpa, çavdar, yulaf ve tritikale için gübre desteği dekar başına 8 liraya yükseltildi; ancak bu miktar fiyat artışları karşısında yetersiz kaldı.

Mazota verilen destek de mazot fiyatlarındaki artışın çok gerisinde.  Tarımsal girdilerin fiyatlarındaki genel artış oranı genel enflasyonun çok üzerinde seyrediyor. Bu durum geçtiğimiz yıl yaşanan ekonomik sıkıntılar dolayısıyla döviz fiyatlarında yaşanan artışla yakından ilişkili.

Gübre üretiminde ağırlıklı olarak ithalata bağımlı bir ülkeyiz. Kimyasal gübre, Türkiye’nin dış ticarette en çok açık verdiği ürünler arasında.

Bunun birinci nedeni kimyasal gübrenin içeriğini oluşturan azot, fosfor ve potasyumun ülkemizde yeterince bulunmaması. Bu nedenle, 2015-2020 döneminde gübre ve üretimine yönelik gerekli maddeler için altı milyar doların üzerinde ithalat yapıldı. Son beş yılda ithalat miktarı oran olarak giderek arttı.

Gübre ithalatında İran önemli bir yer tutuyor. Geçmiş dönemde İran ile imzalanan tercihli ticaret anlaşmaları nedeniyle İran’dan Türkiye’ye ithal edilen 140 farklı tarım ve hayvancılık ürününe gümrük vergisi indirimi ve kota artışı uygulanıyordu. Ancak İran’a, AB ve ABD tarafından uygulanan ambargo nedeniyle İran’dan doğrudan gübre alamıyoruz, Umman ağırlıklı olarak ülkeye getirilen gübrenin fiyatına bir de torbalama ve diğer masraflar eklenince fiyatlar katlanarak artıyor.

Gübre fiyatlarının artmasında rol oynayan bir diğer etken de Türkiye’de devlet mülkiyetinde olan gübre fabrikalarının özelleştirmeler yoluyla satılması ve kapatılması. Özelleştirmeler öncesinde ülkemizin toplam 5,8 milyon ton olan üretim kapasitesinin yüzde 42’si kamu, yüzde 58’i özel sektör kuruluşlarına elindeydi.  Bir kamu kuruluşu olan TÜGSAŞ yüzde 29’luk payıyla sektörün başat üreticisiydi ve fiyatların belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktaydı. 2004-2005 yılları arasında bu kuruma ait işletmeler satıldı ve kurum tasfiye edildi.

Özelleştirmeler tarımsal üretim ve girdi tedarikini zora soktu

Gübre meselesinde yaşanan sorunların yanı sıra çiftçi korona salgınının yarattığı ekonomik sıkıntılardan da etkileniyor. Gıda enflasyonunun genel enflasyon düzeyinin çok üzerine çıkması nedeniyle sıfır gümrüklü tarım ürünleri ithalatına hız veriliyor. Bu da üreticinin dışarıdan gelen ürünlerle rekabet edebilme imkânını ortadan kaldırıyor. Ne var ki sıfır gümrüklü ithalat yoluyla fiyat indirimi sağlamanın ancak geçici bir süre yararlı olabildiği, buna karşılık iç üretimi tahrip ederek sorunu kalıcı olarak büyüttüğü görülüyor. Yerli üretimin rekabet şansını kaybetmesi sonucu, başlangıçta ucuz fiyatlarla piyasaya giren yabancı tarım ürünleri tedarikçileri, fiyatları istedikleri gibi artırıyorlar. Bu da kısır bir döngü yaratıyor. Bu olgu, şu günlerde gübre ve yem fiyatlarından ayçiçek yağı fiyatlarına kadar hemen tüm tarımsal girdi ve ürün fiyatlarını etkiler hale gelmiş bulunuyor.

O nedenle, örneğin ülkemizde GDO’lu tohum kullanımını yasakladığımız halde tavuk yeminde GDO’lu yemlerin ithaline izin vermek zorunda kalıyoruz. Bu sorun ayrıca halkın gıda maddesi olarak kullandığı tarım ürünlerinde kaçakçılığın artmasına neden oluyor. Geçtiğimiz günlerde Hatay’da Ticaret Bakanlığı Gümrük Muhafaza ekiplerince gerçekleştirilen operasyonda 5 bin ton genetiği değiştirilmiş, Türk Gıda Kodeksi’ne uyumsuz pirinç ele geçirilmesi de bu durumu kanıtlıyor.

Kuraklık ve aşırı yağışlar üretimi olumsuz etkiliyor

Ülkemiz ekonomik sıkıntıların ötesinde küresel ısınmaya bağlı iklim değişimlerinden de olumsuz yönde etkileniyor.  Ekim ayında toprağa atılan buğday, arpa ve diğer hububat ürünlerinin tohumları Kasım, Aralık ve Ocak aylarında yeteri kadar yağış olmadığı için gelişim gösteremedi. Ocak ayı sonlarında başlayan yağışlar ise aşırı olmaları durumunda bitkinin gelişim sürecine zarar verebiliyor. Örneğin bu yıl Konya ovasında elde edilmesi beklenen rekoltenin geçen yılın yaklaşık yüzde 10 gerisinde olacağı tahmin ediliyor. Yağışların yetersizliğinden pancar üreticileri de olumsuz etkileniyor.

Çiftçi borçlarını ödeyemez durumda

Bütün bu yaşanan olumsuzluklar nedeniyle geçtiğimiz yıllarda yeterli destek alamadığı için kaynak ihtiyacını borçlanarak karşılayan çiftçilerimiz borçlarını ödemekte zorlanıyor. Geciken ödemeler nedeniyle katlanarak artan faiz oranları bir süre sonra altından kalkılamaz hale gelmiş durumda. Borçlanma sürecinde çiftçilerin birbirlerine “müteselsilen” kefil olmaları nedeniyle bir süre sonra tüm köylü haciz tehdidi ile karşı karşıya kalıyor.

Destek yokluğu ve haciz işlemleri tarımsal üretime sekte vuracak

Ülkemizin tarım, girdi ve gıda üretimi açısından sıkıntılar yaşadığı bu dönemde çiftçinin üretim araçlarına, traktörüne, hayvanlarına haciz konulması süreci durdurulmaz ve çiftçi borçlarına acil bir çözüm bulunmazsa, içinde yaşadığımız sorunlar önümüzdeki yıllarda katlanarak artacak ve telafi edilmesi çok zor olacaktır.

Geçtiğimiz dönemde koronavirüs salgınının yarattığı sıkıntılar karşısında açıklanan destek paketlerinden çiftçimiz yararlanamadı. Tarımsal üretimin geçen yıl artması ve tarım sektörünün büyümeye olumlu katkı sağlaması, çiftçinin rahat bir ortamda üretim yaptığı anlamına gelmiyor. Çiftçi, kendisinin ve ailesinin emeğini son zerresine kadar zorlayarak, ihtiyaçlarını kısarak ve borçlanarak üretimi sürdürebiliyor. Üretim araçlarından mahrum kalan bir çiftçinin üretimi ve köyü terk ederek kentlerde yaşam aramaya çıkmaktan başka şansı yoktur. Bu da ülkemizde kentlerde yaşanan işsizlik sıkıntısını artıracaktır.

Çiftçinin sesine kulak verilmeli

Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği’ne ya da Ziraat Bankası’na borcunu ödeyemediği için hacizle karşı karşıya kalan çiftçilerin, 2 Şubat Salı günü Ankara’da buluşarak taksitlendirme ve faiz affı için seslerini duyurmaya çalışmalarına yol açan nedenler kısaca bunlardır.

Ülkemizde tarımın milli ekonominin temeli, çiftçinin de milletin efendisi olduğu söylenir…

Bu bir gerçek ise çiftçinin sesine kulak verilmeli ve ekonomiye destek paketlerinde bugüne kadar görmezden gelinen tarım sektörü için acil bir “yardım paketi” hazırlanmalıdır.

Bu haber de ilginizi çekebilir: Borçlu çiftçinin bağ, bahçe, tarlası satılık

Son Haberler

İBB çölyak, PKU ve otizm hastalarını bayramda unutmadı

İBB çölyak, PKU ve otizm hastalarını bayramda unutmadı