Kural temelli, öngörülebilir politikalara dayanmayan günübirlik tedbir ve paketlerin, bir ülkenin ekonomisinin sürdürülebilirliğini sorgulanır hale getirdiğini belirten TÜSİAD Başkanı Bilecik; “Nitekim kurda gördüğümüz hızlı yükseliş, Türkiye ekonomisi için bu sorgulamanın başladığını gösteriyor. Bir an önce ekonomimize duyulan güveni yeniden tesis etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde; ekonomimiz sert bir düzeltme ile karşı karşıya kalacaktır.” uyarısında bulundu.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı 24 Mayıs Perşembe günü, Sabancı Center’da düzenlendi. Toplantıda Koç Üniversitesi EAF Direktörü Selva Demiralp, İş Yatırım Araştırma Direktörü Serhat Gürleyen, Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Uğur Gürses ve TÜSİAD Başekonomisti Zümrüt İmamoğlu’nun katıldığı ekonomi konulu bir panel gerçekleştirildi. Panelde TÜSİAD üyeleri ile ekonomi ile ilgili gelişmeler değerlendirilerek istişarede bulunuldu.

Toplantının açılış konuşmaları TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik tarafından yapıldı.

TL’nin değerinde son dönemde görülen ve tüm vatandaşları büyük bir endişeye sevk eden baş aşağı gidiş karşısında Merkez Bankası tarafından dün yapılan müdahalenin, herkesi rahatlattığını söyleyen TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, “Tercihimiz bu tür müdahalelerin zamanında ve gerekli ölçekte yapılması; piyasalar açısından Merkez Bankası kredibilitesinin güçlü olmasıdır.” dedi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan

Şimdi sıranın bu müdahalenin yapısal reformlar ve mali disiplin ile pekiştirilmesinde olduğunu belirten Özilhan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bütçe açığı zaten bozulma eğiliminde iken, seçim öncesinde açıklanan paketle bütçeye gelen ilave 24 milyar TL’lik ek yük, mali disiplin konusunda şüphelere neden olmuştur. İç tasarruflar yeterli değilken kamu açığının artma eğiliminde olması, kaynak ihtiyacını artırıyor. Diğer yandan, petrol fiyatlarındaki artış, yılda 50 milyar doları bulan cari açığı körüklüyor. Ekonominin cari açık- bütçe açığı kapanına doğru sürüklendiği düşüncesi, TL’nin değeri üzerinde baskı yaratıyor. Bu değerlendirmeler, Türkiye’nin kredi notunda düşüşlere neden oluyor. Bu durumun önüne geçilmesi için makroekonomik dengeleri tesis edecek bir programın devreye sokulması gerekiyor. Enflasyonu %5 eşiğinin altına çekecek ve paramıza istikrar kazandıracak, bütçe disiplinini sağlayacak ve piyasalara güven verecek bir program, yerel seçimler beklenmeden hemen uygulanmaya başlanmalı. Kamu harcamalarının yaratacağı finansman ihtiyacının makroekonomik dengeler üzerindeki etkisi iyi hesaplanmalı. Büyük kamu projeleri, küresel finans koşulları düşünülerek, doğru zamanda, doğru finansmanla yapılmalı. Bu çerçevede, dün Merkez Bankası müdahalesinin ardından Sayın Başbakan’ın ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın mali disiplinin süreceği ve finansal istikrarın gereğinin yapılacağı doğrultusundaki açıklamaları memnuniyetle karşıladık.”

Bilecik: “Ekonomide mucizeler yoktur; gerçekler vardır.”

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik

“Hepimiz piyasaları, kur, faiz, enflasyon oranlarını yakından takip ediyoruz.” diyen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik ise son dönemde hem dışarıdaki gelişmelerin, hem de içeride uygulanan genişlemeci politikaların, bu göstergelerde ciddi bozulmalara yol açtığını kaydetti.

Tasarruf oranlarının, iç talebe dayalı yüksek büyümeyi finanse etmekte yetersiz kaldığına dikkat çeken Bilecik, “Dış borca bu nedenle bağımlıyız. Dış borç, kamu ya da özel sektör ayırt etmeden hepimiz için bir kur riski yaratıyor. Ülkemizin döviz ihtiyacının bir şekilde, tercihen uzun vadeli doğrudan yatırımlarla, bunların yetmediği durumda kısa vadeli, daha likit araçlarla karşılanması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Bugünkü durumda olmamızın sebebinin refomların sürekli ertelenmesi olduğunu savunan Bilecik, “Çözümü ertelenen sorunlar, gelecekte daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıkar. Artık içinde bulunduğumuz gerçeği kabul etmemiz ve bu gerçeğe uygun politikalar üretmemiz gerekiyor. Çünkü ekonomide mucizeler yoktur; gerçekler vardır. Ve hakikati istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz.” diye devam etti.

Kural temelli, öngörülebilir politikalara dayanmayan günübirlik tedbir ve paketlerin, bir ülkenin ekonomisinin sürdürülebilirliğini sorgulanır hale getirdiğini vurgulayan Bilecik;

“Nitekim kurda gördüğümüz hızlı yükseliş, Türkiye ekonomisi için bu sorgulamanın başladığını gösteriyor. Bir an önce ekonomimize duyulan güveni yeniden tesis etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde; ekonomimiz sert bir düzeltme ile karşı karşıya kalacaktır.” uyarısında bulundu.

Bilecik konuşmasına şöyle devam etti:

“Dün Merkez Bankamız tarafından atılan adım son iki haftadır yaşanan süreçte bir nebze olsun rahatlık sağlamıştır. Bundan sonraki süreçte istikrarı önceliklendiren politika ve söylemlerin devam ederek, ekonomi yönetimimizin uyum ve ahenk içerisinde politika yapım sürecini devam ettirdiğini görebilmeyi arzuluyoruz.

Mayıs 2013’te yurtdışında ucuz para dönemi sona erdi. O tarihten itibaren faizler artmaya, sermaye akımları tersine dönmeye başladı. Ucuz borçlanıp, bol para ile büyüme sağlamak gibi bir seçeneğimiz artık yok.

Yüksek büyümeyi reform ve verimlilik artışlarıyla sağlayamadığımızda, parasal ve mali genişlemeyle; yani bol ve ucuz parayla büyüdüğümüzde, hep aynı sorunlarla karşılaşıyoruz: Yüksek cari açık, yüksek enflasyon. Yüksek büyümeyle ekonomimizin tekerlekleri hızlı dönüyor ama aynı anda yüksek cari açık ve yüksek enflasyon nedeniyle ekonomimiz patinaj yapıyor, ilerleyemiyoruz.

Hem büyümede, hem kalkınmada reformlar yoluyla kat edebileceğimiz çok mesafe var. Sanayimiz örneğin, ihracat yoluyla dışa en açık, en rekabetçi sektörümüz. Ülkemize giren dövizin de en önemli kaynağı. Hatırlarsanız: “Sanayi 4.0 olmazsa Dolar 4.0 olur” demiştik. Maalesef Dolar 4.5 lirayı bile geride bırakalı çok oldu. Olan, sürpriz değildir. İşte içinde bulunduğumuz durumun belki de en yalın özeti budur.”

Türkiye’nin ihtiyacı, dünyadaki ekonomik dönüşüme uygun yeni ekonomi politikalarıdır.

“Bugünlerde, art arda pek çok paket açıklanıyor. Kurdaki artışların enflasyona etkisini azaltmak için akaryakıt ÖTV’sinde indirim; konut satışlarını artırmak için KDV’de indirim yapıyoruz. Vergisini ödemeyenleri affedip, borçlarını yeniden yapılandırıyoruz.

Neredeyse her yıl yeni bir vergi affı var. Bu kadar yüksek büyümeye rağmen vergilerimizi hala normal yollarla toplayamıyoruz. Dolaylı vergilere başvuruyoruz. Oysa asıl ihtiyacımız, güçlü bir vergi reformudur.

Genç bir girişimciyi düşünün, iyi bir fikri var, bunu nasıl gerçekleştirecek? Sermaye lazım. Bizim bildiğimiz neredeyse tek fonlama yöntemi, banka kredisi. “Risk sermayesi, kitlesel fonlama, melek yatırımcılar” gibi kavramlara hala çok yabancıyız.

Bankacılık sistemine sürekli yükleniyoruz. Faizler düşük olsun, fonlama TL olsun istiyoruz ama TL cinsinden kredilerin mevduata oranı %150’ye varmış, sermaye maliyeti giderek artmış durumda. Bankalarımızın sermaye yapısı güçlü. Sağlıklı bir sektörümüz var ama büyümeyi sürekli ucuz banka kredisiyle fonlamamız, sermaye piyasalarımızı geliştirmeden yola devam etmemiz mümkün değil.

Türkiye’nin ihtiyacı, dünyadaki ekonomik dönüşüme uygun yeni ekonomi politikalarıdır. Seçime katılacak tüm Cumhurbaşkanı adaylarından ve siyasi partilerden, bizi 21. yüzyılın ikinci çeyreğine taşıyacak ekonomi programları ve bu programlara temel teşkil eden analizlerini daha fazla duymak istiyoruz.

Dünya ekonomisine nasıl baktıklarını, küresel ölçekte yaşanan büyük güç ve gelir kaymasının ve yeni küresel iş bölümünün ışığında Türkiye’nin nasıl bir ekonomik yapı ve tercihler paketiyle rekabetçi, refah seviyesi yüksek, önde gelen bir ekonomi haline gelmesini planladıklarını kamuoyuyla paylaşmalarını rica ediyoruz.

Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Önce cetvelin düzgün olması gerekir. Makul, gerçekçi, kaynakları verimli kullanacak bir program hazırlanırsa, başarısı için en çok biz elimizden geleni yaparız. Emin olun, bunu gerçekleştirmek için gerekli kaynaklara, bilgiye, beceriye ve hepsinden önemlisi azim ve iradeye sahibiz.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Buraya lütfen adınızı yazın