Yerli tohum yasak mı – 2

0

Geçen haftaki yazımda, Türkiye’nin tohum politikası ile ilgili eleştirileri yazmış ve bunlarla ilgili düşüncelerimi bu hafta aktaracağımı söylemiştim.

Önce birbirinin yerine kullanılmaya başlanan tohum cinslerinin adlandırılması ile ilgili karmaşayı önleyeyim:

Yerli tohum: “Standart tohum ve dededen kalma tohum” da denilen bu tohumları en iyi tanımlayan ifade, “dededen kalma tohum”. On yıllarca aynı yörede nesilden nesle aktarılan, gelişmesine ve değişmesine yapay müdahale yapılmadığı için doğal kabul edilen tohumdur.

Bu tohumun ürünlerinden elde edilen tohum sonraki yıllarda da ekilebilir. Aynı coğrafyalarda ekildiği için benzer kalitede ürün alındığı kabul edilir. Yıllar içinde doğal şartlara ve hastalıklara bağlı olarak değişime uğrasa da insan eliyle değişikliğe uğratılmadan özelliklerini en fazla koruyan tohum türüdür.

Islah edilmiş tohum: Bir bitki türünden daha iyi verim alabilmek için yapılan bütün işlemlere “ıslah çalışması” deniyor. Tohumculukta en yaygın ıslah yöntemleri “hibrit” ve “genetiğin değiştirilmesi”.

Hibrit tohum: “Hibrit”, “melez” anlamında kullanılan bir kelime. Tohum ıslah yöntemleri içinde en yaygın olanı. Genetiği değiştirilmiş (GD) tohumlarla karıştırılmamalı, ilgisi yoktur. Kabaca, aynı türe ait bitkilerin farklı ailelerinden gelen çeşitlerinin insan eliyle tozlanması ile elde edilen tohum, olarak tarif edilebilir. Bitkiler doğal, yöntem yapay.

Bu tohumun ürünlerinden elde edilen tohum tekrar ekilerek tarım sürdürülebilir ancak ikinci ve sonraki ekimlerde özelliği birleştirilen erkek veya dişinin özelliklerine dönme ihtimali yüksektir. Bu da beklenilen miktar ve kalitede ürün almayı engellediğinden, hibrit tohum her yıl satın alınmalıdır.

Genetiği değiştirilmiş tohum: Genetiğin değiştirilmesi, ıslah yöntemlerinin en tartışmalı olanı. GDO, bitki ve hayvanlara istenilen bir özellik katmak için başka bir canlıdaki genetik özelliğin kopyalayarak diğer canlıya aktarılması şeklinde açıklanıyor.

“Hibrit” yönteminden çok farklı bir yöntem. Doğal değil. İnsan sağlığına olumsuz etkileri hakkında çok fazla şüphe var ve bu etkilerin olmadığı, henüz bilimsel yollarla açıklanabilmiş değil.

Türkiye, dünyanın önemli tarım ülkelerinden biri. Oldukça büyük bir nüfus geçimini tarımdan sağlıyor. Bunlar ve daha birçok sebeple ve yönüyle tartışılıyor olmakla birlikte tarım, en çok ve en sert biçimde “tohum” üzerinden tartışılıyor.

İddia 1: Yediğimiz bitkisel gıdaların tohumlarının büyük kısmı ithal

İddianın devamı şöyle: “…ithal ve İsrail’den alıyoruz.”

Aşağıdaki tabloyu, bu iddiaların ne kadarının doğru olduğunu herkes kendisi görebilsin diye TÜİK verilerinden derledim.

Tohumda yerli üretim, ithalat ve ihracat miktarlarımız (sertifikalı tohum/ton):

tohum_tablo

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yerli tohumun yasaklandığı kanun olduğu söylenen Tohumculuk Kanunu’nun 08.11.2006’da yürürlüğe girmiş olması sebebiyle tabloda 2007-2015 dönemine yer verdim. Tablodaki ürünleri, örnek olarak seçtim.

Karşılaştırma yapabilmek için Kanun’dan önceki durumu merak edenleriniz olabilir. 2002-2006 dönemi yıllık ortalamasına göre rakamlar aşağıdaki gibi:

Buğday tohumu ithalatımız 717 ton, ihracatımız 1.078 ton.

Mısır tohumu ithalatımız 2.782 ton, ihracatımız 8.207 ton;

Arpa tohumu ithalatımız 11 ton, ihracatımız 10 ton;

Ayçiçeği tohumu ithalatımız 154 ton, ihracatımız 2984 ton;

Patates tohumu ithalatımız 11.580 ton, ihracatımız 6 ton;

Sebze bitkileri tohumu ithalatımız 1.422 ton, 407 ton olmuş.

Bu kadar detaydan sonra tek tek karşılaştırma yapmama gerek yok. 2006’dan sonra tohumculuğun başlı başına bir sektör haline geldiği ortada.

Tabloya göre, “Yediğimiz bitkisel ürünlerin tohumlarının büyük kısmı ithal.” iddiası, dolayısıyla İsrail bağlantısı kesinlikle doğru değil.

İsrail’den tohum almıyor muyuz? Alıyoruz. Bilhassa domates ve biber tohumunu İsrail’den temin ediyoruz. Örneğin 2015 yılında ithal tohuma ödediğimiz 202 milyon181 bin doların 13 milyon dolarını İsrail’e ödemişiz. Bunun 9,8 milyon doları domates tohumu için 2,1 milyon doları biber tohumu için ödenmiş.

Son paragrafta, tohum ithalatı ile ilgili çok daha önemli bir sorun gizli. O da sebze tohumlarının ne kadar pahalı olduğu. Toplam tohum ithalatımızın 2002-2015 ortalaması 142 milyon 728 bin dolar iken, bunun 86 milyon 560 dolarını yani yüzde 60’ını sadece sebze tohumuna, bunun da yüzde 15’ini İsrail’e ödemişiz.

İddia 2: Yurt dışından GDO’lu tohum ithal ediyoruz

Türkiye’de GDO ile ilgili bütün faaliyetler, 18.03.2010’da yürürlüğe giren 5977 sayılı “Biyogüvenlik Kanunu”na dayanılarak düzenleniyor. Bütün bu düzenlemeleri yapmak için de bir “Biyogüvenlik Kurulu” oluşturulmuş.

Bugüne kadar, Biyogüvenlik Kurulu’na GDO’lu ürünlerle ilgili 117 başvuru yapılmış. “http://www.tbbdm.gov.tr/Home/GenBasvurulari.aspx” linkinden listeyi inceleyebilirsiniz. Orada müracaat sahibi kuruluşların listesini de göreceksiniz. Yem için GDO’lu mısır ve soya ithalatı müracaatlarının çoğuna olumlu cevap verilmiş. Verilmeye de devam edilecektir.

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu’nun (TGDF) “Gıdada kullanılmak üzere” istediği izin başvuruları ise daha sonra yine TGDF tarafından geri çekilmiş. Niye çekilmişti biliyor musunuz? Yoğun vatandaş tepkisi üzerine.

Ülkemize kaçak GDO’lu ürün girişi var mıdır? Vardır veya yoktur, diyemem. Kamuoyunda “vardır” konusunda tam bir kanaat oluştuğuna göre, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kendini sorgulamalı.

Diğer taraftan iddia sahipleri de nerede, kimde varsa somut olarak söylemeli ki üzerine gidilebilsin. “Gitmiyorlar ki veya gitmezler ki” gibi savunmalara -amiyane tabirle- karnım tok. Onlarca laboratuvar ve bu kadar iddia sahibi var. Neyin içinde var diyorsanız, kamuoyunun gözü önünde laboratuvara götürülür, sonuç da hep beraber görülür. Bu gösteriyi canlı olarak yayımlayacak çok sayıda televizyon kanalı olduğundan eminim.

GDO ile ilgili düşüncelerime gelince:

Hayvan yemi dâhil, gıda amacıyla kullanılacak GDO’lu hiçbir tohum, ham veya mamul madde bu ülkeye sokulmamalı, sokanlar ağır şekilde cezalandırılmalı. Ta ki zararsız olduğu kesin olarak ispatlanana kadar.

Bunu, bu konuda çok sayıda toplantıya katılmış, toplantı kitaplarının editörlüğünü yapmış ve olaylara geniş açıdan bakabilen biri olarak söylüyorum.

İstisnası ise bu konuda yapılacak bilimsel çalışmalar ve tıp alanındaki kullanımlardır.

İddia 3: Bize GDO’lu tohum satarak topraklarımızı ve insanlarımızı kısırlaştırıyorlar

İddianın devamı şöyle: Kendileri GDO’lu tohum ekmiyorlar ve kendi insanlarına GDO’lu ürünleri yedirmiyorlar.

Dünya’da yaklaşık 200 milyon hektar alanda genetiği değiştirilmiş (GD) tarım ürünü ekimi yapılmaktadır. En fazla GD tarım ürünü ekimi yapan ilk 10 ülke sırasıyla ABD, Brezilya, Arjantin, Hindistan, Kanada, Çin, Paraguay, Güney Afrika, Pakistan ve Uruguay’dır.

En fazla GDO’lu ürün tüketiminin yapıldığı ülke ise ABD’dir. GDO’lu ürünler, AB’de de serbesttir.

Dolayısıyla, iddia tamamen yanlıştır.

İddia 4: 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile yerli tohum yasaklandı

İddia, Kanun’un 12. maddesine dayandırılıyor. Maddenin başlığı “Ceza hükümleri”.

Sadece bu maddeye bakıldığında böyle bir sonuç çıkarılması normal. Oysa Kanun bir bütün ve baştan sona okunmalı. Okunduğunda, nihai amacın, “Kapsam” başlıklı 2. maddede belirtildiği gibi, “tarla bitkileri, bağ-bahçe bitkileri, orman bitki türleri ve diğer bitki türleri çoğaltım materyaline ait çeşitlerin ve genetik kaynakların kayıt altına alınması” olduğu görülecektir.

Daha da ötesi, “İstisna” başlıklı 14. maddede şöyle denilmiş:

“..Ticarete konu olmamak ve şahsî ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak kaydıyla, çiftçiler arasında yapılacak tohumluk mübadeleleri ile deneme ve denetim amacıyla kullanılan ve miktarları Bakanlıkça belirlenen tohumluklar, bu Kanun hükümlerinden müstesnadır.”

“Burada böyle yazıyor olmasına rağmen müsaade edilmiyor.” diyen varsa, ben bu mücadele kazanılıncaya kadar destek vermeye, kamuoyu oluşturmaya hazırım. Yoksa da artık susun.

İddia 5: Yerli tohumlarımız yok oluyor, devlet bakıyor

Türkiye, Dünya’nın sayılı gen merkezlerinden biri. Türkiye’deki 12.000 civarındaki bitkinin 3.900’den fazlası başka bir coğrafyada bulunmuyor (endemik). Türkiye aynı zamanda birçok bitki türünün (hububat, baklagiller, meyve, sebze) de anavatanı. Sonradan, Türk insanının geliştirdiği yeni çeşitlerle tam bir gen cenneti.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, başta yerel çeşitler olmak üzere genetik kaynakların toplanması, muhafazası ve çeşitlendirilmesi amacıyla çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda toplanmış 62 binden fazla tohum numunesi İzmir ve Ankara’daki gen bankalarında muhafaza ediliyor.

8 binin üzerinde meyve ve asma çeşidi de 16 değişik araştırma enstitüsünde, arazi gen bankalarında koruma ve değerlendirmeye alınmış durumda.

Türkiye Tohum Gen Bankasının açılışı ise 2010 yılında yapıldı. Banka, 250 bin örnek kapasitesi ile Çin ve ABD tohum gen bankalarından sonra 3. sırada.

Sonuç

Tohumlar, gıdaların ham maddeleri. Sağlıksız bir tohumdan, sağlıklı bir gıda üretilemez. Dolayısıyla gıda ile ilgili her konuda olduğu gibitohum” konusunda da son derece hassas olmamız gerekiyor.

Hassasiyetimizin diğer yönünde ise bu ülkedeki üretimin miktarı ve kalitesi olmalı. Kendi ürünlerimiz hakkında çıkarılan mesnetsiz dedikoduların hem tarımımıza hem de ihracatımıza darbe vuracağı unutulmamalı.

Biz kendi ürünümüze -olmadığı halde- GDO’lu, hormonlu damgası vurursak, ihracat yapacağımız ülkenin ürünlerimize şüphe ile bakmasına sebep olmaz mıyız? Nitekim böyle durumla karşılaşıyoruz ve onları “düşmanlıkla” suçluyoruz!

Ayrıca tohum alışverişini kurala bağlamazsak, asıl o zaman yerli tohumumuz zarar görür.

Tohum ıslah çalışmaları yapmazsak, dünyanın ve kendi insanımızın talep ettiği miktarda kaliteli ürün üretemeyiz, bu ürünlere bağlı sanayimizi geliştiremeyiz. Bu bağlamda, örneğin “hibrit” tohuma karşı çıkmak yerine “Domates ve biber” tohumlarını niye kendimiz üretmiyoruz da bu tohumlara ve -hadi- İsrail’e bu kadar para veriyoruz?” diye sorgulamamız gerekmez mi?

Kaldı ki tohum, bitki ve hayvan ıslah çalışmaları dünya kurulduğundan beri yapılıyor. Ayvaya elma aşıladığınızda bunu yapmış oluyorsunuz, daha verimli bir meyveden aldığınız parçayı kendi ağacınıza aşıladığınızda da bunu yapmış oluyorsunuz; hayvanlarınızın et ve süt verimini arttırmak için yaptırdığınız tohumlamalar da ıslah çalışmalarının bir parçası. Örnekler sınırsız şekilde çoğaltılabilir. “Hibrit” kelimesinin yeni kullanılmaya başlanması ve iş ve işlemlerin hukuki şemsiye altına alınması, ıslah bakımından farklı bir işlem yapıldığı anlamına gelmez.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın