Tuhaf bir ekonomi yazısı: Düşmanlarımız gelişmemizi engelliyorlar

4
1969

Petrolümüz var ama düşmanlarımız çıkarmamızı engelliyorlar!

Trilyonlarca dolarlık madenlerimiz var ama düşmanlarımız çıkarmamızı engelliyorlar!

Otomobil, helikopter, uçak, gemi yapacağız ama düşmanlarımız engelliyorlar!

Uzatmayayım, neredeyse 50 yıldır aynı cümleler…

Merak etmiş ve iddia sahiplerine hep sormuşumdur:

Düşmanlarımız petrolümüzü çıkarmamızı nasıl engelliyorlar?

Hep de aynı cevabı almışımdır:

“Sondaj yapıyorlar, petrolü buluyorlar, eğer petrol kaliteli ve bolsa kuyuda petrol olmadığını söylüyorlar ve kuyunun ağzına beton döküyorlar!”

İster istemez sormaya devam etmişimdir:

Bizim ülkemizdeki petrolü niye ‘düşman’ bellediklerimiz arıyor, buna niçin izin veriyoruz; biz neden aramıyoruz? ‘Petrol bulamadık.’ dedikleri yerde petrol olduğunu nereden biliyorsunuz? Kaliteli ve ekonomik olduğundan nasıl bu kadar eminsiniz?

Cevap yok!

Hadi 50’lerde, 60’larda, 70’lerde böyleydi. Teknoloji nereden nereye geldi… Bugün niye çıkarmıyoruz?

Cevap yok!

Ben konuya böyle girince, doğal olarak soracaksınız: “Hiç mi düşmanımız yok?”

Çoook! Üstelik -bana göre- bunların Türk-İslam düşmanlığı kıyamete kadar da sürecek.

Buna rağmen, adına ister “milletler mücadelesi” deyin isterseniz “medeniyetler çatışması”, fark etmez; benim derdim başka…

“Bizim derdimiz tam da bu.” diyenlere şöyle sorayım o zaman:

Bizim uçak yapmamızı nasıl engellediler?

Sorduklarımın tamamından şu cevabı aldım:

“Daha iyisini, daha ucuza verdiler hatta hibe ettiler?”

Nasıl bir akıl, “Daha iyi malı, daha ucuza hatta bedava verdi.” diye malı vereni düşmanlıkla suçlar? Almasaydın. Üstelik yapıyordun, ihraç bile ediyordun. Elindekini geliştirseydin.

Üstelik biz de üretemeyen, bizden daha kötü ve pahalı üretenlere ucuz mal satıyoruz, hibe ediyoruz. Onlar da yarın öbür gün dönüp bizi düşmanlıkla suçlasalar haklı mı olacaklar?

Bir soru da buraya kadar yazdıklarımdan tatmin olmayanlar için:

Dünyada, başka bir millet veya devletin, kendisine rakip ve engel olacak şekilde gelişmesine göz yumacak, biz dâhil, bir millet veya devlet var mıdır, yaşamış mıdır?

Eğer dobra ve canınızı acıtmaya çalışan biri olsaydım şöyle sorardım:

Her sallandığında yıkılan evlerimizi, okullarımızı, hastanelerimizi, iş yerlerimizi de düşmanlarımız mı inşa etti?

Yılda 1730 canımızı alan iş kazalarının müsebbipleri de düşmanlarımız mı?

Yılda ortalama 150 bin hektar tarım alanımızı, bereketli topraklarımızı parsel parsel satıp, üzerlerine beton binalar diken Amerikalı, Rus, Yunan, Almanların; Hıristiyanların, Musevi, Budist ve Şintoist hatta Ateistlerin  adlarını sayar mısınız…

Yılda kaç milyon hayvanımızı daha doğmadan ve büyütemeden hastalıklara kurban ettiğimizi, bu yüzden elin gavuruna (!) kaç milyar dolar ödediğimizi biliyor musunuz?

Herkes “İsrail’den tohum almamıza” karşıysa niçin alıyoruz?

Ah şu düşmanlarımız, denizlerimizde balık bırakmadılar değil mi?

Bilgisizliğimizin, ilgisizliğimizin, vurdumduymazlığımızın bedelini hangi düşmana ödetelim?

Kalan yüzlercesini de siz sayın. Acı da olsa, gerçeklerle yüzleşmek iyi gelecektir.

Sonuç

Ben diyorum ki:

Düşmanımız çoktur. Dünya kurulduğundan beri milletler, devletler, medeniyetler birbirleriyle mücadele eder, çatışır. Biz dâhil, hiçbir millet veya devlet, başka millet veya devletlerin kendisine rakip veya engel olacak şekilde gelişmesine göz yummaz. Gerçek budur.

Bu gerçeklerin özellikle çocuklarımıza, gençlerimize aktarılmasında da sakınca yoktur hatta daima uyanık ve tedbirli olmaları için şart.

Böyleyse “düşmanlık” söylemlerinin nesine itiraz ediyorum?

  1. En önemlisi, bu söylemler -yukarıda çok azını saydığım- hatalarımızı görmemize ve kendimizi sorgulamamıza engel olmamalı. Olursa, biz daha çoook düşmanlar ediniriz kendimize, kabahatlerimize mazeret, dertlerimize derman, yaralarımıza merhem olacağını sanarak…
  2. Bu söylemler insanımızı, özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi, ” Düşmanlarımız o kadar güçlü ki biz ne yaparsak yapalım, onlara karşı başarılı olmamız mümkün değil.” korkusuna sürüklememeli. Zamanla, korkunun hayranlığa dönüşeceği unutulmamalı. “Batı hayranlığı” olarak adlandırdığımız yönelişin, güç yetirememenin sebep olduğu “korkunun, çaresizliğin, ezikliğin, umutsuzluğun, acizliğin” zamanla hayranlığa dönüşmüş hali olduğu daima akılda tutulmalı.
  3. Bu söylemler, düşünme melekemizi dumura uğratacak öfke patlamalarına sebep olmamalı. Akıl yolundan uzaklaşmak daima felaket getirir.

Ha, “Onların topu, tüfeği, uçağı; doları, avrosu varsa bizim de imanımız var.” sloganına sarılacaksanız, imanınızdan şüphe etmem ama hatırlatmak isterim:

Fatih Sultan Mehmet’e, İstanbul’u fethetme azmini, şevkini veren iman ile havan topunu icat ettiren, Doğu Roma surlarını yerle yeksan eden topları döktüren iman aynı imandı.

4 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın