TTIP Secret

TTIP konusunda hazırlanan yeni bir rapor, anlaşmanın gıda ve özellikle et sektörünü güçlü yasal düzenlemelerden uzaklaştıracağı ve pek çok alanda yıkıcı etkileri olabileceği uyarısında bulunuyor.

Adil ve sürdürülebilir gıda, tarım ve ticaret politikaları ve uygulamaları konusunda çalışmalar gerçekleştiren Amerika merkezli Tarım ve Gıda Politikaları Enstitüsü (IATP) tarafından yayımlanan yeni bir rapor; Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nın (TTIP) ABD, Avrupa Birliği ve dünya genelinde et sektörünü gelecekte nasıl etkileyebileceği konusunda analizler ortaya koyuyor.

TTIP görüşmelerinin kamuya açık olan, görüşmeler ile ilgili basına sızdırılmış olan belgeleri ile endüstriden elde edilen belge ve verileri inceleyen Tarım ve Gıda Politikaları Enstitüsü uzmanları tarafından hazırlanan rapor; “Çiftliklerin tasfiyesi: TTIP ile kurumsal et üreticilerinin üretimi devralışı” adını taşıyor.

İmzalanması durumunda TTIP’nin dünyanın en büyük ve geniş çaplı ikili ticaret ve yatırım anlaşması olacağı bir gerçek ancak bu konuda gözden kaçırılmaması gereken bir diğer önemli nokta, bu anlaşmanın kendisinden sonra gerçekleştirilecek ticaret anlaşmaları için bir temel oluşturacak olması. Dünya genelinde ticarete ve gıda üretimi konusunda yasal düzenlemelere de yön verme gücünü elinde tutması muhtemel olan TTIP’i bu açılardan inceleyen uzmanlar, iklim değişikliğinden çevreye, genetik modifikasyondan gıda güvenliğine ele aldıkları her konuda hem Avrupalı hem de Amerikalı tüketicilerin daha güçlü ve etkili yasal düzenlemeler talep ettiklerine dikkat çekiyor. Ancak uzmanlar tarafından yapılan analizler, TTIP’nin bu doğrultuda bir ilerlemeye ön ayak olmayacağı ve hatta tam ters istikamette gelişmelerin önünü açmanın yanı sıra dünya genelinde de diğer ticaret anlaşmaları açısından küresel bir standart oluşturacağı yönünde. Her ne kadar Atlantik’in her iki yanında genel olarak tüketiciler daha sağlıklı, adil ve sürdürülebilir bir gıda sistemini talep ediyor olsa da uzmanlar, TTIP görüşmeleri kapsamında masaya getirilen ticaret konusundaki yasal düzenleme tekliflerinin, gıda ve tarım alanlarında sağlanan iyi yöndeki gelişmeler açısından yıkıcı olabileceği uyarısında bulunuyor.

Anlaşma görüşmelerinin zamanlamasına da ayrıca dikkat çeken uzmanlar, günümüzde tüketicilerin genel olarak yerel, organik ve minimum seviyede işlemden geçmiş gıdalara taleplerinin her iki bölgede de artış eğiliminde olduğuna dikkat çekiyor. Yine uzmanlara göre, aynı zamanda hem küreselleşme hem de tarımsal gıda sektörünün entegrasyonu nedeniyle başta et sektörü olmak üzere iş gücünün daha ucuz olduğu ve aynı zamanda çevre ve hayvan refahı standartlarının oldukça zayıf olduğu bölgelerde endüstrileşen sistemler yoluyla genel üretim arttırılmaya çalışılıyor.

Raporda bu analizler ışığında TTIP’nin Amerika ve Avrupa Birliği’nde daha sağlıklı, adil ve sürdürülebilir bir gıda sistemi karşısında bir tehdit olmanın ötesinde, anlaşmanın dünya genelinde en büyük iki et pazarında standartları uyumlaştırılmasını sağlayarak dünya genelinde et üretiminin endüstrileşmesine neden olacağı değerlendirmesine yer veriliyor.

Raporda, Amerika ve Avrupa Birliği tarafından çok farklı uygulama ve yasaklara tabi olan GDO (genetiği değiştirilmiş organizmalar) konusuna da ayrıca yer veriliyor. GDO’ların risk değerlendirmesi, onaylanma ve etiketlenmeleri konularının görüşmeleri zorlayıcı kılan önemli konulardan biri olduğu biliniyor. Amerika ve Avrupa Birliği’nde bu konularda hükümetlerin aldığı kararların birbirinden oldukça farklı oluşu, GDO konusunun çıkmaz sokak olarak değerlendirilmesinin başlıca sebepleri arasında yer alıyor. Raporda, biyoteknoloji ve yem endüstrisinin TTIP’i GDO’ların onay süreçlerinin hız kazanması ve Amerika ve Avrupa Birliği’nin GDO’lar konusunda ortak kararlar alarak ortak hareket edebilmesi için önemli bir fırsat olarak değerlendirdiklerini açıkça ifade ettiklerine dikkat çekiliyor.

AB’nin, GDO konusunda yasal düzenlemeleri gevşettiği iddia ediliyor

Uzmanlar Avrupa Komisyonu’nun daha TTIP görüşmeleri bile başlamamışken endüstrinin baskıları nedeniyle biyoteknoloji konusunda yasal düzenlemelerini gevşettiğini belirtiyorlar. TTIP görüşmelerinde Amerika tarafından biyotekoloji başlığı altında yapılan teklifi ise uzmanlar “biyoteknoloji endüstrisi yanlısı” olarak değerlendiriyor. Raporda, Amerika tarafından GDO’lar konusunda yapılan teklifin, Avrupa Birliği tarafından kabul edilmesi durumunda ise onaylı olmayan GDO’lar konusunda Avrupa Birliği’nin sıfır tolerans politikasının ciddi bir darbe alacağı bilgisine yer veriliyor.

Raporun sonuç bölümünde hem gümrük vergilerinin kaldırılması hem de yasal düzenlemelerin ortak bir zeminde uyumlaştırılması çabası ile TTIP’in kamu yararı pahasına en ucuz yöntemlere ulaşma çabası ile gıdaların üretim ve işlem aşamalarında dibe doğru yarışı hızlandıracağı değerlendirmesine yer veriliyor. Ayrıca, anlaşmanın Avrupa Birliği’nde tüketiciler tarafından oldukça destek gören gıda politikalarına zarar vereceği, Amerika’da ise federal minimum standartların üzerinde standartları hayata geçirebilmiş olan Eyalet politikalarını endüstrinin saldırılarına karşı savunmasız bırakacağı değerlendirmesine de yer veriliyor.  Anlaşmanın; gıda, tarım, insan ve hayvan hakları ile dünyamızın geleceği açısından demokratik olmadığı ve anlaşmanın temel politikalarının sürdürülebilir olmadığı ise anlaşma konusunda yapılan eleştirilerden bir diğeri.

Raporun yazarlarından, Tarım ve Gıda Politikaları Enstitüsü Avrupa Direktörü Shefali Sharma; “TTIP ile klonlama, glifosat, endüstriyel çiftliklerin metan emisyonu gibi karar alınması gereken kritik konularda Avrupa Birliği endüstrisi kararların kamu çıkarı gözetilmeden, ticari rekabet göz önüne alınarak karar alınmasını sağlayacaktır.” açıklamasında bulunuyor.

Anlaşma daha önce de defalarca, Transatlantik kapısının açılması sonucunda üretimi daha düşük çevre, etik ve güvenlik standartlarında yapılmış olan yüksek miktarda gıdanın Avrupa pazarına gireceği konusunda eleştirilere hedef olmuştu. Avrupa Komisyonu da uzun zamandır bu ve benzeri iddialar ile adeta bir savaş içerisinde.

Avrupa Komisyonu daha önce TTIP ile ilgili “Avrupa Birliği yasal düzenlemelerini hükümsüz bırakmayacak, yürürlükten kaldırmayacak veya değişikliğe neden olmayacak” açıklamasında bulunmuştu. Komisyon ayrıca Avrupa Birliği üye ülkelerinin ve Avrupa Parlamentosu’nun ticareti serbestleştirmek için Avrupa Birliği kanun ve düzenlemelerinde yapılacak herhangi bir değişikliği kabul etmeyeceğini de açıklamıştı. Komisyonun yapmış olduğu diğer açıklamalar da TTIP’in insanların ve çevrenin korunmasına yönelik uygulanan katı standartların teminatı olacağı yönündeydi.

Ancak şimdiye kadar anlaşmanın görüşmeleri ile ilgili söylentiler ve varsayımlar, anlaşma konusunda yeterli bilgiye sahip olamayan herkesin temel dayanak noktasını oluşturmaktan ileriye gidemedi. Komisyonun devamlı benzer açıklamalar yapmak durumunda kalmasının temel sebebi ise oldukça uzun bir süredir devam etmekte olan görüşmelerin devamlı olarak kapalı kapılar ardında gerçekleşmesi ve sadece sınırlı miktarda bilginin kamuoyu ile paylaşılması.

DWF hukuk firmasından Dominik Watkin ise foodnavigator internet sitesine yaptığı açıklamada, genel olarak bu görüşmeler ile ilgili göz ardı edilen önemli bir noktaya dikkat çekiyor; “kaçınılmaz olarak bu anlaşmada bazı konularda Avrupa Birliği bazılarında ise Amerika daha iyi bir sonuç elde edecek.”

Anlaşmanın riskler taşıyabileceğini kabul eden Watkin, (İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması yönünde karar çıkan referandumun da daha da şiddetlendirdiği) ekonomik açıdan çalkantılı bu dönemde ticareti teşvik edecek ve tüketicilerin yüksek seviyede korunması sağlayacak anlaşmaların memnuniyetle karşılanması gerektiği görüşünde.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın