Tarım ve hayvancılıkta “destek” sorunu

0
113

Hafta sonu Kırşehir’de Başbakan Binali Yıldırım, henüz miktarı belli olmamakla birlikte, tarım ve hayvancılıkta mazota ve yeme “çok büyük” destekler vereceklerini açıkladı.

Mazot ve yem, tarım ve hayvancılığın ana girdileri. Mazotun dönüm başına ürün maliyetine etkisini hesaplamak için konuyu ürün bazında ele almak lazım. Dolayısıyla bu konuda rakam veremeyeceğim ancak özellikle tarımda maliyete etkisinin yüksek olduğunu biliyoruz. Ülke olarak ithal etmek zorunda olduğumuz bir enerji ürünü ve fiyatı dolara bağımlı olduğu için, devletin özel indirimi (desteği) olmadan çiftçinin mazot maliyetine katlanabilmesi çok zor.

Tarım için mazot ne kadar önemliyse hayvancılık için yem, en az o kadar önemli.  Bir canlı olarak hayvanların sağlığı öncelikle yediklerine bağlı. Hem yeterli hem de dengeli beslenmeleri gerekiyor. Beklenen miktar ve kalitede ürün ile sağlıklı yavru alımında da beslenme en hassas nokta.

Türkiye, çayır ve meraları ile tarım arazilerini etkin şekilde kullanmadığı için yemde dışa bağımlı hale gelmiş durumda. Özellikle “fabrika yemi” olarak adlandırılan kesif yem girdilerinin maliyetinin yüzde 50’den fazlasını ithal girdiler oluşturuyor. Bu da döviz (bilhassa dolar) fiyatları arttıkça yem maliyetlerinin de artması anlamına geliyor.

Türkiye’de, hayvancılıkta maliyetin ortalama yüzde 60’ı yem kaynaklı. Pahalı yem yüzünden hayvanlarımızı yeterli ve dengeli şekilde besleyemiyoruz. Bunun sonucu olarak da hayvanlarımız sağlıksız ve verimsiz oluyor. Diğer taraftan eti de sütü de diğer hayvansal ürünleri de pahalıya mal ediyoruz.

Çiftçinin sorunu, maliyet

Son yıllarda, ithal girdilere, doğrudan ürün ithalatı da eklendi, maalesef ithalat miktarı ve mali bedeli gün geçtikçe artıyor.

Neden ithal ediyoruz?

Çünkü artık ürettiğimiz ihtiyacımızı karşılamıyor.

Neden karşılamıyor?

Çünkü çiftçilerimiz üretimden çekiliyorlar.

Neden çekiliyorlar?

Çiftçilerimiz, yüksek perakende gıda fiyatlarına rağmen emeklerinin karşılığını alamadıklarını söylüyorlar.

Çiftçilerimizin çoğu, çok zor bir iş olan tarım ve hayvancılığı birlikte yapıyor. Zor olan sadece hayvanlarla uğraşmak değil, aynı zamanda kırsalda yaşama zorunluluğu. Çiftçiler, kırsalda, aileleriyle birlikte şehrin neredeyse bütün imkânlarından mahrum olarak yaşamak zorunda. Dolayısıyla üretime devam etmeleri için öncelikle emeklerinin karşılığını maddî olarak almalılar. Aksi durumda onlar da şehrin yolunu tutuyorlar. Bu öyle sıradan bir mekân değiştirme kararı değil, etkileri bakımından belki de cumhuriyet tarihimizin en önemli sorununun sebebi.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, 2002 yılında itibaren verilen 110 milyarı aşan desteğe rağmen çiftçilerimizin emeklerinin karşılığını alamadıklarını söylüyor olmaları. Çiftçimize verilen destekte gözümüz yok elbette ancak diğer yönüyle hepimizin ödediği mali bir bedel bu. Buna, ithalata ödediğimiz miktarı da eklersek mali bedel, en az iki katına çıkar.

Denilebilir ki “Ama perakende gıda fiyatları yüksek.”. Deniyor da zaten. Hatta örneğin dolar kurundaki artışa rağmen içeriden temin edilen et fiyatlarına göre ucuza mal olduğu için devlet, ucuz et ithal ediyor ve satıyor. İthalata mazeret olarak da “vurguncuların” perakende fiyatları yükseltmesi gösteriliyor.

Devlet bile eti niçin içeriden ucuza temin edemiyor?

Çünkü içeride etin çiftçiden çıkış fiyatları bile ithal et maliyetlerinin çok üzerinde…

“Vurguncu” kelimesi çiftçilerimiz için kullanılmadığına göre, başka bir sorunla karşı karşıyayız demektir.

İşte bu sorunun adı “maliyet”.

Yani çiftçinin satış fiyatları ile perakende gıda fiyatlarının yüksekliği arasında bir sebep-sonuç ilişkisi yok.

Diğer bir söyleyişle çiftçi maliyetlerinin yüksekliği ile vurguncuların varlığının ayrı sorunlar olduğunun kabul edilmesi gerekiyor.

Çiftçinin sorunu, maliyet.

Hayvancılıkta toplam üretim maliyetinin en önemli etkileyeni de “yem maliyeti”.

Sadece yem sorununu millî kaynaklarımızı kullanarak çözmek bile maliyetten hayvanlarımızın dengeli beslenmesine, ürün kalitesinden tüketici fiyatlarına kadar birçok sorunu en aza indirmek, tarım ve hayvancılığımızı kurtarmak anlamına geliyor.

Yıllardır “maliyet”in, tarım ve hayvancılığımızın yapısal sorunlarının başında geldiğini sebepleriyle birlikte söylüyoruz. Dolayısıyla devletin kaynaklarının kullanılmasında kendi yemimizi üretmemiz gerektiği konusuna öncelik verilmesi gerektiğini yazıyoruz.

Gelin görün ki yetkili sorumlularımız ya “maliyet”i önemsiz bir sorun olarak görüyor ya da sorunu temelden çözmek yerine etrafından dolaşıyor.

Artık para dağıtıp sorumluluktan kurtulmak yolunun tercih edilmemesi gerekiyor çünkü bu yolun sonu çıkmaz sokak. Para dağıtmanın sonu yok. Hiçbir devlet, bu tür destekleri ilanihaye sürdüremez.

Yıl yıl artan desteklere rağmen (2018’te 14,8 milyar TL olacağı açıklandı.) yıl yıl gıda ithalatının artıyor olmasından niçin ders çıkarılmıyor?

Nerede hata yapıldığı niçin sorgulanmıyor?

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın