Tabağımızdaki Coğrafi İşaretleri Takipteyiz

0
530

Sosyoekonomik değişimler ağız tadımızı her yönüyle etkiliyor. Günümüzde değişim dalgasıyla birlikte tüketicinin zevklerindeki seçicilik yükselişe geçti. İleri teknoloji hayatımızın her bir hücresini hızla ele geçirirken, bazı tatlar var ki, geleneksel kaldığı oranda değerini koruyor. Antep baklavası, Tekirdağ köftesi, Kayseri sucuğu, Taşköprü Sarımsağı, Malatya kayısısı, Giresun fındığı gibi pek çok  yöresel özel lezzeti korumak ve genç kuşakların tanımasına imkan yaratmak bir ulusal sorumluluk sayılmaz mı?

Yeni nesil ürünlerle, damak tadımızda tehlike çanları çalıyor

Üretiminde kullanılan tekniklerin tarım ve gıda ürünlerini başkalaştırması sanki geleneksel tatlara duyduğumuz özlemi tetikliyor. Aşırı kazanç kaygısıyla içeriği dizayn edilmiş yeni nesil ürünler, damak tadımızda tehlike çanları çaldırıyor. Tüketiciyi sağlıklı yöresel değerlere daha fazla sahip çıkmaya yöneltiyor. Unutmayalım ki yerel kültürün önemli bir parçası olan yöresel ürünlerin üretildikleri yöre ile her zaman güçlü bağları var. Her biri ayrı birer geleneksel miras olan yöresel ürünlerin haksız rekabete uğramamaları, taklitlerinden korunmaları eskisinden çok daha önemli şimdi. Global pazarda “yöresel” kavramına ve “coğrafi işaretler ”korumasına yönelik düzenlemeler uluslararası sözleşmelerde çoktan yerlerini almış.

Coğrafi işaretler, ürünlerin nitelikleri, üretim kaynağının bilinirliği ile bir yöre, bölge ya da ülkeye ait olduğunun tescilidir. Bu tescil, ürünün esas nitelik veya özelliklerinin belirtilen alana, bölgeye özgü olduğunun, buradaki doğal ya da beşeri unsurlardan kaynaklandığının göstergesidir.

Özellikle 1996 yılında yaşanan deli dana krizi tüketicilerin beslenme alışkanlıklarındaki değişime yeni kapılar açtı. Bilinçli tüketiciyi kaynağını bildiği, güvendiği yöresel kanallara yönlendirdi. Coğrafi işaretler bu tür ürünlerin tanınmasında en önemli ayraç oldu. Çünkü ürünün belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri yönünden bulunduğu yöre ile özdeşleşmiş olduğunun en güçlü belgesi coğrafi işaretler. Adeta bir kalite güvencesidir.

Kültürel mirasın parçası olan tatlar yeni pazarların kapılarını açıyor

Aslında “Coğrafi işaretler” in geçmişi dünya tarihinde 1883 yılındaki Paris Sözleşmesine kadar uzanıyor. 1994 tarihli Dünya Ticaret Örgütü belgesinde  ise coğrafi işaretin özel, ayrı bir mülkiyet hakkı olduğu açıkça belirtiliyor. Ülkemiz tarihinde coğrafi işaretlerin resmi kabul görmesi 1995 yılında yürürlüğe giren 555 sayılı kanun hükmünde kararnameyle olmuş.

Türk Patent Enstitüsünün bir araştırmasına göre, ülkemizde 2.500 ürün coğrafi işaret alabilecek nitelikte. Henüz tescilli olanların sayısı ise 180 civarında. Bunların 120 adedi tarım ve gıda ürünleri. Tescil başvurusu olan 210 civarı ürünün işlemleri de devam ediyor.  Anadolu’nun kültür mirasına ait kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan ürünlerden 2000 – 2010 yılları arasında tescil altına alınanlara bir kaç örnek; Erzincan tulum peyniri, Malatya kayısısı, Urfa biberi, Kayseri sucuk ve pastırması, Gemlik zeytini, İnegöl köftesi, Edirne tava ciğeri, Taşköprü sarımsağı, Mardin kaburga dolması, Antakya künefesi…Bunlar sadece gıda ile ilgili olanlar. Gıda dışı ürünlerde de coğrafi işaret alabilen yöresel değerler mevcut.

Coğrafi İşaretli ürünlerden ülke ekonomisine katkı

Coğrafi işareti taşıyan ürünler piyasa değerinin yaklaşık %30 üstünde fiyatla alıcı bulabiliyor. Ürünlerin coğrafi işaret amblemi taşıması, tüketicilerin algısında kalite ve güveni temsil ettiğinden, daha pahalıya satılmayı da hak ediyor.  Doğasıyla ve kültürel zenginliğiyle dünya çapında eşsiz coğrafi ürün çeşitliliğine sahip bir ülkedeyiz. Genellikle her yörenin özgün en az bir ürünü var. Bu ürünlerin coğrafi işaretle tescillenmesi ekonomi, politika ve turizm boyutlarında ülkeye daha fazla katkı sağlayabilir.

Tüketicide Coğrafi İşaret Bilinci Yok

Ülkemizde ne yazık ki coğrafi işaretli ürün tüketme bilinci pek yaygın değil. Tüketicinin örneğin; Çin sarımsağıyla üretilen Kayseri sucuğunu Coğrafi İşaretli Kayseri Sucuğundan ayırt etmesi ve daha fazla para ödememesi gerekiyor. Coğrafi işaretleri, sadece, yöresel malzemelerle üretilen ürünlerin kullanma hakkı var. O yüzden coğrafi işaretlerin kullanım hakkının markalama ve etiketlemede doğru yer alması ve tüketiciyi yanıltmaması dikkatle takip edilmeli.

Ürünün, üreticinin ve tüketicinin sigortası

Coğrafi kaynak belirtip, geleneksel bilgi ve kültürü koruyarak, üretim metodunu ve kaliteyi garanti etmek ürünü farklılaştırıyor. Üstelik tarım ve gıda sektörlerinin rekabetçi bir yapıya kavuşmasına katkısı da ayrı kazanç.

Ancak bu konudaki taklitçilikle de ciddi olarak mücadeleyi göz ardı etmemek gerek.

Yöresel ürünlerin Coğrafi işaret tescil sürecini özellikle bölgelerin Sanayi ve Ticaret Odaları, Borsalar, Kalkınma Ajansları, Valilik ya da Belediye kurumları  yürütüyor. Bölgelerin Kalkınma Ajansları tescil sürecinde, başvuruda bulunan kuruma teknik destek, eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunabiliyor.

Destek veren hibe programları var

Coğrafi işaretlerle ilgili araştırma, fizibilite, planlama için başvurulabilecek hibe programları da mevcut. Ekonomi Bakanlığı da destek programları uyguluyor. Uluslararası Rekabetçiliği Geliştirme Desteği (UR-GE) süreli projeler şekillendiriyor. İhtiyaç analizi, eğitim, danışmanlık, pazarlama, istihdam gibi faaliyetlerde destek veriyor. Coğrafi işaretli ürünleri uluslararası pazarlarda tanıtmak, Oda ve Borsalar için önemli birer fırsat. Bu kurumlar açısından kalıcı bir sosyal sorumluluk projesi aslında.  KOSGEB’in bu konuda iki yıla varan tematik Destek Programları da mevcut.

Bölgesel kurumlar bu fırsatları değerlendirerek hem ekonomiye hem topluma katma değer kazandıracak “Coğrafi İşaretler” i takip edebilir. Binlerce ürün kaybolmadan ulusal mirasa geri kazandırılabilir… Çevremizdeki işaretleri takip etmekte yarar var.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın