Süper ve hipermarketlerin hiçbir sınıra tabi olmadan açılmasının, yüzbinlerce esnafın dükkan kapatmasına yol açtığını kaydeden TZOB Genel Başkanı Bayraktar, “Bu uygulamalar sonucunda, ülkemizde faaliyet gösteren ve sayıları 50 bine yaklaşan kasap esnafımız nasıl ayakta kalacaktır? Zincir marketler ithal ucuz et satarsa, kasaplar kırmızı et satamazsa, üreticimiz hayvanını kime kestirecektir?” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Et ve Süt Kurumu’nun yerli besi hayvanı ile besicilik yapan üreticiyi ithalata karşı korumak için açıkladığı karkasta kilogram başına 25 liralık alım fiyatını artırması gerektiğini söyledi. Alım konusunda da uygulamada sıkıntılar olabileceğini kaydeden Bayraktar; “Et ve Süt Kurumu’nun 12 ilde kombinası bulunmaktadır. Kalan 69 ilde ve çok sayıda ilçe merkezinde nasıl alım yapacaktır? Bunun nakliye masrafları ne olacaktır? Et ve Süt Kurumu’nun, oluşabilecek arzı karşılayabilecek kapasitesi var mıdır? Bütün bunların ortaya konulması gerekir diye düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.

Bir diğer konunun da kasapların durumu olduğunu ifade eden TZOB Genel Başkanı; “Süper ve hipermarketlerin hiçbir sınıra tabi olmadan açılması, yüzbinlerce esnafımızın dükkan kapatmasına yol açmıştır. Bu uygulamalar sonucunda, ülkemizde faaliyet gösteren ve sayıları 50 bine yaklaşan kasap esnafımız nasıl ayakta kalacaktır? Zincir marketler ithal ucuz et satarsa, kasaplar kırmızı et satamazsa, üreticimiz hayvanını kime kestirecektir?” dedi.

“Hayvan pazarlarında yaprak kımıldamıyor”

Ziraat Odalarıyla yaptıkları görüşmelerde, hayvan pazarlarında yaprak kımıldamadığın, satışın olmadığının söylendiğini belirten Bayraktar, şöyle konuştu:

“Üreticilerimizin besi hayvanı maliyetinin ithal besi fiyatının üzerinde kaldığı, yem maliyetinin yüksek olduğu, lop et ithali gibi söylemler nedeniyle üreticimizin önünü göremediği anlaşılmaktadır. Bunlardan dolayı besicilerimizin çoğunun ahırına yeniden hayvan koyma konusunda kararsız kaldığı görülmektedir. Üreticilerin bu sorunu çözülemez ve ahırlara hayvan koymalarını teşvik edici acil tedbirler hayata geçirilemeyecek olursa, önümüzdeki dönemde ülkemizde et üretiminin düşmesi, et açığının ve dolayısıyla dışa bağımlılığın artması kaçınılmaz olacaktır. Ülkemizde en sorunlu sektör şu an için et sektörüdür. Sanki üreticimiz besicilikten çok para kazanıyormuş gibi bu yıl besiciye verilen hayvan başına 200 liralık destek kaldırılmıştır. Besi yemi ve besilik hayvan alım maliyetinde kısa zamanda bir düşüş sağlanması mümkün görünmemektedir.

“Besiye alınan hayvan başına 1000 lira destek verilmeli”

2018 Yılı Programı’nda, büyükbaş hayvan varlığının artırılması amacıyla kısa vadeli çözüm olan ithalat yerine, yurtiçinde üretimin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesinin önemli görüldüğü belirtilmektedir. Üreticimizin desteğe ihtiyacı vardır. Hükümetimizden bu konuda acil bir hamle bekliyoruz. Besicimizin hayvan başına 495 lirayı geçen zararının telafi edilmesi ve 500 lira dolaylarında bir kazanç sağlayabilmesi için besiye alınan hayvan başına 1000 lira destek verilmelidir. Ahırların boşalmaması, üreticinin besiciliğe devam etmesi için bu gereklidir. Bu destekle hayvancılığa devam etmekte tereddüt eden besicilerimiz de ahırlarına hayvan koymaya başlayacaktır.

1000 liralık desteğin tutarı 315 milyon dolarda kalır

Besi desteği, 2013-2014 yıllarında karkas verimi 190 kilogramı aşan, yerli 1,2 milyon baş hayvana verildi. Bu en yüksek rakamdı. Bu rakam üzerinden gidecek olursak, besiye alınan hayvan başına 1000 liralık besi desteğinin maliyeti 1,2 milyar lirayı bulur. Bunun döviz karşılığı mevcut kurla 315 milyon dolarda kalır. 2011-2016 döneminde 1,9 milyon büyükbaş hayvan ithalatı yapılmıştır.

İthalata 2010’dan bu yana 5 milyar doların üzerinde döviz ödendi

2010 yılından bu yana besilik, kasaplık, damızlık canlı hayvan ve et ithalatına 5 milyar doların üzerinde döviz ödendiğini düşünürsek, bu paranın çok da büyük olmadığını görürüz. Takdir edersiniz ki tüm besi hayvanlarını ithal edip ahıra koymanız mümkün değildir. Dolayısıyla ülke içi kaynakları verimli ve karlı bir üretim yapacak şekilde kullandırmanız gerekmektedir.”

“Kurdaki en ufak dalgalanma üreticilere zam olarak yansıtılmaktadır”

Hayvancılığı en çok etkileyen bir diğer önemli alanın da yem sektörü olduğunu, bu alanın disipline edilmesi gerektiğini belirten Bayraktar, kurdaki en ufak dalgalanma üreticilere yem fiyatlarında zam olarak yansıtıldığını vurguladı. Üreticilerin en önemli maliyet kaleminin yem olmasına rağmen, bu alanda kalite ve kar marjlarının disipline edilememesinin maliyetleri yükselttiğine dikkati çeken Bayraktar, “bugün herkes tüketicinin yediği et fiyatlarına odaklanmıştır. Sorunun temelinde üreticinin sıkıntıları vardır. Bu sorun çözülmeden üretimin artması, tüketicinin makul fiyatlarla et yemesi imkanı yoktur. Dolar kurunun artmasıyla birlikte yem fabrikaları, zam yapacaklarını dillendirmeye başlamışlardır.

Yemde 2016 yılı başında yüzde 8 olan KDV’nin sıfırlanması üreticimize bir fayda sağlamamıştır. Konuyu Maliye Bakanımız Naci Ağbal’a da görüşmemizde aktardık. Bu KDV indirimi, doğrudan besicimize destek olarak verilmeliydi.

Marketler sattıkları ürünlere kolayca zam yapabilmektedir. Buna karşın üreticiler ne önünü görebilecek üretim yapabilmekte, ne zamlı yem fiyatlarına dur diyebilmekte, ne de üretimin devamlılığı için destek alabilmektedir. Üreticimiz zor durumdadır.”

Süt üretimi ve fiyatları acil çözülmesi gereken bir sorun haline geldi

Ocak-Ağustos dönemleri itibarıyla, 2017 yılında sanayiye aktarılan süt miktarının, 2016 yılına göre yüzde 4,1 azalarak 6 milyon 320 bin tondan 6 milyon 63 bin tona gerilediği bilgisini veren Bayraktar, şunları söyledi:

“8 aylık dönemde, sanayiye 257 bin ton daha az süt verilmiştir. Sanayiye aktarılan inek sütü miktarında, üst üste 8 ay boyunca azalma, son yıllarda hiç görülmemiştir.

Süt üretimi ve fiyatları acil çözülmesi gereken bir sorun haline gelmiştir.

Bu sorun çözülmezse, yeterli süt bulamadığını gerekçe gösterecek sanayici, çok uzak olmayan bir gelecekte süt tozu ithalatını dillendirmeye başlayacaktır.

Avrupa Birliği ülkelerinde süt tozu stokları hızla artmaktadır. Süt tozu stokları, son yılların en yüksek seviyesine çıkmıştır. AB ülkeleri süt tozu stoklarını ihracatla eritmeye çalışacaktır. Bu üreticimiz için bir risktir. Süt tozu ithalatı hayvancılığımıza büyük darbe vurur. Kesinlikle süt tozu ithalatına izin verilmemelidir.

Çiğ sütten üreticinin eline 2014 Temmuz ayında 1 lira 15 kuruş geçerken, fiyat, kimi aylarda bazı yerlerde 80 kuruşlara kadar inmiş, Eylül 2017’ye kadar da hiçbir zaman bu seviyeye ulaşmamıştır. Eylül ayında ortalama 1 lira 14 kuruş olan çiftçinin eline geçen çiğ süt fiyatı, geçen ay 10 kuruş artarak 1 lira 24 kuruşa çıktı. Hala 96-98 kuruşlara süt satan üreticilerimiz de bulunmaktadır.

3 yılda üretici 9 kuruş zam aldı

Son 3 yılda üreticimizin eline geçen çiğ süt fiyatı sadece 9 kuruş arttı. Buna karşılık marketlerde, sadece 2 ayda, süt ürünlerinden kaşar peynirinde yüzde 8,2, beyaz peynirde yüzde 12,6, kaymaklı yoğurtta yüzde 19,6,  tereyağında yüzde 18,3, UHT sütte yüzde 4,5, pastörize sütte yüzde 6,48 artış olmuştur. Buna göre 2 aylık dönemde, kaşar peyniri fiyatı 2 lira 10 kuruş, beyaz peynir fiyatı 2 lira, kaymaklı yoğurt fiyatı 90 kuruş, tereyağı fiyatı 6 lira 40 kuruş, UHT süt fiyatı 10 kuruş, pastörize süt fiyatı 26 kuruş artmıştır. Birilerinin buna ‘dur’ demesi lazımdır.

Hem üretici hem de tüketicinin mağdur olduğu bu sistemi neyle açıklayabiliriz? Temelde sorun varken binanın ayakta kalmasını nasıl bekleyebilirsiniz?

Yem fiyatı ortalama 1 lira 8 kuruştur. Süt/yem paritesinin 1,5 olması gerektiğini uzmanlar dile getiriyor. Bu durumda, üreticinin eline geçen çiğ süt fiyatı 1 lira 24 kuruş değil, 1 lira 62 kuruş olmalıdır. Sorunun çözümü için derhal çiğ süt fiyatları tekrar gözden geçirilmeli ve makul düzeylere çıkarılmalıdır.”

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın