“Moody’s ve Reformlar” üzerine düşünceler…

725

“Reform ve yapısal reformların -hem de acilen- yapılması” talepleri her seviyede tekrar ifade edilmeye başlanınca, neden bu kadar sık gündeme geldiğini sorgulamadan geçemedim.

Reformu ikiye ayırıyorum: Reform ve Yapısal Reform.

Reformu “tamir etmek” olarak anlıyorum, zaten sözlük anlamı da “düzeltme”. “Yapısal” tabiri ise “sıfırdan başlanacağına” işaret ediyor.

Yanlış anlaşılmak istemediğim için baştan net olarak söyleyeyim: Reformlara karşı değilim.

Karşı olduğum, -yapısal veya değil- “reform” kelimesine yüklenen anlam: Sanki “mucize” kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılıyor veya algılanıyor.

Reform konusunun Moody’s ve diğer derecelendirme kuruluşlarıyla ilişkisi burada başlıyor işte. Reform, özellikle yapısal reformlara ihtiyaç duyulan çok sayıda alanınız varsa onların eline koz vermiş olursunuz. Hani, not indirdiklerinden dolayı “düşman” olarak tanımlanıyorlar ya, “koz” demem ondan.

Düşman veya değil, ben “Şapkamızı önümüze koyup, nerelerde noksanımız ve hatamız var, onlara bakalım.” diyenlerdenim.

Yapısal reformlar acilen tamamlanmalı.

Reformlardan çok “Yapısal Reform”larla ilgileniyorum. Bu anlamda “Yapısal reformlar acilen tamamlanmalı.” cümlesi, bir ülkenin geleceğine dair söylenen en önemli sözdür. Tabii gereği yapıldığı müddetçe.

Yıllardır bu cümleyi kimlerden kaç kere duyduğunuzu bir düşünün. Herkes yapısal reformların gerekliliğinden bahsediyor fakat belli ki çoğunlukla yapılmıyor veya yapılamıyor. Kuvveden fiile, sözden işe geçemiyoruz.

Bu durum sürdürülemez. Gelecek daima risk altında olur. Üstelik tehlike aniden gelir, tedbirsiz yakalar.

Yapısal sorunlarınız varsa “günlük yaşıyorsunuz” demektir. Sizi, “sizin yönlendiremediğiniz politikalar ve şartlar yönlendiriyor” demektir. “Temel sağlam değilse bina çöker” demektir. “Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiş” demektir.

Neler yapılmalı?

Yeniden, reform veya yapısal reform ihtiyacıyla karşı karşıya kalmamak için öncelikle yapısal reforma ihtiyaç duyulan alanlar tek tek tespit edilmeli, sonra öncelikli alanlar belirlenmeli. Alanlar arasındaki olumlu veya olumsuz etkileşime dikkat edilmeli. Bir taraf yapılırken diğer taraf bozulmamalı.

Reform uygulamaları için harcanan bedeller, zamanında yapılamayanların veya doğru yapılamayanların fazladan bedelleri. Dolayısıyla “reform”, ne kadar olumlu anlam yüklenirse yüklensin, düzeltmek için harcanan maddi manevi bedele verilen “süslü” addır.

Yine de yapısal reformlar, sorun temelden halledileceği için ve “Zararın neresinden dönülürse kârdır.” düsturu gereğince mutlaka gecikilmeden hayata geçirilmelidir.

İyi örneklerden birisi, Kemal Derviş’le birlikte gerçekleştirilen “yapısal mali reformlar”dır. O günün siyasi şartları ve Kemal Derviş’in oynadığı rol konumuz değil. Bugün herkes kabul ediyor ki ağır bedeline rağmen, o reformların, özellikle bankacılıkta gerçekleştirilen yapısal reformun olumlu meyvelerini hâlâ yiyoruz.

Bir örnek de hayvancılıktan vereyim:

2003-2016 Temmuz ayı sonu itibarıyla hayvancılığa 19,9 milyar TL destek sağlandığı açıklandı.

14 yılda yaklaşık 20 milyar TL harcamışız. Sonuç: Yılda 500 bin büyükbaş ithal etmezsek et tüketimimizi karşılayamayacak durumdayız. Toplam kırmızı et tüketimimizin (ihtiyacımızın değil) yaklaşık yüzde 20’sini ithalatla karşılıyoruz.

Demek ki destekler konusunda hatalar yapılmış. Buna “planlama hatası” demek daha doğru. Dolayısıyla hayvancılık her yönüyle yeni baştan ele alınmalı ve bunun da bir bedeli var. Hâlbuki yine “reform” diyerek harcadığımız 20 milyar TL’yi “doğru planlama” ile harcasaydık, hem bugün harcayacaklarımızı israf etmemiş olacak hem dışarıya muhtaç olmayacaktık hem daha ucuza kırmızı et yiyebilecek hem de belki ihracat bile yapabilecektik.

Umarım bugün, yapılması gerekenler iyi düşünülmüş, iyi planlanmıştır.

Hayvancılıkla ilgili olmazsa olmazlarım.

Hayvancılıkla ilgili “Neler yapılmalı?” sorusuna cevap olacak olmazsa olmazlarımsa şunlar:

Mera ve otlakların tamamı kullanıma açılmalı. Verimsiz olanlar ıslah edilmeli. Böylece suni yem ihtiyacı ve masrafı asgariye iner. Et maliyetleri, dolayısıyla perakende fiyatı ucuzlar.

Damızlık sorunu bir an önce halledilmeli. Diğer söyleyişle -buna ister yerli, isterseniz milli deyin- kendi hayvanımızı kendimiz üretmeliyiz.

Yem bitkileri üretimi, hayvancılık politikalarıyla paralel olarak ele alınmalı.

Arazilerin toplulaştırılması ve tarım alanlarının tarım dışında kullanılmaması ile ilgili mevzuat zaten yürürlükte; delinmemesine dikkat edilmeli ve aksine davrananlar caydırıcı şekilde cezalandırılmalı.

Reformlardan kim/kimler sorumlu?

Sorumluluk doğal olarak siyasal iktidara ait. Dolayısıyla eş güdümü sağlama görevi de onun.

Paydaşları ise siyasi partiler, bürokratlar, akademisyenler, iş adamları, sivil toplum kuruluşları.

“Zaten iktidarlar, hem kuruluş hem seçim hem de hükümet bildirgelerinde yapısal reforma ihtiyaç duyulan alanları açıklıyor. Siyasi partilerin ve diğer paydaşların yapısal reform konusunda çok sayıda açıklaması var.” diyebilirsiniz.

Kısacası yapısal reforma itirazı olan kimse yok.

Peki, o zaman ihtiyacımız olan reformları niçin gerçekleştiremiyoruz?

Görüş ayrılıkları mı var? Birileri söz verip sözünde mi durmuyor? Kasıtlı engellemeler mi var?

Ben bu soruların cevaplarını “vatandaş olarak” bilmek istiyorum.

Aslında, bütün açıklamalara rağmen “kim, hangi konuda, nasıl bir yapısal reform teklif ediyor” bilmiyorum. Herkesin görüşünü okuyup/dinleyip bir karşılaştırma yapmak da mümkün değil.

Öğrenemez miyiz? Demokratik ülkelerde olduğu gibi, paydaşlar televizyonlara birlikte çıkıp görüşlerini söyleseler, “Hangi reformlar ve nasıl?” sorularını cevaplasalar anlayacağız görüş ayrılıklarını, sözünde durmayanları ve engelleyenleri ama biz “her anlama gelen” beyanatlar vermeyi sever ve tercih ederiz. “Karnından konuşmak ve dedikodu” ise tercih ettiğimiz diğer yöntemler.

Sorumluluk makamındaki siyasetçilerin “yapılmalı, edilmeli” şeklindeki beyanatlarını zaten hiçbir şart altında kabul etmiyorum.

İş adamları ve iş dünyası STK’larının “Devlet desteği şart.” cümlesinin yanına, aynı anlama gelmeyen yeni öneriler eklemelerini, yapıcı düşüncelerini cesur, somut ve gerçekçi bir şekilde ortaya koymalarını, üzerlerine düşenleri de hayata geçirmelerini istiyorum.

Ekonomistlerin ise “borsa, faiz, döviz” üçlemesinin ötesine geçmelerini (çoğunun bu konuda söyledikleri tahmin oyunundan ibaret), reel ekonomi ile ilgili somut önerini daha cesur ve gerçekçi biçimde ortaya koymalarını bekliyorum.

Bu hafta bir anlamda reformun felsefesini yapmış oldum. Daha somut değerlendirmeler için Başbakan’ın yakında tarım ve hayvancılıkla ilgili açıklayacağı “yeni teşvik paketini” bekliyorum.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın