16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde karamsar tablo… Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, 2018 yılında 830 milyondan fazla insan yani her dokuz kişiden biri yatağa aç giriyor. Türkiye’de ise nüfusun %22’si yeterli gıdaya ulaşamazken, %9’u açlık sınırında yaşıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluş tarihi olan 16 Ekim, Dünya Gıda Günü olarak kutlanıyor. 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla bir açıklama yapan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, Dünya Bankasının rakamlarına göre temel gıda fiyatlarının son üç yılda %83 yükseldiğine dikkat çekti. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2018 yılında 830 milyondan fazla insan yani her dokuz kişiden biri yatağa aç girdiğini vurgulayan Koramaz; “Ülkemizde de insanlarımızın %22’si yeterli gıdaya ulaşamamakta %9’u ise açlık sınırında yaşamaktadır. Ülkemizde büyük yığınlarca yaşanan açlık ve yoksulluğun temelinde de gıda ve tarımda yaşanılan dışa bağımlılık gelmektedir.” ifadelerini kullandı.

Açlık ve yoksulluğun engellenmesi için tarımda ve gıdada dışa bağımlı politikalara ve yüksek gıda fiyatlarına son verilmesi çağrısında bulunan Koramaz; bu nedenle, Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odaları yürütücülüğünde her yıl düzenledikleri ve bu yıl 20 Ekim 2018 tarihinde İMO Teoman Öztürk Salonunda gerçekleştirecekleri Dünya Gıda Günü Sempozyumu’nun bu yılki ana temasını “Gıda ve Tarımda Dışa Bağımlılık, Açlık ve Yoksullukla Mücadele” şeklinde belirlediklerini ifade etti.

“Açlık ve Yoksulluk” tüm dünyayı tehdit eder hale geldi

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz

Her yıl Dünya Gıda Gününde, tüm dünyada yetkili kesimler tarafından açlık, açlıkla mücadele, yetersiz beslenme, kaynakların paylaşımı konusunda süslü söylemler geliştirilse de söylemden uygulamaya yönelik hiçbir somut adım atılmadığını kaydeden Koramaz, “İklim değişikliği”, “uluslararası gıda tekellerinin çıkarları”, “bölgesel çatışmalar” ve “göç” gibi küresel ölçekli sorunların da etkisiyle, “Açlık ve Yoksulluğun” tüm dünyayı tehdit eder hale geldiğini dile getirdi.

“Dünya Bankasının rakamlarına göre temel gıda fiyatları son üç yılda yüzde 83 yükselmiş durumdadır. Birleşmiş Milletler verilerine göre ise, 2018 yılında 830 milyondan fazla insan yani her dokuz kişiden biri yatağa aç girmektedir.” diyen TMMOB Başkanı, yaşanan açlığın ve yetersiz beslenmenin nedeni üretim yetmezliği değil, üretim ve tüketimin adaletli bir şekilde sağlanamamasından kaynaklandığını belirtti.

Bu durumun sorumlusunun, tarım ve gıda üretimindeki tekelleşme olduğunu kaydeden Koramaz şu değerlendirmede bulundu:

“Bugün itibariyle, hemen her alanda olduğu gibi gıda alanında da sayısı onu geçmeyen çok uluslu şirketler dünya piyasasına hâkim durumdadır. Küresel ölçekte dört şirket piyasayı tohumda % 58.2, tarımsal kimyasallarda % 61.9, gübrede % 42.3, hayvansal ilaçlarda % 53.4 oranında kontrol etmektedir. Hayvansal üretimde bu oranlar tavukçulukta % 97, domuz ve sığırda ise yaklaşık % 66 düzeyindedir.

Bu şirketlerden altı tanesi dünya tahıl ticaretinin % 85’ini, sekiz şirket kahve satışlarının % 60’ını kontrol etmektedir. Özellikle insanların temel besin ihtiyacı olarak bilinen mısır, pirinç, buğday ve soya gibi gıdaları hâkimiyetleri altına almak için de büyük savaşlar vermektedirler.

Çünkü bu şirketler dünyaya egemendir ve gıda temel besin aracı olmaktan çıkıp bunların rant aracına dönüşmüştür.

Bu şirketler tekellerini pekiştirmek için, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası gibi kuruluşlar aracılığı ile geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere tarım ve gıda alanında kamusal üretim ve denetimin ortadan kaldırmaları noktasında dayatmalarda bulunmaktadır.”

“Gıda ve tarımda dışa bağımlıyız”

Ülkemizde de benzer bir sürecin yıllardır işletildiğine dikkat çeken Koramaz; “İnsanlarımızın %22’si yeterli gıdaya ulaşamamakta, %9’u ise açlık sınırında yaşamaktadır. Ülkemizde büyük yığınlarca yaşanan açlık ve yoksulluğun temelinde de gıda ve tarımda yaşanılan dışa bağımlılık gelmektedir.” ifadelerini kullandı.

“Ülke ithalat cennetine dönüştürüldü”

İncir, üzüm, kayısı, fındık ve narenciye dışındaki bütün tarımsal ürünlerin ithal edilir duruma geldiğini vurgulayan Koramaz, Türkiye’nin tarımsal görünümüne ilişkin olarak şu bilgileri paylaştı:

“Konuya önemli ürünler bazında baktığımızda 2017 yılı Ocak ayında 246 bin ton olan buğday ithalatımız 2018 yılı Ocak ayında % 234 artışla 821 bin ton olmuştur.

Aynı süreler için 48 bin ton olan mısır ithalatımız 8,5 kat artışla 404 bin tona; 5 bin ton olan pirinç ithalatımız % 240 artışla 17 bin tona; 4 bin ton olan nohut ithalatımız % 175 artışla 11 bin tona; 3 bin ton olan kuru fasulye ithalatımız % 267 artışla 11 bin tona; 107 bin ton olan soya fasulyesi ithalatımız % 69 artışla 181 bin tona; 29 bin ton olan ayçiçeği tohumu ithalatımız % 145 artışla 71 bin tona; 51 bin ton olan pamuk ithalatımız %41 artışla 72 bin tona; 22.999 baş sığır ithalatımız % 393 artışla 113.318 başa; 1.051 baş olan koyun ithalatımız % 580 artışla 7.143 başa; 80 ton olan sığır eti ithalatımız 29 kat artışla 2.333 tona yükselmiştir.

Ülkemiz; Almanya, Fransa, Ukrayna’dan Buğday, İngiltere ve Hırvatistan’dan Arpa, Gürcistan’dan Saman, ABD, Yunanistan, Türkmenistan ve Hindistan’dan Pamuk, ABD, Arjantin ve Brezilya’dan Mısır, ABD Vietnam, İtalya ve Tayland’dan Pirinç, Etiyopya, Bangladeş, Mısır ve Çin’den Kuru Fasulye, Kanada’dan Nohut ve Mercimek, ABD, Bulgaristan’dan Kurbanlık Koyun, Şili, Uruguay ve Fransa’dan Büyükbaş hayvan, Bosna Hersek’ten lop et ithal eden bir ülke haline düşürülmüştür.

Öyle ki bu gün itibarıyla, beş ürün dışında bütün gıda maddeleri ve tarımsal ürünler ithal edilmektedir. Ülke ithalat cennetine dönüştürülmüştür. İncir, üzüm, kaysı, fındık ve narenciye dışındaki bütün tarımsal ürünler ithal edilir durumdadır. 16 yıllık AKP döneminde tarım ve gıda için 575 milyar TL ithalat bedeli ödenirken tarım kesimine sadece 79 milyar TL nakit destek sağlanmıştır.

2002 yılında bir kişiye iki hayvan düşerken bu gün bu oran üç kişiye bir hayvan düzeyine inmiş durumundadır.”

“Kentlere işsiz kitleler yığıldı”

“Bütün bunların sonucu olarak, gıda fiyatlarının her geçen yıl artmasının yanı sıra, kırdan kente göç ile beraber, kırsal bölgelerin insan gücü, tarım sektörünün sürdürülebilir yapısını bozacak derecede kentlere kaymıştır. Bu durum kentsel dengeleri de bozarak kentlere işsiz kitlelerin yığılmasına neden olmuştur.

Ülkemiz açısından yakın gelecekte yaşanacak en önemli sorun alanı da, şu an yaşanan ekonomik krizin tarım ve gıda üretimine yapacağı olumsuz etki olacaktır. Ağustos 2018 tarihi itibariyle kendini daha çok hissettiren ekonomik kriz geçtiğimiz ay itibariyle tüketici enflasyonunu % 25’lere, üretici enflasyonunu % 50’lere taşımıştır. Artan döviz fiyatlarıyla beraber gübre, mazot, tohum ve zirai ilaçta oluşan yüksek fiyat artışlarını üretici karşılayamayacak ve üretimden vazgeçecektir. Bu durumda ülkemizi önümüzdeki süreçte ciddi anlamda gıda tedariki sorunuyla karşı karşıya getirecektir.

Sonuç olarak dışa bağımlı politikaların ülkemizi getirdiği yer ortadadır. Ülkemizin yalnızca bu gününü değil geleceğini de karartan bu yanlış tutumdan ivedilikle vaz geçilmeli, başta tarım ve sanayi olmak üzere ülkemiz üretim yeteneğini artırmayı hedefleyen, ülke, halk ve kamu çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan kalkınmacı bir yönelim benimsenmelidir.”

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın