Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Duygu Kışla

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Duygu Kışla, son zamanlarda sağlık dünyasında çokça tartışılan probiyotik ve destekçisi prebiyotikler hakkında bilgi verdi.

Probiyotiklerin sindirim sisteminde olumlu etkileri olan canlı mikroorganizmalar olduğundan ve prebiyotiklerin ise probiyotikleri besleyen takviye besinler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kışla, “Birisi canlı mikroorganizmalar iken diğeri onları besleyen bileşenleridir” diyerek probiyotik ve prebiyotiklerin ayrımını ortaya koydu.

Kansere karşı probiyotikler

Probiyotik ve kanser ilişkisi hakkında şu açıklamada bulunan Prof. Dr. Duygu Kışla,  “Probiyotik ve kanser ilişkisine baktığımızda konu hakkında bir tıp doktoru çok daha yetkili bir açıklama yapabilir. Literatür çalışmalarına bakacak olursak, probiyotiklerin kansere karşı hem koruyucu hem de tedavi edici özellikleri ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Probiyotik ürünlerin günlük hayat içerisinde düzenli tüketimi kişilerin kanser olmasına sebep olacak etkilerin azalmasına yardımcı olabilir. Aynı zamanda mevcut kanser hastalarının da kanserle savaşları konusunda yardımcı olabileceğini bilimsel çalışmalardan takip edebiliriz” dedi.

Probiyotiklerin sindirim sisteminde sayıca fazla olarak bulunması gereken canlı mikroorganizmalar olduğunu, bunların sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kışla, “Probiyotiklerin sağlık üzerinde oldukça çok etkisi vardır. Alerjik reaksiyonları önleme ve ortaya çıkan alerjik reaksiyonların etkisini azaltmaya yardımcı olduğu biliniyor. Sindirim sistemindeki zararlı mikroorganizmaların etkisini azaltma ve durdurma özellikleri vardır. Bağışıklık sisteminin güçlendirir. Kolestrolü düşürmede yardımcı olur. Bağırsaklardaki çeşitli vitamin, mineral ve enzimlerin sentezlenmesini kolaylaştırır” dedi.

Probiyotiklerin tam anlamıyla zararlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Duygu Kışla, “Probiyotikli gıdaların sürekli tüketilmesi gereklidir ve bu rutin bireylerin yaşamının bir parçası olmalıdır. Düzenli olarak probiyotik gıdaların tüketilmemesi faydalı etkilerinin görünümünü azaltır. Medyada görülen bilgi kirliliğinin etkisiyle herkes canlı mikroorganizma içeren her ürünü tüketmeye çalışıyor fakat içerisinde her canlı mikroorganizma barındıran gıdalar prebiyotik içermeyebilir. Kaynağının ne olduğu bilinmeyen bir takım ürünlerin tüketilmesi canlı mikroorganizmaların içerisinde yer alan başka zararlı mikroorganizmaların da vücudunuza almanıza sebep olabilir. Piyasada belirli markalar adı altında aldığımız belirli gıdalar çeşitli kalite kontrol testlerinden geçtikleri için şüphe duymamıza gerek olmayan ürünlerdir. Burada bahsettiğimiz kalite kontrol testlerinde geçmeyen, kaynağı bilinmeyen ürünlerdir. Bundan dolayı zararlı etkiler görülebilir. Bazen de  çok farklı sağlık sorunlarından yakınan kişiler, yani bağışıklık sistemi baskılanmış hastaların bu tarz ürünleri çok fazla kullanması rekabetçi enfeksiyonlara sebep olabilir ifadeleri literatürde geçmektedir. Sağlıkla ilgili pek fazla zararı olan bir grup değildir” diye konuştu.

Probiyotiklerin destekçisi prebiyotikler

Prof. Dr. Duygu Kışla, prebiyotiklerin, probiyotik mikroorganizmaların besin kaynağı olduğunu vurguladı, bunların daha çok sindirilemeyen gıda bileşenleri olduğunu aktardı. Prof. Dr. Kışla, “Prebiyotiklerin tükettiğimiz gıdalarda belli bir miktarda olması probiyotikleri besleme açısından önemlidir. Fakat probiyotiklere destek olması açısından çok fazla tüketilmeleri gaz, hazımsızlık ve sindirim probleminlerine sebep olabilmektedir. Bir takım sebzeler içerisinde sayabileceğimiz lahana, yer elması, pırasa, soğan gibi gıdalar ile meyvelerden muzda ve keten tohumunda sindirilemeyen besin bileşenleri bolca bulunmaktadır. Bu gıdalar, tipik prebiyotiklere örnek olabilir. Sağlık açısından belli bir miktarda prebiyotik tüketilmelidir” dedi.

Kaynak: Ege Ajans

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın