‘Kalp Yetersizliği Günü’ kapsamında Novartis ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen basın toplantısında hızla artan kalp yetersizliğine dikkat çekildi. Hastalığın, 2030 yılına kadar %46’lık bir artış göstererek, toplum sağlığını tehdit eden boyutlara ulaşacağı tahmin ediliyor. Yapılan araştırmalara göre, Türkiye’de 1,5-2 milyonun üstünde kişide kalp yetersizliği olduğu biliniyor.

Her yıl mayıs ayının ikinci haftasında düzenlenen ‘Kalp Yetersizliği Günü’ etkinlikleri kapsamında bu yıl, Novartis ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi iş birliği ile farkındalık yaratmak amacıyla bir basın buluşması gerçekleştirildi. Toplantıya, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı ve Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Hakan Altay ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yüksel Çavuşoğlu katıldı.

Kalbin, vücudun oksijen ihtiyacını sağlayacak miktarda kan gönderememesi sonucu ortaya çıkan kalp yetersizliği, genellikle kalp kasının zayıflığı ile ilişkili olmaktadır. Kalp yetersizliğinin temel iki belirtisi, vücutta sıvı birikmesine bağlı şişmeler ve nefes darlığıdır. Sıvı birikmesi vücuttaki her dokuda meydana gelebilmekte, akciğerlerde su toplandığında ise özellikle sırtüstü yatıldığında daha belirgin hale gelen nefes darlığı ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple kalp yetersizliği olan kişiler geceleri nefes darlığı ile aniden uykudan uyanabilmektedirler. Toplumda farkındalığı tam oluşmamış olan kalp yetersizliğinin, 2030 yılına kadar toplum sağlığını tehdit eden boyutlara ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Kalp yetersizliği belirtilerinin farkına varamıyoruz

Prof. Dr. Yüksel Çavuşoğlu: “Kalp yetersizliğinde genel olarak erken tanı ve düzenli tedavi oldukça büyük önem taşımaktadır. Toplumda henüz yerleşmemiş bu farkındalığı artırabilmek için Novartis iş birliği ile bugün bir aradayız. Kalp yetersizliği uygun tedavi ile kontrol altına alınabilen ve hayati riski minimum seviyeye indirgenebilen bir hastalıktır. Erken evrede tanısı konulmuş olan hastalıkta ilerlemesinin engellenebilme şansı yüksektir. Fakat tanısı çok geç konulmuş kalp yetersizliğinde kalbe verdiği zarar oranına göre iyileşme sağlanabiliyor.”

Toplantıda hastalıkla ilgili güncel bilgileri paylaşan Doç. Dr. Hakan Altay ise, “Kalp yetersizliği kendini egzersiz ile nefes darlığı, çabuk yorulma, bitkinlik, gece idrara çıkma ve ayaklarda ödemin meydana gelmesi gibi belirtiler ile gösterir. Ancak bu belirtilerin doğru yorumlanamaması ve farkındalık eksikliği nedeni ile tanı ve tedavi de geç kalınabiliyor.

Kalp yetersizliği olgularının yüzde 50’sini 60 yaşın üstündeki bireyler oluşturuyor. Genel olarak toplumda görülme oranı yüzde 3 iken, bu oran 70 yaş sonrası yüzde 10 ve 80 yaş sonrası yüzde 15-20’ye çıkıyor. Avrupa ve Amerika’da kalp yetersizliği yaş ortalaması 70’e kadar çıkarken ülkemizde ortalama 62’ye kadar iniyor. Diğer bir deyişle Türkiye’de kalp daha erken yoruluyor” şeklinde konuştu.

Risk gittikçe artıyor

“Bugün için ülkemizde 3 milyon kişinin kalp yetersizliği gelişimi açısından risk altında olduğunu tahmin ediyoruz” diyen Prof. Dr. Çavuşoğlu hastalığın giderek artan oranlarda görülmesinin nedenlerini ise şöyle açıkladı: “Her şeyden önce yaşam süresi uzuyor. Günümüz modern tedavi yöntemleriyle kalp krizi, kalp damar hastalığı, kalp kapak hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığına bağlı ölümler engellenerek yaşam süresi uzatılabiliyor. Ancak bu hastaların büyük bölümünde zamanla kalp yetersizliği gelişmesinin önüne geçilemiyor.”

Hastalıkta beklenen yaşam süresinin pek çok kanser türünden daha kötü olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Çavuşoğlu, hastalığın hayat boyu tedavi gereksinimi, sık hastaneye yatma ihtiyacı, komplike ve pahalı cihaz tedavisi uygulamaları nedeniyle aynı zamanda sağlık ekonomisi üzerine yüksek maliyetler getirdiğine işaret etti.

Kalp yetersizliği önlenebilen bir hastalık

Erken teşhis ile kalp yetersizliğinin sebep olduğu hayati riskin azaltılabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Altay, “Kalp yetersizliği yaşam boyu devam eden kronik bir hastalık. Beslenme alışkanlıklarını değiştirmek; örneğin tuzlu zeytin, turşu, peynir gibi gıdaların az tüketilmesi ya da hiç tüketilmemesi, tansiyondaki yükselmeyi engelleyerek ve kalbin iş yükünde azalmaya bağlı olarak kalp yetersizliğini rahatlatabilir. Sigara ve alkol kullanımı kesinlikle bırakılmalı, aşırı kilo varsa dengeli beslenme ile kilo verilmeli ve sıvı alımı vücuttaki ödemden dolayı kısıtlanmalıdır. Hastalara hafif tempoda, yorulmayacak şekilde egzersiz yapmasını da öneriyoruz. Kalp yetersizliği gelişimini engellemek, gelişmişse ilerlemesini yavaşlatmak ve ileri olgularda yaşam süresini uzatıp yaşam kalitesini yükseltmek toplumun kalp yetersizliği konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlenmesi ile mümkün olabilir” şeklinde belirttikten sonra sözlerine “bu devasa boyutta ölümcül hastalık ile mücadele için başta sağlık çalışanları olmakla birlikte, siyasilere, sağlık endüstrisine, medyaya ve son olarak da halka önemli görevler düşmektedir’ diyerek devam etti.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın