“İklim değişiyor. Gıda ve tarım da değişmeli”

0
483

 

Bu sene 36. Dünya Gıda Günü’nü kutlarken aynı zamanda dünya çapında gerçekleştirilen etkinliklerle BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluşunu da kutluyoruz.

Dünya Gıda Günü’nde, herkes için gıda güvenliği ve sağlıklı beslenme düzeni sağlamak için ulusal seviyede farkındalık yaratmayı ve harekete geçmenin önemini vurguluyoruz.

Bu seneki “İklim değişiyor. Gıda ve tarım da değişmeli” sloganımız, iklim değişikliği ve gıda güvenliği arasındaki önemli ilişkiye dikkat çekiyor.

Geçen sene imzalanan tarihi nitelikteki Paris Anlaşması ve oluşturulan Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi, daha sürdürülebilir bir gelecek için atılan iki dev adımdı. 2016’nın ise, kararlılığımızı eyleme döktüğümüz yıl olmasını istiyoruz.

Mesajımız oldukça net: İklim değişikliği problemini çözmeden, yoksulluk ve açlığı sonlandıramayacağız. Gezegenimizi koruyamayacağız ve herkes için refah sağlayamayacağız.

Bu yılki çabalarımız, giderek artan nüfusu sürdürülebilir şekilde besleyebilmek için gıda ve tarımın iklim değişikliğine nasıl uyum sağlaması gerektiğine odaklanıyor.

2050 yılında dünya nüfusunun 9.6 milyara ulaşmasının beklendiğini unutmayalım. FAO, bu nüfusun beslenebilmesi için tarımsal üretimin ortalama %60 artması gerektiğini öngörmektedir. İklim değişikliği ise bu hedefe ulaşmada ciddi bir engel teşkil etmektedir.

Böylesi büyük bir talebi karşılayabilmek için tarım ve gıda sistemlerini iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı adapte etmeliyiz.

Ancak problemimiz katlanarak artmış vaziyettedir. Küresel sıcaklık artışını çok önemli bir eşik olan 2 derecenin altında tutabilmemiz için, 2050 yılına kadar emisyonların %70 kadar azaltılması gerekmekte. Emsali görülmemiş gıda talebini karşılamaya çalışırken emisyonları azaltmak zorundayız.

İklim değişikliğini azaltma ve buna adapte olma çabaları birlikte yürümelidir.

Unutmamamız gereken bir problem daha var. İklim değişikliği etkileri en çok dünyanın yoksul bölgelerinde hissedilmektedir. Küresel anlamda yoksul kesimin %70’ten fazlasının geçim kaynağı tarım ve doğal kaynaklardır.

Kronik yetersiz beslenmeden muzdarip olan 800 milyon kişi arasında çoğunlukla çiftçiler, balıkçılar, ormancılar ve hayvancılıkla uğraşan kesimler bulunurken yükselen sıcaklık ve aşırı hava olaylarından en çok etkilenenler de onlardır.

İklim değişikliğinin etkilerini hali hazırda görmeye başladık. İvedilikle önlem alınmadığı takdirde milyonlarca kişi yoksulluk ve açlık riskiyle karşı karşıya olacak.

FAO çok yakın bir zamanda Gıda ve Tarımın Durumu 2016 raporunu yayınladı. Rapora göre olağan seyrin sürmesi halinde, 2030 yılında yoksul sayısı 35 ila 122 milyon kadar artabilir.

Dolayısıyla olağan seyrin kökten değişmesi gerekmektedir ki tarım daha sürdürülebilir, üretken ve dirençli hale gelebilsin. Yapmadığımız takdirde hali hazırda gıda güvenliği sağlayamayan ve gıda fiyat dalgalanmasına katkıda bulunan ülke ve bölgelerdeki gıda üretimi, ikilim değişikliğinden çok ciddi seviyede etkilenecektir.

İklim değişikliği ve gıda güvenliği arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermek için kimi rakamların üzerinden geçelim.

  • Tarıma dayalı sektörler, küresel su tüketiminin yaklaşık %70’ini oluşturup toprak, orman ve ekosistemlerin sağlığı üzerinde ciddi etki yaratmaktadır.
  • Tarıma dayalı sektörler aynı zamanda küresel sera gazı emisyonlarının %20 ila 25’ini oluşturmaktadır.
  • Hayvancılık sektörü, tarım kaynaklı sera gazı emisyonlarının neredeyse üçte ikisini ve tarım kaynaklı metan emisyonlarının %78’ini oluşturuyor.
  • Küresel gıda kaybı ve atıklar, yıllık toplam sera gazı emisyonlarının %8’ine denk gelmektedir. Örnek vermek gerekirse küresel atık emisyonları, neredeyse küresel kara taşımacılığı emisyonlarına denk miktardadır.
  • Orman kaybı ve bozulması ise yıllık sera gazı emisyonlarının yaklaşık %10’unu kapsıyor.

Ancak bilgimiz ve geliştirdiğimiz araçlarımızla bu duruma etkili şekilde karşılık verebiliriz. Sürdürülebilir tarım uygulamaları üretkenliği ve direnci arttırabilir, sera gazı emisyonlarını azaltabilir, orman kaybına sebep olan baskıları azaltabilir ve karbon salınımını azaltacak toprak ve orman sağlığını geliştirebilir.

Ekosistem sağlığı ve doğal kaynak yönetimini iyileştiren organik ve iklim odaklı tarım gibi sürdürülebilir tarım uygulamaları doğal kaynakların aşırı kullanımı ile ekosistem bozulmasını durdurmakla kalmayıp bu gidişatı tersine çevirebilir.

Aynı toprak parçasında daha azla daha fazlasını üretmeli ve doğal kaynaklarımızı akıllıca kullanmalıyız. Bunlarla birlikte son ürün aşamasına gelmeden önce daha iyi hasat, depolama, paketleme, nakliye, altyapı, pazar mekanizmaları ve gereken yasal çerçeveleri oluşturmak gibi kapsamlı önlemler sayesinde yaşanan gıda kaybını azaltmalıyız.

Aynı şekilde küçük üreticileri yerel tarım işletmeleri ve tedarik zincirleriyle buluşturmalı, onları gıda ve tarım sistemlerine dahil etmeliyiz.

Bu noktada, iklim değişikliği ve gıda sistemleri arasındaki ilişkiye de dikkat çekmek istiyorum.

Gıda sistemi çevre, kişiler, kuruluşlar ve süreçlerden oluşur; tarım ürünleri üretilir, işlenir ve müşteriye ulaştırılır. Eğer bu gıda sistemindeki bir halka kopar ya da beklendiği gibi işlemezse, tüm süreç bozulur.

Üretim, dağıtım ve tüketim modelleri de bu kompleks zorlukla mücadelede değişmek durumundadır. Statüko artık yeterli olmayacak. Tarladan sofraya dek tüm aşamada kaynakları verimli kullanan gıda sistemlerine geçiş yapılması gerekmektedir. Her damla sudan, her karış toprak ve emek verilen her dakikadan en iyi verimi alarak kaynaklarımızı geleceğe taşıyabiliriz.

Tüketicilerin de bu mücadelede sürdürülebilir yollarla üretilmiş gıdaları satın almak gibi önemli rolleri bulunmaktadır. Günlük davranış ve kararlarımızı değiştirerek iklim değişikliği etkilerini önlemek için hepimiz katkıda bulunabiliriz.

Ne satın aldığımız ve tükettiğimize dikkat ederek, yerel üreticilerden alışveriş yaparak, atık ve ayak izimizi azaltma yolları bularak daha dikkatli ve etik müşteriler olabiliriz.

Tüketici kararlarını iyi yönde değiştirmek bütün gıda değer zincirini şekillendirebilir. Farklı etiketler bu konuda bilgi sunarak doğru kararlar vermemizi sağlayabilir.

Zararlı böcekler ve hastalıklar mahsuller ve hayvanlara zarar vererek insan tüketimine yönelik olan gıdaların miktarını ve kalitesini azaltmakta. İklim değişikliği ise bu problemlerin yaşanma sıklığını arttırıyor. Bu kayıpları üretim, işleme ve depolama süreçleri boyunca kontrol altına almak için güvenli ve etkili metodlar kullanmak kilit önem taşır.

Size “süper gıda” olarak bilinen bakliyatların sürdürülebilirlik adına ne denli büyük bir fırsat sunduğunu örnek vererek aktarmak isterim.

2016 Uluslararası Bakliyat Yılı, bizlere bakliyatın pek çok faydasını hatırlama fırsatı sundu.

Bakliyat yetiştirmek toprak verimliliğini geliştirmeye, tarım alanlarının bereketini arttırmaya ve çiftçilerin yapay gübrelere olan bağlılığını azaltmada faydalı olabilir. Diğer mahsullerle karşılaştırıldığında bakliyatın atık ayak izi de oldukça düşüktür.

İklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle mücadele için Türkiye’deki paydaşlarımızla devam eden çalışmalarımızdan da bahsetmek isterim.

Bozkır ekosistemlerinde ekosistem tabanlı adaptasyon için tarımsal uygulamalar projesi için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile yakın işbirliği içerisindeyiz.

Proje sağlıklı ekosistemlerin korunması, çevre dostlu tarım uygulamalarının desteklenmesi ve devlet kuruluşlarındaki bilgi seviyesini arttırmayı hedefliyor. Aynı şekilde Türkiye bozkırlarında iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini tersine çevirmek ve çiftçilere kuruyan sulak araziler, artan sıcaklık, erken bahar, iklim değişkenliğinin artışı ve böcek salgını gibi problemlerde yardımcı olmak da projenin diğer hedefleri arasındadır.

FAO aynı zamanda Küresel Çevre Fonu (GEF), Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile işbirliği çerçevesinde Konya’da Sürdürülebilir Arazi Yönetimi Ve İklim Dostu Tarım Uygulamaları Projesi yürütmektedir.

Hedefimiz tarım, mera ve orman alanlarının sürdürülebilirliğini düşük karbonlu teknolojilere geçiş yaparak, iklim odaklı uygulamalar sürdürerek ve bozulan alanları rehabilitasyonunu sağlamaktır.

Yakında Şanlıurfa’da Türkiye’nin Bozkır Ekosistemlerinin Korunması ve Sürdürülebilir Yönetimi projemizi başlatacağız. Bozkırlar, Türkiye’nin ekolojik açıdan en önemli ve hassas ekosistemleridir. Bu projede hedefimiz korunaklı alanlar oluşturup üretim alanlarında biyoçeşitliliğin korunmasını üretim alanlarında da sağlayarak bozkır ekosistemleri koşullarını iyileştirmeyi hedefliyoruz.

Ulusal paydaşlarımızla hali hazırda sağlam adımların atılmış olduğunu açıklamaktan da memnuniyet duyuyorum.

Sıfır Açlık hedefine ulaşmak ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek için iş birliği elzemdir. Ülkeleri uluslararası kuruluşlar, çiftçiler, akademisyenler, özel ve kamu kuruluşları olarak politika yapımını ve koordineli eylemleri destekleyerek kapsayıcı büyümenin sağlandığı ve sorumluluk sahibi yatırımların yapıldığından emin olmalıyız. Özellikle iklim finansmanının daha üretken, sürdürülebilir ve dirençli gıda sistemlerine yönlendirilmelidir.

Tarım ve kırsal kalkınmaya yatırım yapmamızın zamanı bugündür. Karşımızda ise farklı finansman kaynaklarını ortak hedefler doğrultusunda olabildiğince bir araya getirerek dönüşüm niteliğindeki değişimi yaratacak doğru politika ve kurumsal çevreleri de oluşturma zorluğu durmaktadır.

Dünya Gıda Günü’nü tekrar kutluyor ve gıda güvenliği ile iklim değişikliği üzerindeki ortak çabalarımızın kamu farkındalığını arttırarak ortak Sıfır Açlık hedefimize ulaşmak için çabaları harekete geçirmesini diliyorum.

Not: Ariella Glinni’nin Dünya Gıda Günü Buluşması ve Sürdürülebilir Gıda Konferansı konuşmasından Yaşam İçin Gıda için derlenmiştir.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın