Hayvan varlığımızda ciddi artışlar yaşandı (mı?)

0
224

Başlıktaki söz, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba tarafından birkaç gün önce söylendi. Her gelen bakan aynı cümleyi kuruyor olmakla beraber, hayvan varlığımızın azaldığı ve canlı hayvan ile et ithalatının her geçen gün çeşitlenerek arttığının artık aşikâr olduğu günlerde söylenmesi bakımından şaşırtıcıydı.

Evet, Devlet’in Bakanı böyle diyor. Peki, Devlet’in verileri ne diyor?

Bakalım.

1935’ten 2016’ya hayvan varlığımız

Fakıbaba’nın hayvan varlığımızda ciddi artışlar yaşandığı iddiası 2002-2016 dönemini, yani kendi partisinin iktidar yıllarını kapsıyor. Buna rağmen sizlerle 1935-2016 dönemine ait verileri paylaşacağım. Böylece aşağı yukarı bütün cumhuriyet tarihine ait verileri karşılaştırmış, “ciddi artışa ve düşüşe dair örnekleri” görmüş olacağız.

Tablo 1. Yıllar itibarıyla Türkiye’nin hayvan varlığı (baş)

Kaynak: Türkiye’de Küçükbaş ve Büyükbaş Hayvanların Coğrafi Dağılışı, Doç. Dr. Ali Özçağlar

Tablo 2. Yıllar itibarıyla Türkiye’nin hayvan varlığı (baş)

Kaynak: TİGEM Hayvancılık Sektör Raporu 2013 (TİGEM, verileri FAO’nun web sitesinden almış. Tuhaf ama böyle.)

Tablo 3. Yıllar itibarıyla Türkiye’nin hayvan varlığı (baş)

Kaynak: TÜİK

Tablo 4. Yıllar itibarıyla kültür, melez, yerli sığır sayıları (baş)

Kaynak: Hayvancılık Genel Müdürlüğü, Ekim 2017 Raporu

Önce 1935-1965 döneminin hakkını teslim edelim (Tablo 1). Eğer herhangi bir dönem için “Hayvan varlığımızda ciddi artışlar yaşanmıştır.” cümlesi kurulacaksa o dönem, işte bu dönemdir.

1961-1980 dönemi de fena sayılmaz (Tablo 2). Sığır sayısı, yavaş da olsa artmaya devam etmiş. Koyun sayısındaki artış çok belirgin. Keçi sayımız ise belirgin şekilde düşmüş. Genele baktığımda dönemi şöyle değerlendiriyorum: Duraklama döneminin ayak sesleri duyuluyor.

1980-1990 ve 1990-2000 dönemlerinin rakamlarına baktığımda yüreğim sızladı. Sığır, manda, koyun ve keçi varlığımız çok hızlı bir şekilde azalmış. Toplam hayvan varlığımız önce 81.408.000’den 68.191.000’e, sonra da 49.249.000’a düşmüş. Yirmi yıl içindeki düşüş oranı yüzde 39,50.

1980-2000 döneminde hayvan sayımızdaki düşüş hızla devam ederken nüfusumuz hızla artmış: 44.736.957’den 67.803.927’e çıkmış. Artış oranı yüzde 51,56.

Düşüş 2001 ve 2002 yıllarında da devam etmiş.

2002-2016 dönemi

Bakan Fakıbaba’nın hayvan varlığımızda ciddi artışların yaşandığını iddia ettiği dönem 2002-2016 dönemi.

Sayın Bakan sözlerini rakamlarla desteklemeye çalışıyor:

“Hükümetlerimiz döneminde verilen destekler ve yürütülen projelerle hayvan varlığımızda ciddi artışlar yaşanmıştır. 2002-2016 döneminde kırmızı et üretimimiz yüzde 179 artışla 421 bin tondan 1 milyon 173 bin tona yükselmiştir. Son 7 yılda ise, iddia edildiği gibi üretimimiz azalmamış bilakis artmıştır. 2010 yılında 11 milyon 455 bin olan büyükbaş hayvan sayımız, yüzde 24,2’lik bir artışla 2016 yılında 14 milyon 222 bine yükselmiştir.”

2002-2016 döneminin TÜİK’ten alınmış verilerini Tablo 3’te görebilirsiniz. Fakıbaba’nın açıkladığı rakamlarla farklılıklar var. Bu durumu da takdirlerinize bırakıyorum.

Dönemin ilk 3 yılını değerlendirme dışında tutuyorum çünkü iktidarının ilk 3 yılında hayvancılıkta artış kaydedemedi diye hiçbir iktidar suçlanamaz. Ne kadar başarılı çalışmalar yapılırsa yapılsın, süre, çalışmaların sonucunu görmek için yeterli değildir. Üçüncü yıldan itibaren ise sonucun günahı da sevabı da iktidara aittir (“İktidar” kelimesini, aynı parti veya partilerin kesintisiz devam eden iktidarları için kullanıyorum.).

Konuya bu tarafından bakınca, 15 yıldır iktidarda olan tek bir parti görüyoruz. Yani hayvancılık politikalarını başarılı veya başarısız olarak nitelememize yetecek süredir iktidardalar.

Tablo 3’ü incelediğimde görüyorum ki iktidarın ilk 8 yılında (2002-2009 dönemi) hayvan varlığımız durağan bir seyir izliyor.

2010’dan itibaren sığır sayısında tedrici, koyun ve keçi sayılarında hızlı artışlar görülüyor. 2016’ya geldiğimizde sığır ve keçi sayısındaki artışın durduğunu, koyun sayısının ise düşmeye başladığını görüyoruz.

Peki, ne oldu da 2010’dan itibaren hayvan sayımız birden bire artmaya başladı?

En belirgin sebeplerini sayayım:

2010’dan itibaren yüksek miktarda hayvan ithalatı başladı. Miktarlarla ilgili paylaşabileceğim doğrulukta rakamlara ulaşamadığım için “yıllar itibarıyla ithal edilen canlı hayvan, karkas ve kemiksiz et listesi”ni başka bir makaleye bırakıyorum. Yine de toplam rakamı “milyonlarca” olarak ifade edebilirim.

Bununla da kalınmadı. Canlı hayvan yanında karkas ve kemiksiz et de ithal edildi. Böylece hayvan varlığımız yükseliyor göründü.

Başka…

2010 yılından itibaren verilerin hesaplanmasında kullanılan yöntemlerde değişikliğe gidildi. Bunu başka alanlarda da yapıyorlar:

Örneğin kişi başı millî hasılanın hesaplanmasında yöntem değiştiriliyor. Mazeret, OECD ülkelerinin hesaplama yöntemlerine uyum. Uyuma itirazım yok fakat bir dönemle başka bir dönemin karşılaştırılabilmesi için aynı verilerin esas alınması gerekir. Aksi yapılırsa karşılaştırmanın hiçbir bilimsel değeri yoktur. Siyaseten kullanılabilir elbette fakat bir ülkenin geleceği planlanırken kesinlikle kullanılamaz, kullanılmamalıdır.

Bir başka örnek kırmızı et üretimi ile ilgili. 2010 yılından itibaren TÜİK’in kırmızı et üretimi ile ilgili bültenlerinin altına şöyle bir cümle eklendi:

“Not: 2010 yılından itibaren kırmızı et üretimi mezbahane ve mezbahane dışı kesimleri kapsamaktadır.”

Yukarıdaki notun ne anlam ifade ettiği daha iyi anlaşılsın diye kırmızı et üretimimizin 2009’da 325.286 bin ton iken 2010’da birdenbire 618,584 bin tona yani iki katına çıktığını yazmam yeterli olur sanırım.

2009 ve öncesi istatistiklerde sadece mezbahalarda yapılan kesimler dikkate alınırken 2010’dan itibaren mezbahalar dışındaki kesimlerde tahmin usulüyle istatistiklere eklenmiş. Durum bu kadar basitken bazı siyasetçiler çıkıp rahatlıkla “Et üretimi, sayemizde iki katına çıktı.” diyebiliyorlar.

Bunu yaparken keşke kendilerine “Hayvanların yarısı niçin mezbaha dışında kesiliyor?” diye de sorup tedbirlerini alabilselerdi.

Bütün bu yanlışların içinde içimi ferahlatan doğru, Tablo 4’te. 2002-2016 döneminde Kültür ırkı sığırlarda yüksek, melez sığırlarda düşük artış kaydedilirken yerli sığırlarda düşüş görülüyor. Tablo bize, verimsiz hayvanlardan verimli hayvanlara geçiş yaptığımızı gösteriyor.

Buna rağmen geçişte izlenen yöntemin “ithalat” olduğunun, ithal hayvanların uyum sorunu ve yetersiz beslenme sebepleriyle verimlerinin getirildikleri yerlerdekinin çok altına düştüğünün bilinmesini istiyorum. Kendi coğrafyamıza uygun ırklar geliştirilmeden, ıslah edilmeden hayvancılığımızın beklenen hızla gelişmeyeceğini, dolayısıyla hayvancılıkla ilgili verilerin de yanıltıcı olacağını dikkatlerinize sunuyorum.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın