Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök: “Şeker pancarı, bu ülkenin topraklarında Türk’ün, Kürt’ün, Laz’ın, Çerkez’in alın teriyle geliştirilip, tasarlanan ve üretilen stratejik bir üründür. Çünkü şeker fabrikalarımız bizim Misak-ı Millimizdir.”

Şeker fabrikalarının varlığını sürdürmesi noktasında stratejik bir döneme girildiğine dikkat çeken Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, “Şeker fabrikalarımız misak-ı millimizdir” dedi.

Her fırsatta Milli ve Yerli vurgusu yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; “Ülkemizde tasarlanabilecek, üretilebilecek, geliştirilebilecek hiçbir ürünü, acil durumlar haricinde dışarıdan hazır olarak almayacağız” söylemlerinin kendilerini daha da cesaretlendirdiğini söyleyen Gök; “Savunma Sanayimiz gibi şeker sanayinde de söz sahibi ve dünya devleriyle boy ölçüşebilecek devletimizin denetiminde, üretimde yeni atılımları hayata geçirmelerini umut ediyoruz. Bu işe kendisini adamış, yıllardır bu fabrikalardan ekmek yiyen işçisinden üreticisine, nakliyecisinden besicisine milyonlarca insanımız fedakarlık yapmaya hazırdır. Gerekirse çok daha fazla çalışıp, en iyisini üretmek için çabalayacağız. Mazeret üretmek yerine marifet üretmek için birbirimizle yarışacağız.” şeklinde konuştu.

‘İşçi-Üretici ve Devletin içinde olduğu Milli ve Yerli model’

Şeker sektörü için model önerilerini, ‘tüm fonksiyonların birbirini tamamladığı İşçi-Üretici ve Devletin içinde olduğu Milli ve Yerli model’ olarak tanımlayan Gök, şu ifadeleri kullandı:

“Bu sebeple ülkemizde zehir etkisi yaratan, başta Nişasta Bazlı Şeker sektörü olmak üzere para hırsını ülke menfaatlerinin önüne geçirenlere karşı ortak mücadele verilmesinin zamanı gelmiştir. Devlet ve milletin el ele verdiği bu dönemde 2023 Türkiye’sinin şeker sektörünün geleceği için ortak akılla toplumsal kurtuluş reçetesinin zaman kaybedilmeden yazılması gerekmektedir. Zehire karşı Reçete, NBŞ kotalarının acilen AB ülkeleri seviyesine düşürülmesi, şeker pancarı üretiminin ve şeker sektörünün desteklenmesi, şeker fabrikalarının acilen satışı yerine Avrupa Şeker Rejimi’ndeki gibi on yıllık bir hazırlık sürecinden geçirilerek sonuçlarıyla durum tespitinin yapılmasıdır. Model önerimiz, tüm fonksiyonların birbirini tamamladığı Milli ve Yerli bir model olan İşçi-Üretici ve Devletin içinde olduğu modelidir.”

İthalata 550 milyon TL gitti

“Çünkü; kamu fabrikalarının rehabilite edilmesi ve yapılandırılması konusunda yaşanan gecikme, 2015 yılından itibaren başlayan Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamındaki ithalat yoluyla ülkemizden döviz kaybına neden olmuştur. 2016/2017 pazarlama yılında da Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında 250 bin tonluk şeker ithalatı yapılmış, bu da Şeker sektörünü içinden çıkılamaz labirente sokmuştur. Bu ithalat, ülkemizden 144 milyon ABD dolarının (550 milyon TL)  yurtdışına transferine neden olmuştur. Söz konusu istenmeyen durum ayrıca topraklarımızda; 420 bin dekar alanda pancar tarımının yapılamamasına, 600 bin ton küspe kaybının oluşmasına, 100 bin ton melas kaybına neden olmasına, 40 bin ton et açığına sebebiyet vermesine, 40 bin istihdam kaybına, 600 milyon TL milli ekonomide kaybın oluşmasına yol açmıştır.”

Gıda sektöründe özelleştirmenin ağır yan etkileri var

“Bizler şeker sektörünün temsilcileri olarak, şeker fabrikalarını bir kafes içerisine hapsetmeye çalışan ve adeta bingo çığlıkları atmak için hazır kıta bekleyenlere karşı hazırlıklı olmalıyız. Kötü örnek emsal olmaz. Ancak, Türkiye SEK, Et-Balık, v.s. gibi geçmiş dönemlerde gıda sektöründe özelleştirme reçetesinin yan etkilerini ağır bir şekilde yaşamış bir ülkedir. Bu bulaşıcı mikrobun yeniden şeker sektörüne zerk edilmemesi için körleşmeden gün ışığının farkına varmamız gerekmektedir.  Çünkü gıda gibi stratejik sektörlerde yapılan özelleştirmeler yanlıştır. Bu durum ülkemizi ve sektörümüzü geri dönüşü olmayan bir yola sokar ki çiftçimiz topraklarını terk etmek zorunda kalabilir. Kısaca işçisinden üreticisine dokunun bozulması, oluşan gelgitler sebebiyle sektörü buzdağına çarptırıp batırır.”

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın