Gıda ihracatında ders alınacak rakamlar

0
388

Sektör raporlarını dikkatle takip ederim. Devlet kurumlarının raporları ile sektör temsilcileri veya bilim insanları tarafından hazırlanan raporları karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi tercih ederim.

Bu raporların en önemli tarafı çokça veri içermeleridir. Veriler, hâlihazırı tespit ederken nereden nereye gelindiğini de görmemizi sağlar. Gelecekle ilgili doğru planlamalar da bu veriler doğru değerlendirilerek (Ben buna “veri okuyuculuğu” veya “istatistik okuyuculuğu” diyorum.) yapılabilir. Raporların karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesinin önemi buradadır: Verilerin doğru okunması ve gelecek planlarının doğru yapılabilmesi verilerin doğruluğuna bağlıdır.

Verilerin doğruluğunu test etmenin en basit ve gerçekçi yolu, raporlardaki ortak noktaları tespit etmektir. Elbette farklı noktalar da ayrıca nedenleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Aşağıda aktaracağım veriler ortak veri ve verilerden hareketle yapılan ortak değerlendirmeler bakımından önemli örnekler içeriyor.

Ham ürün-işlenmiş ürün farkı

Türkiye, dünyanın önemli tarım ve gıda üreticisi ülkelerinden birisi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre tarım ürünleri üretiminde Avrupa’da 1., dünyada ise 7. sırada yer alıyoruz.

Bakanlığın “2015 Faaliyet Raporu”na göre ise tarım ve gıda sektörü, yüksek oranda dış ticaret açığı veren ülkemizin, dış ticaret fazlası veren sektörlerinden birisi. Tarım ve gıda ürünlerinde 11,2 milyar dolarlık ithalata karşılık, 16,8 milyar dolarlık ihracat yapmışız. Dış ticaret fazlamız 5,6 milyar dolar.

Dahası da var:

Türkiye, tam 55 tarım ürününün üretiminde miktar olarak ilk 10’da… Yarısına yakınında ise ilk üçte.

Bütün bu verilere karşılık, ülkemizin tarımdan elde ettiği gelir, potansiyelinin çok altında.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar’ın 07 Kasım’da yaptığı açıklama bu konudaki örneklerle dolu. Açıklamanın bilhassa şu bölümü çok çok önemli:

“Tarımda gelişmiş ülkeler, ürettikleri tarımsal ürünleri en iyi şekilde değerlendiriyor. Ham ürün satma yerine işlenmiş ihracata ağırlık veriyor. Ürüne katma değer katarak ihracattan çok daha büyük gelir elde ediyorlar.”

Lütfen bu cümleleri tekrar okuyun. Israrımın sebebi aşağıdaki veriler. Yine Bayraktar’ın ağzından aktarıyorum:

“2015 yılında Fransa 15,3 milyar dolarlık tarım ürünü, 49,8 milyar dolarlık gıda; Hollanda 17,8 milyar dolarlık tarım ürünü, 46,9 milyar dolarlık gıda; Almanya 12 milyar dolarlık tarım ürünü, 49,8 milyar dolarlık gıda; Çin 22,7 milyar dolarlık tarım ürünü 36,2 milyar dolarlık gıda; İspanya 18,6 milyar dolarlık tarım ürünü, 24,3 milyar dolarlık gıda; İtalya 6,3 milyar dolarlık tarım ürünü, 31,1 milyar dolarlık gıda ihraç etti.

ABD’nin 50,4 milyar dolarlık tarım ürünü, 57,8 milyar dolarlık gıda; Brezilya’nın 29 milyar dolarlık tarım ürünü, 28,3 milyar dolarlık gıda; Kanada’nın 23,8 milyar dolarlık tarım ürünü, 19,4 milyar dolarlık gıda ihracatı bulunuyor.

Türkiye 2015 yılında 10,78 milyar dolar gıda ihracatı yaparken, 6,1 milyar dolarlık tarım ürünü ihraç etti.”

Görüldüğü gibi, üretim rakamları ne kadar yüksek olursa olsun, toplam ihracatta çok gerilerdeyiz.

Özellikle dikkat çekmek istediğim nokta ise işlenmiş gıda ihracatımızın ham ürün ihracatımızın çok altında kalması (Madencilik başta olmak üzere gıda dışı sektörlerde de durum farklı değil).

Neden böyle?

Ben bu tür sorunları değerlendirirken basit ve yalın düşünmeyi tercih ederim ve öyle de anlatmaya çalışırım. Böylesi sorunları dünya ölçeğinde düşündüğümüzde sanki içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıyaymışız gibi bir algı oluşur çünkü. Oysa öyle değildir.

Hiç şüphesiz bir gıda ürünü alırken nelere dikkat etmeniz gerektiğini düşünmüşsünüzdür ve bunlara göre alışveriş yapıyorsunuzdur. Bana göre bir gıda ürününün sağlıklı, lezzetli, fiyatının uygun olması gerekir.

Öncelik “sağlıklı” olmasındadır. Öyleyse bildiğim, güvendiğim bir markanın ürünü olmalı diye düşünürüm.

Yeterli mi? Değil. Gıda, lezzetli de olmalıdır. Ayrıca alım gücüme de hitap etmelidir.

Güvenilir ve lezzetli olması her gıdanın vazgeçilmezleridir benim için. Lezzetin ihracattaki karşılığı, ürününüzün ihracat yapacağınız ülke insanlarının damak zevkine uygun olmasıdır. Alım gücü ise gelire göre değişir. Yine de çok sayıda insan, sırf markasına güvendiği için daha ucuza alabileceği bir gıdaya, maddi gücünü de zorlayarak, daha fazla para ödemeye hazırdır. Ayrıca her keseye uygun ürün üretmek de mümkün.

Bir gıda ürünü alırken nelere dikkat ettiklerini çevremdeki insanlara da sordum ve aynı cevapları aldım. Dünyanın herhangi bir yerinde hangi insanlara sorarsanız sorun aynı cevapları alırsınız.

Bu özelliklere sahip ürünleriniz varsa satarsınız.

Gerisi boş laftır.

İhracat konusuna, inşallah haftaya, daha önemli bir konu çıkmazsa, süt ve süt ürünleri sektörü için iki yıl boyunca bizzat yürüttüğüm bir ihracat projesi ile ilgili anılarımı paylaşarak devam edeceğim. Belki bir kısım ön yargılarımızdan kurtulmamıza katkım olur.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın