Gıda Bankacılığı

0
106

Dünya nüfusunun giderek hızla arttığını hepimiz biliyoruz. 2050 yılında 90 milyara yaklaşacağı tahmin edilen dünya nüfusunun beslenmesini sağlayacak kaynakların artması gerektiği de çok açık ortada. Dünyada üretilen gıdaların üçte birinin çöpe gittiği tespit edilmiş. Bunun birçok nedeni var. Tarlada, taşıma sırasında, soğutma, depolama, marketlerde yanlış uygulamalar nedeniyle sebze meyve ve işlenmiş ambalajlı gıda ürünlerinde kayıplar çok fazla. Benim hatırladığım kadarıyla yaş meyve ve sebzede 20 milyarlık, ekmek de ise 1,8 milyar liralık bir israf var. Ne acıdır ki halen yetersiz beslenme ve açlık sınırında yaşayan insan sayısı da çok fazla. Ama dünyada insani tüketim için üretilen gıdanın neredeyse üçte biri, yani yaklaşık 1,3 milyar ton gıda israf ediliyor. Avrupa Parlamentosu, bu sorunla başa çıkmak için 2025 yılına kadar gıda israfını yarı yarıya azaltma hedefi koydu.

Yukarıdaki tespitlere baktığımızda israf edilen gıdaların işe yaramasını sağlamak için gıda bankacılığı ve benzeri sosyal yardım sistemlerinin işlerliğini arttırmanın çok önemli olduğunu düşünmeden edemiyoruz. Geçenlerde ‘Metro Türkiye’den gıda bankalarına 51 ton gıda bağışı yapıldı’ başlıklı haberi okuduğumda gıda bankacılığı sisteminin işlediğini duymak hoşuma gitti. Ancak bu sistemin ne kadar etkili ve sürdürülebilir bir şekilde işlediğini de merak ettim.

Gıda bankacılığı nedir?

Ülkemizde israfı önlemek, açlığa ve yoksulluğa bir nebze de olsa deva olmak amacıyla gıda bankacılığı sistemi üzerinde 2004 yılında çalışılmaya başlanmış. 5179 sayılı, 27.05.2004 tarihli “Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun” ile resmileştirilmiş. Kanun’da gıda bankacılığı “Bağışlanan veya üretim fazlası sağlığa uygun her türlü gıdayı tedarik eden, uygun şartlarda depolayan ve bu ürünleri doğrudan veya değişik yardım kuruluşları vasıtasıyla fakirlere ve doğal afetlerden etkilenenlere ulaştıran ve kâr amacı gütmeyen dernek ve vakıfların oluşturduğu organizasyonlar” olarak tanımlanmış. Ancak bu Kanunu yürürlükten kaldıran 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nda gıda bankacılığı kavramı yer almıyor.

Tüzüklerinde gıda bankacılığı konusunda faaliyet yapabilecekleri hususu yer almak koşuluyla dernekler ve vakıflar gıda bankacılığı faaliyetinde bulunabiliyor. Yani ihtiyaç fazlası gıdaların israf edilmeden ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını isteyen kişiler, çiftçiler, üreticiler, dağıtıcılar, perakendeciler, restoranlar ve toptancılar bağışlarını gıda bankalarına yapabiliyorlar. Gıda bankacılığı konusunda Gelir Vergisi Kanunu’nda Katma Değer Vergisi Kanunu’nda da düzenlemeler yapılmış. Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara  bağışlanan gıda maddelerinin maliyet bedelinin, vergi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi imkânı sağlanmış. Belediyelerin gıda bankacılığı faaliyetlerini yürütürken aldığı bağışların gider indiriminden yararlanabilmesi ancak bir vakıf ile protokol yaparak veya bir vakıf kurarak yürütmesi halinde mümkün oluyor.

Önceden sadece gıda iken 5281 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle gıda yanında  temizlik, giyim ve yakacak maddeleri de gıda bankacılığı kapsamı içerisine alınmış.

Yemek israfının önlenmesi ve gıda bankacığının yaygınlaştırılması amacıyla 1 Haziran 2016 tarihinde  “Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu Gıda Bankacılığı Uygulamasının Araştırılması ve Yaygınlaştırılmasını İnceleme Alt Komisyonu” kurulmuş. 15.11.2017 tarihli toplantı tutanağından gördüğüm kadarıyla Komisyon, tüm ilgili tarafların katılımıyla gıda bankacılığının daha işlevsel olmasını ve bu konuda farkındalık yaratılmasını amaçlıyor.

Gıda bankacılığı sistemi, gıda üreticileri ve bağışçılar için riskli bir konu. İhtiyaç fazlası ve insan sağlığına zararı olmayacak ürünlerin gıda bankacılığı sistemi içinde bağışlanması çok güzel bir uygulama. Ancak bunların dağıtımları yapılmadan önce gıda mühendisleri tarafından çok iyi kontrol edilmesi gerekli. Tavsiye edilen tüketim tarihi dolmuş ürünlerin tüketici algısı açısından market raflarından kaldırılması gerekebiliyor. Ancak bu ürünler sağlığa zararlı hale gelmediğinden kontrol edilerek ihtiyaç sahiplerine bağışlanabiliyor. Restoranlarda çok fazla gıda israf oluyor. Bunların uygun depolama ve taşıma koşulları sağlanarak ve gıda mühendislerinin kontrolleri sonucunda gıda bankaları aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması harika bir sosyal yardımlaşma yolu.

Sonuçta benim gördüğüm gıda bankacılığı uygulaması ile ilgili mevzuatın yenilenmesi gerektiği. Adında yer alan gıda ifadesi artık yer almasa da gıda kontrolünden sorumlu Bakanlık olan Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıda bankacılığı sitemine kendi mevzuatı içinde yer vermesi ve sistem içindeki gıda ve tarım ürünlerinin güvenilir olmasını sağlamak konusunda etkili olması gerekli. Böylece hem sisteme bağışta bulunan firmalar hem de ihtiyaç sahipleri korunmuş olacaktır.

Bu yazıyı yazarken ülkemizde kaç tane gıda bankasının faaliyette olduğunu ve sistemin etkin ve sürdürülebilir bir şekilde çalışıp çalışmadığını da merak ettim. Bu konuda faaliyet gösteren birçok sosyal yardım derneği olduğunu gördüm ancak çalışmalarının kapsamı hakkında fazla bir bilgiye ulaşamadım. Burada önemli olan bu dernek ve vakıfların etik çalışmaları, ihtiyaç sahiplerini doğru bir şekilde belirleyebilmeleri, devlet teşviklerini istismar etmemeleridir.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın