Fonksiyonel gıdaların hayatımızdaki yeri

0
1063

Tüketiciler her geçen gün sağlık ve beslenmeyle ilgili konularda daha duyarlı hale geliyor. Bu duyarlılığın bir sonucu olarak diyetlerde önemli değişimler görüyoruz. Bu değişimlerin başında da fonksiyonel gıdalar olarak isimlendirdiğimiz, besinsel değeri yüksek gıdalar gelmekte. Artık diyetlerimizde daha fazla yer almaya başladılar.

Fonksiyonel gıda, son yıllarda sıkça duymaya başladığımız bir terim. Bu terim, temel besin maddelerinin ötesinde insan sağlığına faydaları bulunan her türlü gıdayı tanımlamakta kullanılıyor. İlk defa 1980’li yıllarda Japonya’da; ‘besinsel değeri dışında spesifik bedensel fonksiyonlara yardımcı olacak maddeler içeren işlenmiş gıdaları’ tanımlamakta kullanıldı.

Gıda Teknolojistleri Enstitüsü’ne (IFT) göre ise fonksiyonel gıdalar, hastalıklara karşı savaşmada veya insan sağlığını iyileştirmede olumlu etkileri görülen gıdalardır.

Bugün fonksiyonel gıdalar, özellikle 50 yaş üstü tüketicilerin ilgisini çekmekte. Birçok fonksiyonel bileşen bulunmakla birlikte, en bilinenlerinden birkaçını antioksidan, omega-3 yağ asitleri ve diyet lifler olarak sıralayabiliriz.

Son zamanlarda ön plana çıkan fonksiyonel gıdalar arasında; protein, omega-3, antioksidan ve diyet liflerce zengin olan keten, chia ve Türkiye’de de yetiştirilmeye başlanan kinoa tohumları bulunuyor. Bu tohumların düzenli tüketiminin kanser, diyabet ve kalp-damar rahatsızlıkları riskini azalttığı öne sürülmekte.

Bunun dışında belli başlı fonksiyonel bileşen içeren gıdaları da şu şekilde sıralayabiliriz:

Yulaf ezmesi: İçeriğinde bulunan beta glukan sayesinde kalp hastalıkları riskini azaltabilir.

Soya proteini; kalp hastalıklarına, kanser, kemik erimesi ve menopozla alakalı belirtilere karşı savaşmada yardımcı olur.

Sarımsak; içerdiği selenyum sayesinde antioksidan özelliği de taşıyan sarımsak, kanser önleyici ve antibiyotik özelliğinin yanında, hem tansiyon hem de kolesterolü düşürücü etkileriyle pek çok sağlık faydalarına sahip.

Aslında fonksiyonel gıdaları çok uzaklarda aramaya gerek yok. Mutfağınızda bulunan temel gıdaların da pek çoğu fonksiyonel bileşenler içermekte. Bu nedenle günlük diyetlerinizde bu gıdalara biraz daha fazla yer vermeniz sağlığınız açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır. İşte bu gıdalardan birkaçı:

Domates, kanser riskini azaltabilen likopen isimli karotenoidi fazlaca içerir.

Brokoli, karnabahar, lahana, tere ve Brüksel lahanası gibi sebzelerin de kanser önleyici özellikleri vardır.

Portakal, limon, greyfurt gibi turunçgiller, iskorbüt hastalığını engellemeye yardımcı C vitaminince zengindir.  Ayrıca birtakım kanser çeşitlerini önlemeye yardımcı olabilirler.

Çay (özellikle yeşil çay), içeriğinde bulunan polifenoller (başlıca kateşin) sayesinde antioksidan ve ayrıca antimikrobiyal özellik taşımakta.

Balık: Omega-3 yağ asitleri, som balığı, ton balığı, ringa balığı ve sardalya gibi su ürünlerinde bol bulunmakta.

Süt ürünleri, kemik erimesine karşı birebir olan kalsiyumun en iyi kaynaklarından. Bunun yanında D vitaminini de unutmamak lazım.

Kahve ise bulundurduğu kafeik ve ferülik asit ile göz ve kalp sağlığına katkıda bulunuyor.

Elma, kalp sağlığına faydalı flavanoller içeriyor.

Yumurtada bulunan lutein ve zeaksantin (sarıcık), göz sağlığı için (özellikle katarakt veya göz perdesi oluşumunu önlemede) oldukça faydalı.

Havuç, doğal antioksidan olan beta karoteni bolca içermekte. Aynı zamanda yumurtada olduğu gibi göz sağlığına faydalı lutein ve zeaksantin içermekte.

Soğan, prebiyotik özellikte, yani, sindirim sistemi sağlığının korunması ve kalsiyum emilimine yardımcı probiyotik bakterilere besin sağlamakta.

Zeytinyağı, kalp-damar hastalıkları riskini azaltıcı mono doymamış yağ asitleri içermekte.

Tabii, unutmamak gerekir ki gıdaları ‘iyi’ veya ‘kötü’ olarak ayırmaktansa, beslenme alışkanlıklarımızı ‘iyi’ veya ‘kötü’ olarak nitelendirmek daha doğru. Her şeyin azı karar, çoğu zarar.

Hipokrat’ın dediği gibi: ‘Gıdanız ilacınız, ilacınız gıdanız olsun’.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın