Et vurguncuları açıklandı: Besiciler (!)

0
309

Malumunuz olduğu üzere, ben, vurguncular (spekülatörler) konusuna pek meraklıyımdır.

Nasıl olmayayım, Gıda Tarım ve Hayvancılık bakanları başta olmak üzere, gıda fiyatlarının yüksekliği konusunda tedbir almakla görevli herkes, basın-yayın işiyle uğraşan zevat ve doğal olarak vatandaş, hep onlardan bahsediyor.

Anladığım kadarıyla çok güçlü insanlar bunlar. Öyle ya, bu kadar güçlü olmasalar, bu kadar büyük adamlar tarafından muhatap alınmazlar, yıllardır her gün onlardan bahsediliyor olmazdı.

Peki, kimler bu 100 milyarlarca liralık gıda pazarında fiyatları istedikleri gibi yükseltebildikleri söylenen, bakanların bile baş edemediği insanlar?

Ben bu soruyu, sorumluluk makamındaki zatlara, vurgunculardan her şikayet ettiklerinde sordum.

Önce o meşhur “Gardiyanın kötüsü mahkûma dert yanarmış.” sözünü hatırlattım.

Sonra baktım ki dolaylı anlatım işe yaramıyor, “Millet size o makamları vurgunculara engel olasınız diye verdi, vurgunculardan şikayet edesiniz diye değil.” dedim.

Yıllarca bu böyle sürüp gitti. Ne etkisiz yetkililerimiz “vurguncular” ile kimleri kastettiklerini açıkladılar ne de vurguna bir çare bulabildiler.

Nihayet hafta içinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, et vurguncularını (!) açıkladı.

Fakıbaba dedi ki

Bakan Fakıbaba, hafta içinde Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde temaslarda ve açıklamalarda bulundu.

Dedi ki:

“Besicilerin, Ramazan nedeniyle et fiyatlarını yükseltmesine izin vermeyeceğiz.”

Devamı da var ama bu cümle çok önemli çünkü vurguncuların açıklandığı cümle bu.

Bakan Fakıbaba’ya göre Türkiye’de et fiyatlarını “BESİCİLER” yükseltiyor!

Cümlenin virgülden sonraki kısmındaki “Ramazan” kelimesi de önemli. Bir ay sonra Ramazan. Bakan’ın “Ramazan” vurgusunun sebebi bu. Ben sözlerin Ramazan tarafıyla ilgilenmiyorum aslında sadece şu soruyu sormak için konu ettim:

“Et fiyatlarını Ramazan dışında kim yükseltiyor?”

Sorayım ve geçeyim. Belki bir gün bu sorunun cevabını da alırız.

Vurguncu besiciler konusuna geri döneyim:

Peki, besiciler fiyatları yükseltmeyi nasıl beceriyorlar?

Fakıbaba’nın açıklamasının içinde bu da var:

“Ramazan geldi diye hayvanı sakla, fiyatlar yükselsin, hayvanı yağlandır, ondan sonra vatandaş fazla fiyatla yesin.”

Besicilik nedir? Nasıl yapılır?

Türk Dil Kurumu, “besici” kelimesini şöyle açıklamış:

“Sığır, davar vb. hayvanları besleyerek semirten, satan kimse.”

Bu tanımla yetinmedim; internetten araştırdım, besicilik işinden anlayan eşe dosta bile sordum.

Öncelikle şunu söyleyeyim:

Besicilik, hayvancılıkta bir ihtisas alanı. Besiciler, aldıkları hayvanları daha iyi besleyerek, hem kendilerinin kâr edebileceği hem de insanların yemek suretiyle daha fazla faydalanabilecekleri kaliteye yükseltiyorlar. Besiye alınan hayvanın etinin lezzeti de artıyor.

Besicilerin, hayvancılığa ve ekonomiye katkıları da yüksek düzeyde:

Besiciler sayesinde hayvanlardan en yüksek verimde faydalanmak mümkün oluyor. Özellikle iyi beslenemediği için zayıf düşmüş genç hayvanlar satın alınarak besleniyor ve cinsinin ulaşabileceği doğal ağırlığına ulaştıktan sonra satışa sunuluyor. Öyle hayvana suni olarak kilo kazandıracak şişirme bir beslemeden bahsetmiyorum.

Besicilikle uğraşanların önemli bir kısmı, yem üretimlerini işletmelerinin içinde gerçekleştiriyor ve aynı zamanda meralardan faydalanıyorlar.

Bunları da besicilerin hayvancılığa çok önemli katkıları içinde sayıyorum çünkü bugünkü şikayetlerimizin temelinde, tam da besicilerimizin yaptığı gibi bir hayvancılık yapılmaması var. Kendi yemini kendi yetiştiren, doğal besleme alanı olan mera ve otlaklardan faydalanan (değerlendiren) insanları “vurguncu” olarak damgalamanın hangi insafa sığacağını takdirlerinize bırakıyorum.

Besicilerin, kaba yem ihtiyaçlarının önemli kısmını kendileri yetiştirdiği ve bu eylem sırasında besledikleri hayvanların gübrelerini kullandıkları için doğal beslenmeye de katkıları var.

Hayvan saklamak ya da canlı hayvan stokçuluğu

Besicilerle ilgili değerlendirmemi Sayın Bakan’ın yanında söylesem muhtemelen, “Ben besicilerin bu katkılarını inkâr etmiyorum ki. İçlerinde, hayvanları saklayarak ve yağlandırarak fiyatları yükseltenler var.” diyecektir.

Önce yağlanma konusunda kısaca bilgilendirip geçeyim:

Hayvanların yaş ve yağ oranlarını tahmin etmek hayvancılıkla uğraşanlar için çocuk oyuncağıdır.  Tüketici ise zaten gözünün gördüğünü alıyor ve “Bol yağlı et isteyen tüketiciye rastlamadım.” desem yalan olmaz.

Saklamaya gelince… Kastedilen, bir nevi stokçuluk.

Diyelim ki siz bir besicisiniz ve beslemek için hayvan aldınız, beslediniz ve satacaksınız. Aaa, bir baktınız ki Ramazan’a bir ay kalmış. Hemen satmaktan vazgeçip, bir ay sonra daha pahalıya satmaya karar veriyorsunuz.

Yapar mısınız? Tercih sizin ama kâr garanti mi? Bakalım:

Besicilik, yukarıda da söylediğim gibi, bir ihtisas alanı. Bu işi yapanlar da uzman (profesyonel). Hangi hayvanları alacaklarını, kaça alacaklarını, neyle besleyeceklerini, ne kadar süre ile besleyeceklerini, besleme-zaman-çalışan vs. maliyetlerini, öngördükleri süre sonunda kaça satacaklarını ince ince hesap ederler.

Ülkemizde bu tür hayvancılığın en yaygın olanı, Kurban Bayramı’na yönelik olarak yapılan hayvancılıktır.

Bir hayvanı, bırakın daha uzun süre beslemeyi, alırken satmayı düşündüğü süreden bir ay fazla beslemesinin bile besiciye maliyeti vardır. Bekletilen süre sonunda (Fakıbaba’nın söyleyişiyle “Saklandığı süre sonunda.”) hayvanın, bu maliyetleri karşılaşacak kadar kilosu ve fiyatı artacak mı? Bunun garantisi var mı? Hayır. Kâr edeceği düşüncesiyle bekletilse bile bunun garantisi yoktur. Eh, ticaret de böyle bir şeydir zaten.

Bir an için Fakababa’nın haklı olduğunu yani hayvan saklayanlar olduğunu kabul edelim.

Peki, bahsedilen saklama, piyasada et darlığı mı yaratıyor ki fiyatlar artsın?

Bu soruya “evet” cevabı verebilmemiz için saklanan hayvan sayısının çok yüksek miktarda olması lazım. Saklanan hayvan sayısının yüksek miktarda olması için de saklayacak maddi dayanma imkânına ve alana sahip olunması gerekir. Türkiye’de, karkas eti saklayacak güce sahip işletmeler vardır belki ama besici var mıdır? Besicilik, süt hayvancılığından ayrı bir ihtisas alanı olduğuna göre, ülkemizdeki işletmelerimizden ne kadarı besi hayvancılığı yapmaktadır ve hayvan saklayarak piyasayı yönlendirecek güce sahiptir?

Geçen hafta, hayvancılık işletmelerimizin büyüklüklerini paylaşmıştım. İşletmelerin çoğunluğu, aile fertlerinin hayvanlarla ve yem tarımıyla bizzat ilgilendiği aile işletmeleri. Yine paylaşayım ve bu büyüklükteki işletme sahiplerinin, vurguncu olup olamayacaklarına siz karar verin (Büyük işletme sahipleri vurguncudur, demek istemiyorum elbette.).

Şöyle de bakabiliriz:

Besicilik madem bu kadar kârlı bir iştir, buzağı, dana veya kuzularını besicilere satanlar niçin beslemezler de satarlar?

Çünkü süt ve et hayvancılığı ayrı ihtisas alanlarıdır, ayrı usulleri ve zorlukları vardır. Besleyebilecek olsalar beslerlerdi zaten. Böylesine kârlı (!) işi kim kaçırmak ister?

Diğer bir bakış açısı da şu:

Besiciler dâhil, hayvancılıkla uğraşanların sayısının azaldığını bilmeyen yok. Niçin azalıyor? Niçin insanlar evlerini barklarını terk edip şehirlere göçüyorlar? Hayvancılık çok kârlı bir iş olduğu için mi?

Sonuç:

Yine yanılıyorsunuz Sayın Bakan.

Üreten insanlarla uğraşmayın lütfen.

Ve…

Bakalım besiciler; saklama, yağlandırma ve vurgun yapma gafına ne diyecek?

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın