Enflasyonu azdırırken suçüstü (!) yakalanan pazarcı masalı

0
150

Bu haftaki konumuz, yüksek enflasyon. Özelde ise gıda enflasyonu.

Yönetenlerimiz, yıllardır gıda enflasyonunu düşüreceklerini her söylediklerinde ben de kendilerine “Gıda fiyatları düşer mi? Cevap veriyorum: Düşmez.” başlıklı makalelerle karşılık verdim.

Gıda fiyatlarının düşmeyeceğinden, aksine hızla yükseleceğinden neden bu kadar emindim?

Emindim çünkü yöneticilerimizin yapacaklarını söyledikleri şeylerin bir kısmı henüz Türkiye için uygun değildi, şartlar uygun değildi, erkendi; asıl yapılması gerekenleri ise söylüyorlar fakat yapmaya yanaşmıyorlardı. Örneğin hep millî üretimden bahsediyorlardı ama -garip bir şekilde- artan, ithalat oluyordu.

İşin içinden çıkamayınca, 9 Aralık 2014’te, kısa adı “Gıda Komitesi” olan bir Komite kurdular. İçine, TÜİK’i, Merkez Bankasını ve birkaç bakanlığı koydular ve dediler ki: “Bu komite, gıda ve tarımsal ürün piyasalarını izleyecek, değerlendirecek, tedbirlere dair önerilerde bulunacak, böylece fiyat dalgalanmalarının önüne geçilecek vs. vs.”

Gıda Komitesi öyle bir pazarlandı ki sanki gıda ile ilgili sorunlarımızın tamamına çare bulunmuştu.

Aldıkları kararları takip ettim ve bir müddet sonra şu kanaate vardım:

Gıda Komitesi bu işin altından kalkamaz.

Kalkamadı. Niye kalkamayacağı ile ilgili de birkaç makale yazdım.

Yeni Yönetim Sistemi ile birlikte Komite kaldırıldı. Kaldırıldı da bir şeyler değişti mi? Hayır.

Söylemler aynı…

Sorunu aşmanın iki olmazsa olmazı var: Birincisi öz kaynaklarımızı verimli şekilde kullanmaktır ki bırakın verimi, hiç kullanılmayan o kadar çok kaynağımız var ki!.. İkincisi ise gıda üretimini bilim ve teknoloji ile desteklemektir.

Peki, sorunun kısa vadeli bir çözüm yolu var mı?

Bana göre yok, yönetenlerimize göre var.

Yönetenlerimizin, gıda enflasyonuna karşı buldukları yeni çözüm yolu, “zabıta denetimleri”.

Suçüstü (!) yakalanan pazarcı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “yüksek fiyatla ürün satanları zabıtaya şikâyet etmemizi” salık verince bir zabıta denetimi furyasıdır başladı.

(Ne hikmetse Cumhurbaşkanı söylemeden başlamadı. Söylemeseydi de -eminim- başlamayacaktı.)

Yönetenlerimizin, 16 yıldır şikâyet ettikleri halde niye mücadele etmediklerine veya ediyorlarsa niye güç yetiremediklerine bir anlam veremiyorsam da “vurguncuların gıda enflasyonunu arttırdığı” iddialarının yine de mantıklı bir tarafı var. Bana mantıksız gelen, vurguncuyla mücadele için “belediye zabıtalarının” görevlendirilmesi.

Televizyonlarda seyrediyor, gazetelerde okuyorsunuzdur; marketler ve pazarlar belediye zabıta amirleri, zabıtalar hatta belediye başkanları ile doldu taştı.

Denetimlerin en meşhur olanını anlatayım:

Yer, Gaziantep’in merkez Şahinbey ilçesindeki bir halk pazarı. Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, zabıta ekipleriyle birlikte pazarı denetlemeye geliyor. Oraya gelirken market ve manavları da denetlemiş. Uzatmayayım; vatandaş, domatesin pazarda 5 liraya satıldığını söyleyerek şikâyette bulunuyor. Başkan, derhâl müdahale ediyor ve pazarcıdan domatesin alış faturasını istiyor. Bir de ne görsün: Faturanın üzerinde “70 kr.” yazıyor. Başlıyor pazarcıyı azarlamaya: “Fiyatı düşür kardeşim. Bu fiyata satamazsın. Ya ucuza satarsın ya da tezgâhı kaldırırsın. Alışı 70 kuruş, 1 TL’ye satarsın, 1,5 TL’ye satarsın. Daha fazla satamazsın.”

Bu zamanda pazarcının domatesin kilosunu hâlden 70 kuruşa alması mümkün mü? Bu zamanda tarladan bedava alsanız bile 70 kuruşa mal edemezsiniz.

Nitekim pazarcı “malı 20 gün önce yeşilken aldığını, faturaların kendilerine öyle kesildiğini” söylüyor.

Test etmek kolay. Gidin hâlden toptan domates alın, bakalım kaç para isteyecekler ve faturayı kaçtan kesecekler.

Hatta gidin üreticiye, tarladan kaça alabileceksiniz görün.

Maliyet hesabına fireleri dâhil etmiyorum bile.

Belediye Başkanı’na da soracaklarım var:

Pazarcıyı pazardan kovdun. Peki, niye para cezası kesmedin? Kesemezsin, çünkü ortada suç yok. Sadece kovdun, çünkü pazarın patronu sensin, istediğine tezgâh açtırır istediğine açtırmazsın. Açarsa da sudan sebeplerle anasından emdiği sütü burnundan getirirsin.

Ya pazardaki diğer pazarcılar? Onlar domatesi 1-1,5 TL’den mi satıyorlardı? Ya diğer ürünlerin fiyatları ve onları satanlar? Hadi kapat pazarı bakalım kapatabiliyorsan “sayın başkan”.

Pazara gelmeden önce denetlediğin marketlerde hiç mi ağırlığından çalınan ürün yoktu? Ya da domates 1,5 TL’miydi? Alış faturalarında kaç para yazıyordu? Bunları da tespit ettin mi? Onlar hakkında da işlem başlattın mı? Onların dükkânını da kapatacak mısın? Zira o tezgâh, o pazarcı esnafının dükkânıydı.

Diğer marketler için de aynı durum söz konusu. Üstelik zincir marketlerin ürünlerini doğrudan üreticiden alma hakları var. Bilmem kaç bin şubeli marketler, aracısız mal alabildikleri halde sebzeyi meyveyi pazardan daha ucuz fiyata mı satıyorlar? Bunlara, fahiş fiyatla mal sattıkları için herhangi bir ceza verildiğini duydunuz mu? Ben duymadım. Duyan varsa ve bizimle de paylaşırsa memnun olurum.

Niçin duyamıyoruz? Çünkü kanunla tanımlanmış böyle bir suç yok. Suç yoksa ceza da olmaz.

Adam şu veya bu sebeple malına zam yapmış. Tekelleşme var mı? Yok. Narh var mı? Yok. Niye koymuyorsun? Yoksa ve koymuyorsan ceza da yok.

Bir konuyu daha hatırlatayım:

Her ne kadar gıda, önemine binaen gündemde ise de birçok mala yüksek zamlar yapıldı.

Gıda dışındaki ürünlerin fiyat denetimlerinin yapıldığını duydunuz veya gördünüz mü?

Ben duymadım ve görmedim.

Sebebi ne olabilir?

Basit: Gıda, insanların sağlığı ve cebi bakımlarından -açık ara- birinci sıradaki mecburi gider. Vazgeçilemez, ertelenemez. Seçmenin en hassas noktası.

Evet, gıda önceliklidir ancak enflasyon ve fahiş fiyat söz konusu olduğunda kanun ayrım yapmaz. Önce gıdaya bakın, demez. Kaldı ki gıda dışındaki ürünlerin genel enflasyona etkileri de küçümsenmeyecek oranlarda. Enflasyon sepetinde gıda kadar ağırlıkları olsa belki gıdayı da geçen zamlar yapılmış olduğuna şahit olacağız. Gelin görün ki bu zamlarla ilgilenen yok.

İşin ahlâki tarafına gelince:

İnsanlar, bugün sattıklarını yarın yerine koyamama ihtimali ile karşı karşıya kalırlarsa ve ihtiyaçları da onları zorlayacak ölçüde pahalanmışsa böyle davranırlar. Herkes böyle davranır. Kimse sütten çıkmış ak kaşık numarası yapmasın.

Benim açımdan bunun tek istisnası, ürünün, ağırlığı ve miktarı azaltıldığı halde, azaltılmamış algısı yaratacak şekilde ambalajlarda ve görüntüde sunulmasıdır.

Son söz

Pazarcı esnafını, fahiş fiyatla domates satıyor diye haber yapan ve yayınlayan bütün basın mensuplarını şiddetle kınıyorum.

Sonunda krizin ve enflasyonun sorumlusunu bulmuşsunuz! Aferin size!

Besicileri, et fiyatlarındaki artışın sorumlusu ilan eden eski sistemin son bakanına bile rahmet okuttunuz. Sistemler değişiyor ama sizin gibiler değişmiyor ne yazık ki!

Vurun gariban pazarcıya. Size de bu yakışır.

Bundan sonrasını da takip edin acar gazeteciler… Bakın hele, pazarcı pazardan kovulunca gıda enflasyonu düşecek, kriz sona erecek mi?

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın