Her yıl, 5 yaş altı 7 milyon çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybettiği günümüz dünyasında pek çok ülke, besin zenginleştirmeleriyle beslenme yetersizliklerini önlemeye gayret ediyor. Peki, besin zenginleştirme nedir ve besin zenginleştirme yöntemiyle beslenme yetersizliği sorunlarıyla başa çıkılabilir mi? Sabri Ülker Vakfı, sağlıklı yaşam ve beslenme dijital bilgi platformu olan “Bilim Bunu Konuşuyor”da bu kez besin zenginleştirme konusunu inceliyor.

Her yıl, 5 yaş altı 7 milyon çocuk yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybediyor. Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda vitamin ve mineral yetersizlikleri, yaygın olarak görülüyor. Küresel sağlık yükünün yüzde 10’undan sorumlu olduğu bilinen vitamin ve mineral yetersizlikleri, belirti göstererek veya göstermeden birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Demir, A vitamini ve iyot yetersizliği, dünyada en sık karşılaşılan mikro besin ögesi yetersizlikleri.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, demir eksikliği nedeniyle her yıl 800 bin kişi hayatını kaybediyor. A vitamini yetersizliği için de karşımıza benzer bir tablo çıkıyor. DSÖ verilerine göre, her yıl 5 yaş altı 7 milyon çocuk, vitamin ve mineral yetersizlikleri sebebiyle hayatını kaybediyor.

Besin zenginleştirmenin tarihçesi

M.Ö. 400’lü yıllarda doktor Melanpus’un, askerlerin güçlü ve daha enerjik hissetmesi için içeceklerine demir tozu eklemeyi önermesi, kaynaklarda ilk besin zenginleştirme uygulaması olarak yer alıyor.Ardından 1831 yılında Fransız doktor Boussingault, guatr hastalığının önlenebilmesi için tuza iyot eklenmesi fikrini gündeme getiriyor. Tuzun iyotla zenginleştirilmesi dünyada ilk olarak 1920’lerde İsviçre ve ABD’de başlatıldı. Özellikle I. ve II. Dünya Savaşı sırasında besin öğesi yetersizliklerini önleyebilmek için, besin işleme süreçlerinde tuza iyot, margarine A ve D vitamini, süte D, B1 ve B2 vitaminleri ile un ve ekmeğe demir eklenmesiyle birlikte besin zenginleştirme teknolojisi hayata geçirildi.

Besin zenginleştirme nedir ve nasıl uygulanır?

Toplumda veya özel bir grupta, yetersizliğinin düzeltilmesi/önlenmesi için besinlerde doğal olarak bulunmayan esansiyel besin ögelerinin besinlere eklenmesi “zenginleştirme” olarak tanımlanıyor. Besinlerde doğal olarak bulunan besin ögelerinin, toplumda yetersizliğinin düzeltilmesi/önlenmesi için besinlere ek olarak ilave edilmesi ise “güçlendirme” olarak tanımlanıyor. Codex Alimentarius’un (Gıda Kodeksi) “Temel Besin Maddelerinin Gıdalara Eklenmesinde Genel İlkeler”inde, besin zenginleştirme ve besin güçlendirme eş anlamlı kavramlar olarak belirtiliyor. Besinlerde taşıma, işleme ve depolama sırasında oluşan besin öğesi kayıplarını telafi etmek için besin ögelerinin eklenmesi ise “yerine koyma” olarak tanımlanıyor.

Besin zenginleştirmeleriyle beslenme yetersizliklerinin önlenebileceği stratejisini benimseyen ülkelerin çoğunda, başarılı uygulamaların da etkisiyle besin zenginleştirmeyi bir sağlık politikası haline geldi. Günümüzde yetersizliklerin görülme sıklığına bağlı olarak, devlet politikası haline gelen zorunlu veya endüstrinin tercihine bırakılan gönüllü zenginleştirme uygulamaları ise devam ediyor.

Dünyadan ve ülkemizden besin zenginleştirme örnekleri

Zorunlu zenginleştirmeye örnek olarak Orta Amerika’da görülen A vitamini yetersizliği ile mücadelede şekerin A vitaminiyle zenginleştirilmesi gösterilebilir.Bu politika ile birlikte El Salvador, Guatemala, Honduras ve Nikaragua gibi ülkelerde zenginleştirilmiş şeker, A vitamininin en önemli kaynağı haline geldi. Ülkemizde devam eden bir zorunlu zenginleştirme uygulaması ise T.C. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü’nün “İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” kapsamında, 1998 yılında hayata geçirilen “Sofra ve Gıda Sanayii Tuz Tebliği” doğrultusunda sofra tuzlarının 50-70 mg/kg potasyum iyodür veya 25-40 mg/kg potasyum iyodat ile zenginleştirilmesidir.1995 yılında iyotlu tuz kullanım sıklığı yüzde 18,2 iken 2008 yılında yapılan “Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması”nda bu oran yüzde 85,4’e yükseldi. Orta ve ağır düzeyde iyot yetersizliği sıklığı yüzde 58 iken, 2008’de bu oran yüzde 28.2’e geriledi. Günümüzde 120 ülkede tuzun iyot ile zenginleştirilmesi zorunlu bir uygulama olarak sürdürülüyor.

Amerikan Tıp Derneği Gıda Konseyi, sütün kalsiyum ve potasyum içeriğine ek olarak,D vitamini ile zenginleştirilmesinin raşitizmle mücadelede etkili olabileceğini bildirdi. Süt, kahvaltılık tahıllar, yoğurt, peynir, bebek maması ve margarinler, D vitamini ile gönüllü zenginleştirme uygulamalarında yaygın kullanılan besinlerdir. Un, ekmek gibi tahıllar da besin zenginleştirmelerinde kullanılmıştır. 1940’lı yıllarda unlar; tiamin, niasin, riboflavin ve demir ile zenginleştirildi. 1996 yılında bu besin öğelerine folik asit de eklendi. Ülkemizdeki un, ekmek ve diğer tahıllarda zorunlu bir zenginleştirme politikası uygulanmıyor. Ancak kahvaltılık tahıllar gönüllü olarak tiamin, riboflavin, demir ve folik asitle zenginleştiriliyor.

Sonuç olarak, besin zenginleştirme uygulamalarının, 1900’lerden günümüze besin ögesi yetersizlikleriyle mücadelede etkili ve başarılı olduğunu gösteren örnekler bulunuyor. Günümüzde, zorunlu ve gönüllü zenginleştirmelerin, iyot, demir gibi bazı besin ögesi yetersizlikleriyle mücadelede kayda değer fayda sağladığı da biliniyor. Ancak besin zenginleştirmelerinin bireysel düzeyde farklı etkilerinin olabileceği bildirilirken, uygun izlemlerin yapılmasının önemine de dikkat çekiliyor.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın