Amerika’da 600,000 nüfusa sahip bir eyalet, sergilediği GDO karşıtı duruşuyla Amerika’da GDO’lu tüm gıda ve içecek ürünlerinin etiketlerinin değişmesine sebep olmak üzere. 1 Temmuz 2016 itibariyle yürürlüğe girecek olan Vermont yasasının GDO’lu ürünler üzerindeki etkisi eyalet sınırlarını şimdiden aşmış durumda ancak yakın gelecekte bile bu yasanın geniş çaplı etkileri tam olarak tahmin edilemiyor. Peki, GDO’nun anavatanı Amerika’da tam olarak neler oluyor?  

Vermont Eyalet Valisi Peter Shumlin, 8 Mayıs 2014 tarihinde, Vermont’un genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) içeren gıda ve içeceklere ilk kez etiketleme zorunluluğu getiren eyalet olmasını sağlayacak yasaya imza attı. Eyaletin Montpelier şehrinde yer alan hükümet binasının önünde atılan bu imzayla birlikte Vermont, Amerika gıda endüstrisi ile ileriki tarihlerde Amerika Senatosuna kadar uzanan bir mücadeleyi de resmen başlatmış oldu.

Amerika’nın kuzeydoğu bölgesinde yer alan Vermont; yeşil doğası, gerçek akçaağacı şurubu, mandıraları ve saflığı ile nam salmış, tarımsal faaliyetlerin yoğunlukta olduğu bir eyalet. Her ne kadar biyomühendislik yöntemi ile geliştirilen gıdaların insan sağlığı üzerinde bir risk oluşturduğuna dair resmi bir belge bulunmasa da, çoğunluğun desteği ile Vermont Eyalet Meclisi tedbiri elden bırakmama kararını almayı başardı.

Yasanın imzalandığı gün hükümet binası önünde bulunan kalabalığa yaptığı konuşmada Vali Shumlin; “Vermontlular, gıdaya ve gıdanın nasıl üretildiğine önem verir. Satın aldığımız gıdalarda ne olduğunu bilmeye hakkımız olduğuna inanıyoruz. Genetiği değiştirilmiş gıdalara etiket zorunluluğu getirerek Amerika’da bu konuda öncü olmamızdan dolayı gurur duyuyorum.” açıklamasında bulundu.

GDO’lu gıdalara etiket zorunluluğu getirilmesi, tam da Vermont eyaletinde başlatılacak bir hareket. 600 bin’lik nüfusu ile Vermont, oldukça kendine özgü bir eyalet. Eyalette, Amerika’nın diğer tüm eyaletlerinden farklı olarak yol üzerinde reklam panolarının yer alması yasak, en büyük şehri sosyalist bir vali tarafından yönetiliyor ve “akçaağaç” ifadesinin gıdalar üzerinde yer alması ile ilgili oldukça katı politikalara sahipler.  Amerika’da kişi başına düşen inek sayısının en yüksek oranda olduğu eyalet, 1990’lı yılların ortalarına kadar Wal-Mart gibi perakende zincirlerinin eyalet içerisinde kendilerine yer bulabilmelerini çeşitli sebeplerle engellemeyi başarmış.

Ancak gıda endüstrisi açısından Vermont’un GDO etiketlemesi hamlesi, sol görüşün hakim olduğu eyaleti ilgilendirmenin de ötesinde, neredeyse tüm Amerikan gıda sistemini tehdit eden bir duruş aslında. 2013 yılında Vermont’ta GDO etiketlerinin ilk kez ciddi olarak ele alınmaya başlamasından beri zorunlu etiket uygulaması karşıtlarının en büyük endişeleri; sistemin çok karmaşık olmasının yanı sıra GDO’lu mısır, soya ve şekerin Amerika gıda tedariği içerisinde yoğun bir şekilde kullanılıyor olması. Dolayısıyla tek bir eyalette uygulanacak farklı bir sistemin eyalet sınırlarını aşmaması mümkün değil.

Vermont’ta yasanın imzalanmasının ardından büyük çaplı gıda şirketleri ve tarım lobileri bu konuda çalışmalarını hızlandırırken, Kongrede de Cumhuriyetçiler kışı, Vermont’ta imzalanan yasanın yanı sıra diğer eyaletlerde de çıkarılabilecek benzer yasaların üzerinde bir yasa hazırlamak ve bu konuda destek aramakla geçirdi. Gönüllülük esasına dayanan bir yasa üzerinde çalışan Cumhuriyetçilerin hedefi, GDO etiketlemesi ile ilgili eyaletlerin aşamayacağı bir standart getirmekti. Destekçileri, teoride yasayı ‘ihtiyati’ olarak adlandırmış olsa da, uygulamada böyle bir yasanın tek bir direkt etkisi olacaktı: Vermont’u durdurmak.

Vermont yasasının yürürlüğe giriş tarihi olan 1 Temmuz’a sayılı günler kala, Amerika’nın küçük bir eyaletinin çıkardığı bir yasanın sadece GDO’lar değil, politik olarak hassas her türlü madde konusunda ülke çapında ne sonuçlar getireceğini hala kimse tam olarak bilemiyor.

Bu yasa tasarısına karşı olanlar tasarıyı ‘Amerikalıları bilme hakkından mahrum bırakan yasa’, DARK Yasa olarak adlandırıyorlar. Karşıtlar, Senatör Jeff Merkley tarafından sunulan ve zorunlu etiketlere ülke genelinde standart getiren yasa tasarısını destekliyorlar.

16 Mart 2016 tarihinde Kansas Eyaleti Senatörü Pat Roberts tarafından Senato’ya sunulan yeni yasa tasarısı görüşmeleri sonucu kazanan taraf Vermont oldu. Yasa tasarısının Amerikan Senatosunda resmen görüşülmesi için gerekli 60 oya ulaşılamadı.

Vermont yasasının yürürlüğe giriş tarihi olan 1 Temmuz’a sayılı günler kala, Amerika’nın küçük bir eyaletinin çıkardığı bir yasanın sadece GDO’lar değil, politik olarak hassas her türlü madde konusunda ülke çapında ne sonuçlar getireceğini hala kimse tam olarak bilemiyor.

Politik açıdan GDO’lar, Amerika’da bu yılın öne çıkan konularından biri oldu. Senato’da oylamaya sunulan etiketleme yasası oylamasına paralel olarak, genetiği değiştirilmiş ve insan tüketimine uygun olduğu belirlenen somon balıklarının yasal olarak nasıl pazarlanacağına dair tartışmalar da yaşandı. Ancak bilimsel açıdan GDO’lar, hiç de yeni bir konu değil. Bitkilerin genetiğinin değiştirilmesini sağlayan teknoloji otuz yıldan eski. Teoride bu teknolojinin her ne kadar bitkilerin; tat, besin değeri ve dayanıklılığı gibi tüm özelliklerini iyileştirmek için kullanılabileceği söylense de, bu teknoloji bugüne kadar neredeyse tamamıyla bitkilerin tarım ilaçlarına karşı dirençlerini arttırmak için kullanıldı.

1996 yılında tarım işletmesi devi Monsanto’nun tarım ilacına dirençli ilk GDO’lu mısır türünü geliştirdiğini açıklamasının ardından, günümüzde Amerika’da yetiştirilen mısır, soya ve şeker pancarlarının %90’ından fazlasının GDO’lu olduğu bilinen bir gerçek.

GDO karşıtları, etiketlemenin bir sağlık uyarısı anlamına gelmediğini belirtiyorlar. GDO karşıtlarına göre bu etiketler, tüketicilere bu tarz gıdaların temsil ettiği ‘üretim sistemini destekleyip desteklemeyeceklerine’ karar verme fırsatı tanıyor.

Hükümetler, gıda ve gıda güvenliği konusunda çalışmalarda bulunan otoriteler ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi organizasyonlar, GDO’lu bitkilerin tüketiminin insan için güvenli olduğuna dair açıklamalarda bulundular. Diğer yandan GDO karşıtları, etiketlemenin bir sağlık uyarısı anlamına gelmediğini belirtiyorlar. GDO karşıtlarına göre bu etiketler, tüketicilere bu tarz gıdaların temsil ettiği ‘üretim sistemini destekleyip desteklemeyeceklerine’ karar verme fırsatı tanıyor.  GDO’lu ürün tarımı konusunda en büyük endişelerin başında, bu ürünlerin sağlık, çevre ve bitki çeşitliliği açısından uzun vadede öngörülemeyecek riskler taşıyor olabileceği geliyor. GDO karşıtları şimdiden ekin çeşitliliğinin azaldığına ve tarım ilaçlarının kullanımında muazzam bir artış yaşandığına dikkat çekiyor. Biyoteknoloji şirketleri ise GDO’lu ekinlerin verimi arttırdığını ve tarım ilacı kullanımının azalmasını sağladığını savunuyorlar. Şirketlere göre, dünya üzerinde daha fazla alanı tarıma açmadan hızla artan nüfusu besleyebilmek için bu teknoloji gerekli.

Şimdiye kadar aralarında Avrupa Birliği, Rusya ve Brezilya’nın da bulunduğu 60’tan fazla ülke, bu gıdalara sınırlama veya etiketleme zorunluluğu getirdi. Amerika’da ise GDO’lu gıdaların etiketlenmesi zorunlu olmadığından “GDO içermez” beyanı bir tür temiz-markalama/etiketleme mekanizmasının oluşmasını sağladı. Non-GMO Project adlı bağımsız bir kuruluş, şimdiye kadar 27,000’in üzerinde ürünü GDO’suz olarak sertifikalandırdı. Ancak şimdiye kadar gıda üreticileri hükümeti bu konudan uzak tutmayı başarmışlardı.

Gelelim Vermont’a. Yerel gıda hareketi ile gurur duyan eyalet, tarımsal pazarları diğer tüm eyaletlerden daha fazla destekliyor. Ayrıca eyalette kişi başına düşen sertifikalı organik tarım alanlarının miktarı diğer tüm eyaletlerin üzerinde. Eyaletin GDO’larla mücadelesi ise uzun bir geçmişe sahip.

1994 yılında Vermont eyaleti, ineklerde süt üretimini arttırmaya yönelik üretilen genetiği değiştirilmiş rBST adlı proteinin etiketlenmesi yönünde bir yasaya imza attı. Ancak bu yasa uzun ömürlü olmadı. İki yıl sonra federal bir mahkeme etiketleme yasasının, süt endüstrisinin Amerika Anayasanın ilk maddesinde yer alan haklarını çiğnediği yönünde karar verdi. Etiketleme konusu ilerki yıllarda Vermont Eyalet Meclisinde görüşülse de 2014 yılına kadar bir sonuca varılamamıştı.

Vermont’u gıda üreticileri ile ilk kez karşı karşıya getiren yasanın ardından diğer eyaletler de aynı yolda ilerlemeye başladı. 2012 yılında Kaliforniya eyaleti, GDO etiketlemesi yasasını halk oylamasına sundu.  Başta Monsanto olmak üzere büyük çaplı pek çok gıda ve tarım şirketinin yasanın kabul görmemesi için yaptıkları çalışmalarda 45 milyon doların üzerinde bir harcama yaptıkları Amerikan basınına yansıdı. Oylamayı sadece %3’e yakın bir farkla kazanan taraf endüstri olsa da bu gelişme, diğer eyaletlere aynı doğrultuda ilerleme konusunda cesaret verdi. Bir sonraki yıl Connecticut ve Maine’de GDO etiketleme yasaları meclislerden geçmeyi başardı. Ancak her iki yasa da, belli sayıda eyaletin benzer yasaları kabul etmeden yürürlüğe girmelerine engel teşkil eden maddelere sahip. Şimdiye kadar Amerika’da toplamda 30’dan fazla eyalette GDO’lu ürünlerin etiketlenmesi veya yasaklanmasına yönelik 70’den fazla yasa tasarısı görüşüldü.

Son olarak Vermont’ta imzalanan yasa ise yürürlüğe girmesine engel teşkil edecek hiçbir madde barındırmıyor. Yasa açık bir şekilde 1 Temmuz 2016 tarihi itibari ile market raflarında yer alan GDO’lu ürünlerin etiketlenmesini zorunlu kılıyor. GDO’lu ürünlerin etiketlenmemesi halinde ise gıda şirketleri ceza ödemek zorunda kalacak. Süt, et ve bazı belli ürünler ise şimdilik bu düzenlemeden muaf tutuluyor.

Yasanın imzalanmasından bir ay kadar sonra, eyalet kapsamında etiketleme çalışmalarına genel olarak karşı bir duruş sergileyen gıda endüstrisi ticaret birliği, Meyve, Sebze Üreticileri Derneği (GMA), Vermont eyaletine bir karşı dava açtı. GMA, Vermont eyaleti tarafından kabul edilen yasanın Amerikan Anayasası’nın ilk maddesinde yer alan hakları çiğnediği ve eyaletler arası ticaretin önünde engel oluşturduğu gerekçesiyle yasanın uygulamasının durdurulmasını talep etti. Ancak davanın görüşüldüğü federal eyalet mahkemesi, endüstrinin ihtiyati tedbir kararı talebini reddetti.

Konuyu Kongreye taşıyan şirketler ve tarım grupları, 2015 yılı Haziran ayında bir kanun teklifinin Kongreden geçmesini sağladılar. Endüstrinin “istek listesini” andıran kanun teklifine göre; Tarım Bakanlığı gönüllü bir “GDO içermez” sertifikasyon sisteminin kurulmasını sağlayacak, “doğal” ifadesinin GDO’lu gıdaları da kapsayacak şekilde tanımını yapacak ve bu kanun eyalet yasalarının üzerinde olacak. Ancak kanun tasarısı Senato tarafından değerlendirilme aşamasına gelemedi.

Devam edecek…

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın