2018’de gıda fiyatları: Tahminlerim

0
265

2018’de gıda fiyatları tüketicileri memnun edecek seviyede seyreder mi?

Malum, tüketiciler bakımından asıl soru bu.

Soruyu, muhtemel gelişmeler ve uygulamalar üzerinden cevaplayacağım.

Hayvan sayımı

Büyükbaş ve küçükbaş hayvan mevcudumuz konusunda tereddütleri olmayanımız yoktur sanırım.

Sayıyoruz da aslında; tarım sayımı yapıyoruz, işletme sayımı yapıyoruz, hayvan sayımı yapıyoruz fakat içine Gıda Tarım ve Hayvancılık bakanlarının da dâhil olduğu herkes, aradan henüz birkaç yıl geçmişken rakamlar hakkında tereddütlerini ifade etmeye başlıyorlar.

Son olarak, Aralık 2017 başında Bakan Fakıbaba, “31 Aralık 2017’ye kadar benim hayvan mevcudiyetim elimde olacak. (…) Tarım Bakanlığı bir mal varlığını bilmiyorsa iş yapıyorsunuz ama sermayenizi bilmiyorsunuz. Ne kadar üreteceğim? Ne kadar ithal edeceğim? Fiyat nasıl olmalı? Üç sene sonraki projeksiyon nedir? Bunları bilmeden, hayvan sayısını, buzağı, koçu, tekeyi bilmeden nasıl yapacaksınız? Ortada sayı yok.” dedi.

Yıllardır sabır ve sabırsızlıkla merak ettiğim rakamları yakında açıklalar diye umuyorum. Açıklandığında yorumlayacağım elbette. Sayım meselesini de ayrı bir makalede ele alacağım.

Sonuç:

Bakan Fakıbaba’nın itiraf ettiği durum düşünüldüğünde et fiyatlarının ucuzlaması mümkün değil.

Kuraklık

Malumunuz olduğu üzere bütün dünyada iklim değişiyor. Günlük hayatımızda aşırı yağışlar veya kuraklık olarak gözlemlediğimiz durum, bilim insanları tarafından, gıda üretiminin önündeki en önemli engeller olarak görülüyor.

Türkiye ise su fakiri sınırındaki bir ülke olarak, kuraklıktan en fazla etkilenecek ülkelerin başında sayılıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığının sitesi, konu ile ilgili verilerle dolu.

Bu şartlarda, suyunu, toprağını, tohumunu, hayvanını, merasını vs. verimli kullanamayan bir ülke olarak çok açık bir risk altındayız. Üretim planlaması yapmakta zorlanıyoruz. Nitekim 2018’in kurak geçeceğine dair veriler ardı ardına yayımlanıyor. Dolayısıyla olması muhtemel kuraklığın zamları daha şimdiden yapılmaya başlandı.

Sonuç:

Ürün bolluğu yaşadığımız senelerde bile gıda enflasyonunun başımıza bela olduğu düşünülürse kurak geçeceği söylenen 2018’de gıda fiyatlarının ucuzlama ihtimali yok.

Kurlar

Bütün dünya ülkeleri gibi biz de dış ticaretimizde dolar ve avroyu kullanıyoruz. Bu para birimleri TL karşısında değer kazandıkça, tarım ve hayvancılık girdilerimiz (enerji, yem, ilaç, tohum, gübre vs.) daha pahalı hale geliyor. Pahalılık, doğal olarak üretim maliyetlerine yansıyor.

2018’de de dolar ve avronun TL karşısında değer kazanmaya devam edeceği tahmin ediliyor.

Sonuç:

Girdi maliyetleri, dolayısıyla gıda fiyatları artmaya devam edecek.

Arazi toplulaştırması

Tarım arazilerimiz, miras yoluyla bölüne bölüne,tarımsal faaliyete imkân vermeyecek şekilde küçülmüş durumda. Diğer bir söyleyişle küçülen tarım arazilerinde yapılan tarımın maliyeti yüksek ve üretim, üreticiyi geçindirmeyecek kadar düşük miktarda. Tarım işletmelerimiz gibi hayvancılık işletmelerimizin çoğu da çok küçük ölçekli.

Bu sebeple birkaç yıl önce, -kabaca- arazi sahiplerinin parçalı arazilerinin karşılıklı takas yoluyla bir araya getirilmesine yönelik bir kanun çıkarıldı ancak arazi toplulaştırması, uzun yıllar alacak zor bir işlem. Toplulaştırma işleminin ülkemiz genelinde hangi sürede tamamlanmasının planlandığını ve uygulamanın hangi aşamada olduğunu da bilmiyoruz. Ayrıca toplulaştırma işlemi tamamlandığında umulan sonucun alınabilmesi, toplulaştırmadan bağımsız birçok değişkene de bağlı.

Sonuç:

2018 yılında, gıda fiyatlarında, arazi toplulaştırmaya bağlı bir ucuzluk beklenemez.

Destekler

Tarım ve hayvancılığımızın geleceği bakımından beni fazlasıyla heyecanlandıran ve umutlandıran projelerden birisi de Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli idi. Konuyla ilgili bir de makale kaleme almıştım (https://www.yasamicingida.com/tarim-havzalari-uretim-ve-destekleme-modeli/).

Modelin uygulanması ile neleri elde etmeyi umuyorduk?

“Biyolojik çeşitlilik, toprak ve su kaynaklarının korunması sağlanabilecek. Verimlilik artacak. Üreticinin kârı artacak. Arz talep dengesi sağlanacak. Alımlardan doğan kamu finansman yükü azalacak. Üretim planlaması ile uluslararası rekabet gücü artacak. Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde olası gelişmelerin önemli tarım ürünleri üzerine etkilerinin analizi yapılabilecek.”

Biraz teknik olduğunun farkındayım ama proje sahiplerinin anlatımı böyle.

Kısa ve yalın olarak şöyle tercüme edilebilir: Her bakımdan kazançlı çıkacağız. Herkes kazanacak.

Modelin, Bakan Mehdi Eker tarafından açıklanma tarihi 2009. Uygulamayı 2010’dan başlatırsak uygulamanın 9. yılındayız.

Peki, 9 yıl zarfında, gıda fiyatlarında, bu uygulamadan kaynaklanan bir ucuzluk oldu mu?

Hayır.

Sonuç:

2018’de, Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli kaynaklı bir ucuzluk olmayacağı anlaşılıyor.

On beş yıl içinde tarım ve hayvancılığa sadece hibe olarak yapılan 110 milyar TL’den fazla destekten sonra geldiğimiz noktayı da kısaca değerlendireyim:

Fiyatlarda desteklerden kaynaklı bir ucuzluk oldu mu?

Hayır.

İhtiyacın çok üzerinde ürettiğimiz ürünlerde bari bir ucuzluk oldu mu?

Hayır.

Hatta şöyle bile diyebilirim: Destek miktarı arttıkça ürün fiyatları da arttı!

Sonuç:

2018’de, gıda fiyatlarında, desteklerden kaynaklı bir ucuzlama beklemiyorum.

Destek alımları tarafından baktığımızda ise daha garip bir durumla karşı karşıyayız:

Bu uygulamada, üreticiyi korumak maksadıyla da olsa, üretici fiyatlarını arttıran devlet. Üretici fiyatları ne kadar artarsa, tüketici fiyatları da en az o oranda artar.

Sonuç: Devletin de katkısıyla 2018’de gıda fiyatlarında bir ucuzluk olmaz.

Otlak ve meraların ıslahı

Et fiyatlarında mutlak ucuzluk sağlayacak en önemli uygulama, otlak ve meraların üretime açılmasıdır.

Islah çalışmalarının çok yavaş ilerlediğini biliyoruz.

Islah edilmesi gereken otlak ve meraların ne kadarının ıslah edildiğini bilmiyoruz. Islahı tamamlanan otlak ve meraların ne kadarı kullanıma açıldı bilmiyoruz. Islahların ne kadar zamanda tamamlanmasının planlandığını bilmiyoruz. Terör nedeniyle kullanımı yasaklandığı için atıl halde bulunan fakat bu yıl içinde tekrar kullanıma açılacağı söylenen otlak ve meraların hayvancılığımıza ne ölçüde olumlu katkı yapacağını bilmiyoruz.

Sonuç:

Otlak ve meraların ıslah çalışmalarının, 2018’de, gıda fiyatlarının ucuzlamasına bir katkısı olmayacaktır.

Tarım arazilerinin koruma altına alınması

Tarım arazilerinin “tarımsal sit alanı” kabul edilerek mevzuatla korunması kararının 2017’de uygulamaya konulması kararını çok önemsiyorum. Yılda 100 bin hektar tarım arazisini ranta teslim eden bir ülke için çok önemli bir karar.

Aralık 2017’de Bakan Fakıbaba’dan öğrendiğimize göre, bir yıl içinde, toplam 6 milyon hektara karşılık gelen 192 ova “tarımsal sit alanı” ilan edilmiş. Sayının önce 245’e çıkarılması, ardından daha da arttırılması planlanıyor.

Umarım, yine mevzuatlara eklenen uyduruk sebeplerle sit alanları, rant alanlarına dönüştürülmez.

Sonuç:

Koruma uygulaması, 2018’de gıda fiyatlarının ucuzlamasına katkı yapmaz çünkü bunlar zaten ekilip dikilen, üretim yapılan araziler.

İthalat

2018’de gıda fiyatlarını ucuzlatabilecek tek uygulama ham, yarı mamul veya mamul gıda ürünleri ithalatı olabilir. Türk lirasının, dolar ve avro karşısındaki değer kaybına rağmen, gıda fiyatları genel olarak yurt dışında daha ucuz ya da çok daha ucuz.

Böyle olmakla birlikte, yeterli üretim alanları ve insan gücü varken sırf ucuz diye gıda ürünü ithal etmek, “sosyal, ekonomik ve stratejik” sebeplerle mümkün değil. Belki kısa süreli olarak denenebilir ancak yapısal sorunlar çözülmeden denenirse o sürenin sonunda acısı hepimizden misliyle çıkar.

Sonuç:

Dolayısıyla 2018’de gıda fiyatlarının ucuzlaması için ithalat bir seçenek değil.

Hal Yasası

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfekçi, 2016’nın sonlarına doğru, Yeni Hal Yasası’ndan beklentilerini, sebze ve meyvede mevsimsel etkilerin ve taleplerin fiyatları belirlediğini belirttikten sonra şöyle açıklamıştı:

“Bu aralıktaki fiyatlarda oynaklık özellikle Türkiye’de çok fazla. Bu oynaklığı biraz daha daraltabilir miyiz çabası içindeyiz. Antalya Hali, özellikle çiftçilerin ve tüccarların direkt olarak ürünlerini getirip pazarladıkları, fiyatın da arz ve talebe göre oluştuğu bir hal. Fiyatlara bakıldığında gerçekten abartıldığı gibi olmadığını gördük. Fiyatların makul ancak asıl problem buradan çıkan ürünün tüketiciye ulaşırken ikiye üçe katlanması.”

“Bunu çözme noktasında esnaf nakliye fiyatlarının yüksekliğinden, tüketiciye ulaşırken farklı zincirler olmasından şikayet ediyorlar. Bu nakliye sırasında tarladan hallere gelirken halden de manavlara ve marketlere giderken, pazara giderken farkların oluştuğu, bu farkların azaltılması halinde fiyatların düşeceğini dile getiriyorlar ancak mesela bir elmada 7-8 çeşit var ve her çeşidin fiyatı da kendi içinde farklı, biz genel anlamda elma, domates, mandalina diyoruz ama her bir ürün kendi içinde farklı cins ve farklı üretim çeşitlerine sahip. Fiyatlandırılırken buna da dikkat etmek lazım, her ürün cinsine göre sınıflandırılıyor ve hepsi birbirinden farklı fiyata satılıyor.”

Ben, Antalya Hali örneği üzerinden yapılan bu açıklamayı, Yeni Hal Yasası’nın, tüketici fiyatlarının ucuzlayacağı beklentisinin, bizzat Bakan tarafından gerçekleşmeyeceğinin ilan edildiği bir açıklama olarak değerlendiriyorum çünkü Yeni Hal Yasası, hal dışındaki hiçbir soruna çare değil. Hal içine çare mi? Uygulamayı bir görelim bakalım.

Sonuç:

Yeni Hal Yasası, 2018’de, gıda fiyatlarını ucuzlatmayacaktır.

Lisanslı depoculuk

İster bizdeki TMO gibi devlet eliyle ister gelişmiş ülkelerdeki gibi özel sektör tarafından işletilsin, depoculuk, özellikle daneli tarım ürünleri ve meyvecilik piyasalarının düzenlenmesinde çok önemli bir yere sahip.

Daneli tarım ürünlerinde özel sektör depoculuğunun olmazsa olmazı ise ürün borsaları.

Türkiye, TMO kanalıyla uygulanan depocuğu, ürün borsalarına da işlerlik kazandırmak suretiyle özel sektöre devretmek istiyor. Yıllardır da bunun çalışmaları yapılıyor ancak özel sektör, açıklanan teşviklere rağmen, depoculuk konusunda hiç istekli değil.

Niçin?

Özel sektör, yatırımının karşılığını alamayacağını düşünüyor.

TMO ise üretici fiyatlarının yüksek kalmasını sağlamaya çalışıyor. Yüksek perakende fiyatlara müdahale ederek fiyatları ucuzlattığına dair örneğe de pek rastlamadım. Güncel olduğu için yazayım: Fiskobirlik, fındığı ortalama 10 TL/kg fiyata aldı. Peki, kaç TL’den satıyor. Özel sektör perakende fiyatları ile arasında fark var mı? Ortalama fiyatlara bakıldığında, yok.

Bu sebeplerle, kim tarafından işletilirse işletilsin, depoculuğun, tarım sektörü için birçok bakımdan elzem olmakla birlikte, “Türkiye’de gıda fiyatlarının düşmesine katkı yapacağı” iddiası, özellikle bizim gibi ülkelerde dayanaktan tamamen yoksun bir iddia.

Nitekim arzu edilen çapta olmasa da var olan uygulamaların, tüketici fiyatlarının ucuzlamasına katkı yaptığı da iddia edilemez.

Sonuç:

Ne depoların özel sektör eliyle işletilmesi ne de ürün borsaları gıda fiyatlarının ucuzlamasını sağlamaz.

Kayıpların azaltılması

Kayıplar, tarım ve hayvancılığımızın bana en ıstırap veren konusu.

Kayıpların azaltılması, sebepleriyle ve tedbirleriyle her ürün grubu için ayrı ayrı düşünülmesi ve acilen ele alınması gereken çok kapsamlı bir konu. Tarımda ölçek, taşıma ve saklama sorunları da dikkate alındığında çözümü uzun yıllar alacak bir sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız. Kaynak ve eleman sorunları üzerinden düşününce kayıplar sorununu çözmeye “hayvancılıktan” başlamak gerekir diye düşünüyorum.

Sonuç:

2018’de kayıpların azaltılması yoluyla gıda fiyatlarını ucuzlatmak mümkün değil.

Üretici birliklerinin yaygınlaştırılması

Üreticilerin bir araya geldiği bütün kuruluşlar, öncelikle üretici maliyetlerini aşağı çekmek ve ürünün, üreticiyi memnun edecek fiyattan satılmasını sağlamak maksadıyla kurulurlar. Dünyada ve az da olsa Türkiye’de iyi örnekleri vardır.

Türkiye’de üretici birliklerinin yaygınlaştırılması konusu tartışılırken birliklerin kuruluş amaçlarına “tüketiciye uygun fiyata ürün ulaştırmak” da ekleniyor. Bu ekleme yapılmalı mıdır yapılmamalı mıdır ayrı konu. Sonuçta onlar da üretici adına ticaret yapıyorlar ve piyasada nasıl tutunacaklarına kendileri karar verirler. Gelin biz, 2018 gıda fiyatları beklentilerimize, halihazırdaki birliklerin tüketici fiyatları üzerinden bakalım.

Çıkıp dolaşmanıza gerek yok, birliklerin internet üzerinden sattıkları ürünlerin fiyatları ile özel sektörün aynı ürüne biçtiği fiyatları karşılaştırdığınızda arada pek de fark olmadığını görürsünüz.

Sonuç:

2018’de, üretici birliklerini çoğaltmak yoluyla fiyatları ucuzlatmak da mümkün görünmüyor.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın